Çılgın Proje Kanal İstanbul’a İnat: Çılgın Türkler Kanmaz İstanbul

04 Haziran of 2011 by

El insaaaf minel vicdaaan! İçim acıyor acıyor acıyor. Bu proje hakikaten çılgın. Beni deli ediyor. Benim gibi doğallığı bozmaya karşı olan insanları çıldırtıyor. İnsanoğlu eline matkap alıp orayı burayı delik deşik eden haşarı, şımarık bir çocuk gibi davranıyor şu dünyaya. Eline neşter almış bilinçsiz sözde doktorlar estetik yapıp yüzünü düzelteceğiz diyor; ama botokstan yüzü gözü balon gibi şişmiş bir hale gidiyor zavallı şehir İstanbul.


Nedir bu şehri Dubaileştirme çalışmaları? Burası Dubai değil ki. Her yer kum değil ki. Yap – boz oyunu oynar gibi yapay adalara ihtiyacı mı var İstanbul’un Allah aşkına? Her yeri kumdan yere ne yaparsan yap, yık, yap ve yeniden yık; kum kumdur. Öyle de kumdur böyle de kumdur. Ama İstanbul’un doğallığını bozduğunda kumdan değil ki bir daha kuma gitsin. Gidenleri bir daha geri getirebilir misin?

Modern olmak nedir? New York gibi her yere gökdelenler dikmek midir? İstediğimiz yeri oyun hamuru gibi elimizde yoğurup istediğimiz şekli vermek midir? Modern; ‘bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan’ demektir. Dünya çölleşmeye, susuzluğa, topraksız kalmaya doğru giderken, doğanın önemi çağımızda bu kadar fazlayken ve gün geçtikçe daha da artarken böyle ‘çağ dışı projeler’ düşünmek modern bir hareket değildir.

Çölün ortasında susuzluktan kurumuş bir insan için su mu değerlidir; yoksa para mı? Para bulduğunda mı sevinir; vaha bulduğunda mı? İşte aynen gelecekte de böyle olacak. Çölleşen dünyada para içinde boğulan bir ülke değil; her yerinden tertemiz sular fışkıran, taptaze topraklara, yemyeşil alanlara sahip ülkeler ‘zengin ülke’ diye nitelendirilecek. Hem maneviyatı, hem maddiyatıyla hak edecekler bu sıfatı. Sadece ekonomiyi düşünerek; insanı, doğayı, sosyal ve kültürel değerleri düşünmeden, maneviyattan kopuk, tamamen maddiyata yönelik siyaset yapmak ‘modern siyaset’ değildir.

Modern olmak; öncelikli olarak doğaya ve onun içindeki insan, hayvan, bitki vs gibi her bir unsura saygı duymaktır. Bütün bu unsurların bir arada, birbirinin tepesine binmeden, zarar vermeden, uyumla yaşaması demektir. Modernliğimizle övünüyoruz ya. Gidin dünyanın en kendi halindeki yerinde bir kabile bulun. İlkel diyoruz onlara. Bakın ilkel biz miyiz onlar mı? Modern biz miyiz onlar mı? Bizden kat be kat saygılılar birbirlerinin haklarına. Bizden kat be kat saygılılar doğaya. ‘Uygar, modern’ sıfatı asıl onlara yakışır.

Doğayı hep ‘ana’ya benzetiyoruz. Doğa ana, tabiat ana diyoruz. Sıcak kollarıyla bizi sarmalayan, hem bedenimizi hem ruhumuzu besleyen doğa anamıza neler yapıyoruz. Biz anamıza kıyıyoruz; bağrını deliyor, canını acıtıyoruz. Bir ana çocuklarının eziyetine ne zamana kadar kayıtsız kalır? Ah etmez mi? Bir ana ah ettiğinde ne olur? Niye görüyoruz sürekli çevresel felaketleri? Anamızın bedduası tutuyor olmasın? Ne kadar kızarsa kızsın çocuğuna bakmaya devam edecek doğa ana. Ta ki kendisi hasta olup, artık verecek bir şeyi kalmayana kadar. O zaman kim kurtaracak bakalım bizi? Yarın bir gün kocasının kötülüğüne dayanamayan zavallı kadın İstanbul da bizi silkeleyip ‘Yeter!’ diye üstünden atmasın? Kendinden koparılan parçasına öylece bakmayacak. Mazlum ananın, mazlum kadının ahı öyle ya da böyle bir gün tutacak.

İzmit depreminde ne olduğunu unuttuk. Sahillerde denizin doldurulduğu yerleri bir hamlede geri aldı tabiat ana. ‘Üzerinde oturduğunuz kara parçası yetmedi mi; az mı geldi ki denizleri dolduruyorsunuz?’ dedi. ‘Modern olmak bu mu? Denizi dolduracağına denizin gerisindeki boş kara parçalarına yayıl’ diye uyardı. Kusursuz doğaya kusur bulmak bize düşmüyor çünkü. Sahillerin doğal güzelliğini bozmamak yine bize yarar sağlamıyor mu? Buna kadar neler gördük neler. Verdiğimiz her zararın karşılığını zarar olarak aldık. Rüzgâr ektik; fırtına biçtik. Ama hala ders almadık.

Ey gidi atalarının deli kanı bulaşmış Çılgın Türkler! Sırf para için güzel İstanbul’unu kimseye mahvettirme. Ona sahip çık ve dünyanın sana layık gördüğü ‘çılgın’ sıfatını hak et. Kanal İstanbul mu İstanbul’u kurtaracak? Hayır kurtarmayacak. Aksine dokusunu kaybedecek İstanbul. O artık Fatih’in fethettiği nadide şehir olmayacak.

Özellikle son birkaç yıldır memleketin her yeri deli gibi katliama uğruyor. ‘Anadolu’yu Vermeyeceğiz’ diye bas bas bağıran yurdum insanı bir de ‘İstanbul’u Vermeyeceğiz’ diye mi dökülsün yollara? Çılgın, çılgını görünce sopasını saklarmış. Çılgın Türkler, Çılgın Proje’ye karşı… Bakalım kim sopasını saklayacak?

Sırada hangi şehirler var? İzmir mi? Daha başka? Hücum hücum üstüne… Sanıyorlar ki bu kadar çok hücuma kimse yetişemez. Ama yanılıyorlar. Tarih tekerrürden ibarettir. Bu kadar hücuma yetecek kadar Çılgın Türk’ün olduğunu unutuyorlar. Bütün kalbimle inanıyorum: ‘Çılgın Türkler Kanmaz.’ Ve en derinimden diliyorum: ‘Kanma sakın İstanbul.’

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Atık Yağları Dökme! ‘Alo Atık Hattı’nı Ara! Hem ‘Doğa’ Hem ‘Ekonomi’ Kazansın!

Next:

“Iyy! Kedii!” Dediğinde Bir İnsan, Diyebilse Bir Kedi “Iyy! İnsaan!”

You may also like

Post a new comment