25 Mayıs 2011
Edebiyatın merkezine koyduğum bir adam için; neredeyse dünyanın, kesinlikle Türkiye’nin merkezi olan bir şehre seyahatten bahsediyorum. Can Yayınları ile İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle, Şilili Yazar Luis Sepulveda’nın ilk dersini 30 Nisan 2011′de vermiş olduğu ‘Latin Amerika’nın Kesik Damarları / Latin Amerika Edebiyatı Seminerleri’ idi konumuz. 7 Mayıs 2011′de Bilgi üniversitesi’nin Seminer konuğu Murat Belge, konu [...]
12 Mayıs 2011
Çok ilginç, kendi çocuğuma doğmadan önce böyle bir yazı yazmamıştım. O zaman internet teknolojisi bu kadar gelişmiş değildi. Ama insan beyni yine de düşünebiliyordu. Şimdi ise düşünceleri kablosuz, elektriksiz, kalemsiz, kâğıtsız oturduğumuz hatta yattığımız yerden bu sanal ortama yüklüyoruz ve birilerinin okuyacağını umuyoruz. Tıpkı senin de büyüyünce bunları okuyacağını umduğum gibi. Çünkü bu gece dünyanın [...]
07 Nisan 2011
Dün bir yolculuğa çıktım anne. Yanımda beni ilk gördüğü andan itibaren karşılıksız inanılmaz çok seven o mavi gözlü köpek vardı. Ben nereye gitsem o da geldi. Arabayla yollar kat ettik onunla. Nerde mola verip bir çay içsem, hangi lokantada durup yemek yesem ayaklarımın dibinden ayrılmadı anne. Arabada yanımdaki koltukta oturdu. Hep beni sevdi hiç ayrılmadı. [...]
17 Mart 2011
İnsanın beyni hep öngörüldüğü şekilde işlemiyor. Olmadık çocukluk anıları olmadık hücrelerden fırlayıp yolunu tıkıyorlar mesela yeni üzüntülerin. Ya da trafik istediğiniz gibi akmıyor vücudunuzun kırk tilkiden haramilerce kurtarılmış aslında başkent olmayan yedi loblu başkentinde. İlle de bir köprü trafiği karşıdan karşıya geçmeye çalışan fikirlerinize sağa ya da sola baktı demeden henüz olmayan üçüncü köprü güzergâhına sürüklerken [...]
07 Mart 2011
Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç kız vardı. Büyük büyük büyük büyük annesi Hürrem Sultan sarayda dekolte ile gezerdi. Çünkü Sultan Süleyman bilirdi ki, haremağalarından ona zarar gelmezdi. Anadolu anam oldu toprağıysa sadık yarim arı oldu oğul verdi koyun oldu kuzu verdi çamlarından sızıverdi Balahatun’dan beri rızkım Sultan Süleyman’a kalmayan dünya, imparatorluğa da mezar [...]
04 Mart 2011
Sanırım her şeyi baştan anlatmam, hafızalara bir re – start yapmam gerekiyor. Mesela salondaki sehpa / masamızın üzerindeki fotoğraflardan? Babamın hayatındaki o ilk ve tek anları sabitlemiş olan resimleri ben bir araya getirmedim. Onlar inanılmaz bir şekilde bir kutuda bir aradaydılar ama bir fotoğraflar bırakın hafızalarda kalsın. Hem zaten bilenler bilir babamı. Şimdiki halini bilenler, [...]
21 Şubat 2011
… Kocaman bir A harfi görüyorum dönüş yolunda… Atatürk Havalimanı’nın A’sı olsa gerek… Oh be diyorum… Bülbülü altın kafese koymuşlar, yine de İstanbul demiş. Abartmayalım. 4 gece 5 gün turla gidilen yurtdışı tatilinde havaalanında memleket toprağı öpmeye kadar hasret yaşanmıyor. Ama marketler peynir cenneti iken 4 yıldızlı otellerde peynirsiz, narenciye yetişmesi gerekirken mandalina boyutunda portakallarla meyvesiz kaldık. [...]
29 Ocak 2011
Adını kol saatinin kayışına tırnağıyla mı kazımış, kurşunlanmasına sebep olduğu onca Türk askerinin? Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte onlar benden uzak diyerek başsız bıraktığı örgütünde nice ak gerdandan helal süt emmiş evlatların kırmızı kanlarına beyaz zehir zerk edilmesine yardım yataklık aracılık ve bizzat satıcılık şerefsizliğini artık kimlerin neleri satarak ve ne kadarını kendi [...]
19 Ocak 2011
Hepimizin bildiği gibi SGK 2010 yılında, ilacın fabrikadan depoya, eczaneden hastaya kadar bütün aşamalarını izlemeye (güya) imkân tanıyacak olan karekod uygulamasını başlattı. İlaç kutularına bu (karekod okuyucuya okutulduğu zaman ilacın son kullanma tarihi de dâhil pek çok harf ya da rakamdan oluşan) karekod denen küçük minik kareler basılacaktı. Fakat piyasaya uygulamadan önce sürülmüş olan ürünlerde karekod [...]
11 Ocak 2011
“…Ve kayığına bindi… Yanına bir anlam aldı… Açıldı…” Uyandığında boğulmuştu. Otopsi masasında yatmaktaydı. O ise hala açık denizde bir Mavi Balina tarafından yutulmuş Gepetto’yu düşünmekteydi. Otopside karnında Habil ile Kabil’i buldular. Kim bilir ne zaman yutmuştu katil ile maktulü. Kardeş kavgasının ilk örneği kendisi tarafından sonlandırılmıştı demek. Bu insanlık tarihinde büyük değişikliğe yol açmış olmalıydı. [...]
10 Ocak 2011
(Fonda Haluk Levent’in sesi: On dört bin yıl gezdim pervanelikte / Sıdkı ismin duydum divanelikte) Hollywood’un çektiği en akıllıca film ‘How the Grinch Stole Christmas’dır bence. Birileri onların ‘krismıs’ı olan 24 Aralık gecesini ya da bizde 31 Aralık gecesi kutlanan ‘yılbaşı’nı ve hatta hayatımızdaki tüm önemli gün ve haftaları çalmalı diye düşündüm 31 Aralık 2010 [...]
06 Ocak 2011
Başrollerde henüz yüzünden bir önceki sansasyonel dizisinin pudrası silinmemiş Nebahat Çehre ile, ‘The Magnificient’ lakabı almış koskoca bir Osmanlı sultanı gibi değil de her an haremdeki kadınlardan birine aşık olması işten bile değilmiş gibi bakan Halit Ergenç’in oynaması hatasıyla başlayan diziyi, uğraşılarak dikildiği ve epey para harcandığı belli olan kostümleri de kurtaramayacak maalesef. Kocaman adamların [...]
30 Aralık 2010
Gözleri fettan bir güzel sabah sabah saydı bana Yedi tepeli şehrimden bakılır hem Güneş hem Ay hem Sinan’a Az giderken uz giderken dere tepe düz giderken Henüz yedi kış yedi yaz yedi güz erken Benden selam olsun Bolu Beyi’ne derken Dağlar seni delik delik tünel tünel deleyim Sevdiğimi eller aldı sen doldur ben içeyim Beni Mexico [...]
22 Aralık 2010
Çuvaldızı kendimize batırdık, bilmem üstüne alınan oldu mu? Film eleştirisi deyince şimdi de iğneyi başkasına batırmanın zamanı diye düşünüyorum. Filmimiz Türkiye vizyona girdiği ismi ile ‘Harry Potter ve Ölüm Yadigârları’, orijinal ismi ile ‘Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1’ Öncelikle bu bir roman uyarlaması olduğu için romanı ve yazarını filmden ayrı tutmak mümkün [...]
11 Aralık 2010
Mahzun Kırmızıgül’ün şanssızlığı onu Yavuz Turgul’la karşılaştıracak olmam. Bu, ilkokul ikiye giden oğlumun resimlerini Picasso’nun Guernica’sı ile karşılaştırmak gibi. Allah’tan bizim çocuk ressam olacağım diye tutturmuyor da biz de ona milyon dolarlık bütçelerle Amerika’larda eğitim falan aldırmaya kalkışmıyoruz. Her şeyden önce polisiye filmlerdeki kovalamaca, kaçış vs sahnelerini biz Amerikan filmlerinde gördük ilk. O yüzden dilimizde [...]