Çocukluk Hatıralarımın Başkenti; Ayder

06 Ocak of 2011 by

Hayal meyal hatırımda. 1974 yılının Temmuz ayıydı. Belleğime ilk kaydettiğim yer Ayder Yaylası. Babaannem kaplıca tedavisine gitmiş, beni de yanında götürmüştü. Birde Kıbrıs harekâtını hatırlıyorum. Babamı yedek olarak askere çağırmışlardı. Babaannem kaplıca dönüşü eski evimizde ağlıyordu. Ve hatıralarımdan hiç silmeyeceğim (silemeyeceğim) tutumdan dökülen ‘gelin çıkarma’ havası. Aşık olduğum poşili Hemşin kızını bu müzikle anımsarım.

Rize’de çay tarımı ile uğraşan insanlar ilk gelen sürümü topladıktan sonra kaplıcalara koşar. Keza çayın ikinci sürümü gelmesi için 35 ile 45 günlük bir zaman dilimine ihtiyaç duyulur. İşte bu zamanı değerlendiren bölge insanı kaplıcalara koşuşturur. Hala hatırladıklarım arasında, kadınlar tarafından havuza girecek kadar küçüktüm. Yaylacıların ot biçerken türkü söylemeleri ve aynı insanların Çamlık denen yerde sabahlara kadar süren horon oynamaları. Ve tabi ki kaplıcanın hemen yanında bulunan sallanan köprü.

Yıllar sonra yine Ayder’deyim. Duyularıma ilk kavuştuğum yerdeyim. Aradan tam 32 yıl geçmiş. Ot biçilen alanın bir kısmı yol olmuş. Bir kısmında da evler var. 32 yıl evvel bizi yaylaya ulaştıran kamyonun bir tekerleği hafif çukurda giderdi. Oysa ya şimdi her yan ev, yol ya da dükkân. Bunların arasında her ilden, ülkeden arabalar.

Bir yeri ilk gördüğünle benimsersin. Geçmişini bilmediğin için gördüğün gün gibi kabul edersin. Ama ben bu yaylayı yayla olduğu zamanda belleğime aldım. En güzel zamanlarını yaşadım. Bu halini kabullenmem mümkün değil. Aramızda ‘barışık olmayan bir uzlaşma’ var. Hatta bir kızım olursa adını Ayder koyacaktım. Erkek oldu Deniz oldu.

Ayder Boğa Güreşleri Festivali için buradayım. Boğa güreşleri bir vesile. Dostlarla kucaklaşmak, tulum dinlemek, horon izlemek (maalesef ben horon oynamayı bilmiyorum), muğlama yemek.

Ayder Yaylası, günümüzde tüm dünya gezginlerince bilinen bir turizm alanı. Sırt çantası ile gelen gezginlerin dışında termal suyundan şifa bulmaya gelen binlerce kişiyi ağırlamakta. Anadolu insanı için festival, şenlikler ve anma günleri çok eski bir gelenek. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Karadeniz’de de şenliklerin sonu gelmez. İşte Ayder Festivali bu şenliklerden biri. Bir çeşit buluşma, hasret giderme ve gelenekleri yâd etme zamanı. Bu festivaller Anadolu kültürünün kendini ortaya koyduğu bir başka zaman.

Her şenlik gibi resmi ağızların bildik konuşmaları ile başlar şenlikler. Birileri birilerine ödül ya da plaket verir, öpüşülür, el sıkılır v.s.buna benzer şeyler olur. Kim kimi neden öptü, neden ödül ya da plaket verir hiç bilemem. Ve ardından…

Ve ardından Anadolu’nun gerçek kimliği ortaya çıkar. Sırasıyla; tulum, kemençe ve akordeon neşe olur her yan. Hiç durmaz müzik ve coşku gün boyu sürer. Ne yağmur, ne çamur ne de sis durdurabilir horoncuları. Bir çeşit meydan okuyuştur horon. Ben varım ve var olacağım. Hep aynı neşe içinde ve güçte oynayacağım. Bir çeşit ibadettir horon kendinden geçmedir. Oyuncular gözümüze takılır ve şuursuzca hareket ettiklerini sanırız. Ama biraz takip ettikçe her hareket kendi içinde bir anlam taşıdığını görürüz.

Siz hiç dikkat ettiniz mi bilemem. Tulum, kemençe ya da akordeonun sesi hep hüzünlü çıkar. Horonu neşeye dönüştüren oyuncuların becerisidir. Horon başlar başlamaz bir horoncu başı doğal olarak ortaya çıkar. Bir sağ, bir sol ve final hep bir ağızdan eller havaya kalkar ve HEY! HEY!

Horon da kadın erkek birlikte oynar. Birlikte paylaştık hayatı-birlikte coşacağız. Horoncu başı coşar. Coştukça figürler değişir, istekler değişir. Anlatır isteklerini oyuncular hep bir ağızdan tekrar eder. Ve en coşkun sahneye gelir. Oyuncu başı coşar ve coştukça guruba anlatır isteklerini. Gurup, hep bir ağızdan ve en yüksek perden karşılık verir: AHA!

Gurup başı tekrar bir şey ister. Gurup karşılık verir: AHA!

Ve hep bir ağızdan bir ses daha gelir: YAŞA TULUM!

Böyle sürüp gider. Gurup başı bu yüksek tempodan sonra harareti düşürür ve kadın erkek atma türkü dansa sıra gelir. Erkek söyler kadın cevap verir. Kadın söyler erkek cevap verir. Bu sevdalı dağların sakinleri kadın-erkek birlikte coşarlar. Horonda ayrılık olmaz, birlikte yaşıyoruz birlikte eğleneceğiz. Horon sürüp gider. Duman, çamlara doğru yükselir. Oyuncular coşkudan ve yağmurdan sırılsıklam kalır.

Birden meydan dağılır. Görüntülerin şekli değişir. Önce bir karmaşa olur. Ama ardından yarım tonluk boğalar gelir meydana. Boğalar kilolarına göre güreşir. Kimi güreşe hiç çıkmaz. Kimi boğa meydanda güreşmek için dakikalarca bekleşir. Ama kimileri birbirini görür görmez çatarlar. Biri güreşten ayrılıncaya kadar devam eder bu yarış. Bir boğa, diğer boğayı mücadeleden kaçırır. Yine birileri birilerini kaldırır havaya. Tartışmalar sürerken az önce meydanda mecburen çatan boğalar birlikte otlar.

Yazı ve fotoğraflar: İsmail Şahinbaş

Previous:

Su ve Kadın

Next:

Denizyıldızlarının Beyni Yoktur

You may also like

Post a new comment