Cinsel Güdüler

06 Ocak of 2011 by

Dünyanın çok önemli uygarlıklarına sahne olmuş bu yerlerde hala çok ilkel ve kendini tekrar eden bir yaşam görmek!

Çok fazla genelleme yapmamak adına gayret etmeye çalışıyorum ama bu coğrafyada kime merhaba dediysem senden hoşlanıyorum dedi veya o tavırlar içine girdi. Hayatımın dakika bir gol bir evlenme tekliflerini de bu coğrafyada aldım. Bu benim karşı konulamaz çekim gücümden değil o insanların beni sadece bir kadın olarak görmesinde gizlidir!

Aklıma çölde ata bindiğim o an geliyor. Henüz dörtnala gitmeye cesaret edemediğim ama bu denli bir boşluk bulmuşken de atla koşarken o rüzgârı hissetmek istediğim için adamın ata birlikte binme teklifine evet dedim. Birlikte dörtnala koşarken gözlerimi kapattım, sadece atın ayak seslerini duyuyor ve yüzümü yalayıp geçen rüzgârı hissediyorum. Derken adamın elini göğsümde hissettim ve onun bu hareketinin o anın büyüsünü alıp götürdüğünü…

Bunun üzerine sayfalarca, ciltlerce kitap yazılabilir, saatlerce, aylarca konuşulabilir ancak bu dramın arkasında bir tek neden var; ‘seksüel güdülerle hareket etmek’. İnsan neden seksüel güdülerle hareket eder? Görünen şeylerin fiziksel görünümlerinden öteye geçemeyen dikkat nerde takılıp kalmış olabilir? Bunun çok yalın bir cevabı var; Enerji dikkati izler. Ve dikkatimiz her zaman yaşayamayıp ta yaşamak istediklerimizde takılı kalır. Ve bu çok güçlü bir enerjidir; insanın ihtiyaç duyarak içinde büyüttüğü, içinde büyüterek ihtiyaç duyduğu…

Cinsellik dünyanın her döneminde yönlendirilen ve sömürülen bir enerji olagelmiştir. Bu gücü anlamak, onu yaşamak, onu paylaşmak sanatından insanı uzaklaştıran içi boş inançlar, tabular ve yaptırımlar insanı tam da bu çöplüğün içine kilitler. Düşünmek zamanı düşünmek, yemek zamanı yemek, sevmek zamanında da sevişmek gerek belki ama her şey nasıl da birbirinin içine girmiş, birbirine dolanmış…

İlişkilerse bu duygunun akıntısına kapılıp kim vurduya gidiyor, heba oluyor. İçimizde yaşayamayıp biriktirdiğimiz yaşanmamışlıklar inançlarımıza yem oluyor. Tarotta çok güzel bir kart vardır; iki insan birbirine bakmaktadır ama birbirini görmeden. Her ikisi de kendi özlemlerini, kendi düşüncelerini, kendi kıstaslarını görmektedir. Gerçekte beklentilerini. Ve o beklentiler insanı kendisini olduğu gibi gösterememesine ve karşısındakini de olduğu gibi görememesine neden olur… O nedenle de denir ki mutluluğu altın bir tepside gerçekte size getirecek biri yoktur. Bu bir hayaldir. Ama bu hayal nedense hep kurulur…

Zira nedenler çok derinlerde kök salmış olabilir. Benliğimizin gizli kalmış köşelerinde, tozlanmış, üstü örtülmüş, yok sayılmış bir sürü duygu yaşamımızı yönlendirmeye devam eder. Bir misal geliyor aklıma;

Bir çocuk oyun oynuyor, oyun oynadıkça neşeleniyor, neşelendikçe ilgisini ve dikkatini sadece o oyuna veriyor. Çocuk oyunla bir şimdi. O oyun, oyun da o demek. Derken içinden gelen bir şarkıyı söylemeye başlıyor… Bir ses onu durdurdu. Annesinin o anki psikolojisine yenik düşen yaklaşımı ‘o çirkin sesinle şarkı söylemeyi bırak’ deyişinin etkisi bir ömür boyu devam edecek belki de bir daha şarkı söyleyememesine, sesinin çirkin olduğuna inanmasına neden olacaktı…

Cinsellikle ilgili tabular da bir tohum gibi böyle ekilir yaşamımıza. Nasıl davranacağımızı, konuya nasıl bakacağımızı belirler. Her sağlıksız davranışın altında bir zamanlar farkında olmadan içimize aldığımız bir tohum gizli gizli büyümüş olabilir. Önemli olan hissettiklerimizi kendimizi suçlamadan, yargılamadan yaşayabilmek ve başkalarının da bunu yaşamasına saygı duyabilmektir.

O nedenle cinsellik yaşanan bir şey olmaktan çıkıp bir tabu olarak var olmaya devam ettikçe arkadaşlıklar, dostluklar da büyüyemeyecek, her ilişkinin içinde bu duygunun yaşanamayan zehri insan ilişkilerindeki kaliteyi yok etmeye devam edecektir…

Dahab, Mısır 2008

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Müziğin Taşıdığı Sır

Next:

Geyiğin Mesajı

You may also like

Post a new comment