Çift Düğüm

08 Haziran of 2011 by

Bhagsu, Dharamsala, 16 Kasım’06

Kütüphanedeyim. Birçok kitap var, kesinlikle okumak isteyebileceğim türden kitaplar ama maalesef dilden dolayı bu imkânsız. O nedenle şöyle bir göz gezdirmek durumunda kalıyorum. Kütüphaneyi dışarıdan bir perde ayırıyor. Duvarda kocaman bir Hindistan haritası var. Şu an Dharamsala’yım ve buradan nereye gideceğim? Büyük bir ihtimal Yeni Delhi’ye…

İstediğim yöne gidebilirim. İşaretlere bakıyorum. Kendi izimi sürüyorum. Ne zaman nerede olacağımı öngöremediğim bir bilinmezin içinde olmanın tadıyla bir uçurtma gibi bırakmak istiyorum kendimi. Yine de hissettiğim bir şey var; nereye gidersem gideyim kendimi de her şeyiyle yanımda götürüyorum. Düşüncelerin eşliği bitmek bilmiyor. Bir zamanlar; belki çocukluğumun geçtiği yıllar, belki sonrası benliğime attığım çift düğümler bırakmak isteyip de bırakamadıklarımı benimle birlikte sürüklüyor…

Bugün ‘grupla görüşme’ dersinde Tibet ve Tibet kültürü konuşuldu. İngilizcem sürekli pratik yapmaktan dolayı daha iyi bir halde. Konuşulanları anlıyorum, söylemek istediğim doğru kelimeleri bulamayınca daha basit anlatmaya çalışıyorum ama anlaşılıyorum. Konuşmalar insanların, toplumların, kültürlerin birbirini nasıl etkilediği ile ilgiliydi.

Benim bildiğim; Tibet, Çin Tibet’i işgal etmeden önce çok kapalı bir toplumdu, yabancılara karşı aşırı çekingen ve uzak duran tavırları işgalden sonra değişmişti. Eskiden manastırlarda yapılan ritüellere bir yabancının katılması imkânsızdı. Şimdi ise insanlar manastırlara girebiliyor, ritüelleri dinleyebiliyorlar. Belki de Tibet kendisinin de öngörmediği bir şekilde elindekileri paylaşıyor. İnsanlar birbirlerinden öğreniyorlar. Tibet kanımca insanlığa ruhsallığı hatırlatıyor. Tibet’in sırlar mağarasının, dünyadaki tek ruhsal yaşamın yaşandığı Shambala’nın Himalayaların bilinmeyen, görülmeyen ve bulunamayan bir yerinde olduğunun konuşulması rastlantı değil. Sakin, güler yüzlü, azla yetinen bu insanları seviyorum. Giyim şekilleri, kültürleri, inançları bana çok sevimli ve yakın geliyor. Onları tanımış olmaktan, onlara bu kadar yakın durmaktan dolayı doğrusu çok mutluyum. Onlarla aramızda genetik ve ruhsal bir bağ olduğunu da içten içe hep hissettiğim bir şeydi…

Diğer taraftan konuşmaları izliyorum. Herkes bir diğerini çok güzel dinliyor, lafını bölmeden sonuna kadar. Gruplar kendi arasında görüştükten sonra her grubun lideri konuşmanın bağlandığı yeri kısaca söz alarak diğer gruplarla paylaşıyor. Böylece herkes konuşulanlardan haberdar oluyor.

Dersten sonra hep birlikte bir sunak yerine gittik. O sunak yerinde herkes teker teker ayakta söz alarak kendi dilinden bir ‘dua’ okudu. Bu kısım doğrusu çok güzeldi. Duygu yüklüydü. İnsanları, dillerin, dinlerin tanımlayamadığı ve duyguların kelimelere sığamadığı bir andı. Ben de Türkçe olarak duamı okudum…

Akşam yemeğinde yine değişik yemekler karşıladı bizi. Tabakları elimize alıp dağıldık. Kimimiz ormana bakan tahtalara oturdu, kimimiz masalara geçti, kimimiz yalnızdı, kimimiz neşeli bir gruba katılmıştı.

Yemekten sonra biraz gompada kaldım. Gözlerimi kapattım ve meditasyon halinde kaldım. Ardından odaya geçtim. Ders bitiminden ve yemekten sonra dışarıda kimse kalmıyor. Herkes odasına çekiliyor.

Oda arkadaşım Lili, odaya benden hemen sonra geldi. Bir süre günlüğüne yazdı. Ardından bir tütsü yaktık ve ışıkları kapattık.

 

 

Previous:

Yoga

Next:

Bodhisattva

You may also like

Post a new comment