Cuma Öğretmen’in Küpesi

27 Kasım of 2010 by

Haberi okumuş, ya da televizyondan izlemişsinizdir. Yirmi iki yıllık başarılı ama sıra dışı Cuma Öğretmen’in başına geleni. Hani Anadolu’da bir atasözü sıkça önümüze konur ya ‘Sürüden ayrılanı kurt kapar’ diye. Bizim sürü olmamız istenir, makbul gören budur. Cuma Öğretmen çevrecidir, ‘Pil toplayan öğretmen’ diye tanınır.

Öğrencileri tarafından sevilir, çünkü sevgiyi öne çıkarmıştır. O kadar ki öğrencileri ona ‘Öğretmenim size küpe çok yakışır, küpe takın’ diye önerecek denli. Eğitimin en uzun, ama kalıcı olanı sevgiden geçmez mi? Bunu başaramayanlar en kestirme yol olan korkuyu seçmez mi? Sonra da sevgiyle eğitim verenleri çamura batırmaya çalışmak, sıkça gördüğümüz filmlerden değil midir?

Toplum olarak yüzeysel düşünmeye alışık olduğumuzdan, böylesi çarpıklıkları çok geç fark ediyoruz. Cuma Öğretmen’in kulağındaki küçücük küpenin insanlığa ve de eğitime ne zararı olabilir? Oysa Ekim ayında 23 kadın öldürüldü, 7’si çocuk, 15 kişiye tecavüz edildi, bakanlığın kılı kıpırdamadı. Toplumu yozlaştıran küpe mi? Yoksa bu öldürümler ya da tecavüzler mi? Türbana özgürlük diye bağırırken, küpe takanı mesleğinden etmeye kalkmak, aşağılamak, nasıl bir eşitliktir? Amartya Sen’in dediği gibi “Sorunlu dünyamızda uyumlu yaşamamızın dayanağı, kimliklerimizin çoğulluğu” değil midir?

Antalya’da 4 – 5 yıldır bir kadın, erkek berberliği yaparak ekmeğini kazanıyordu. Ne kimseye zararı vardı, ne de insanlık suçuydu bu. Dünyanın her yerinde kadın kuaförlerinin çoğu erkek değil miydi? İşte bu da aynı şeydi. Diyanet işleri ‘Caiz değil’ demiş. Bundan etkilenenler de salyalarını akıtarak koşmuşlar ve kadının dükkânını yakıp yıkmışlar. Biz ne zamandan beri diyanet işlerinden ‘Caizlik’ izni alıyoruz? Ayrıca bu olayın karşısında olması gereken yetkililer nerede? Bu olayın Cuma Öğretmen’in küpesi kadar etkileyici özelliği neden yok?

Burdur, Tefenni, Başpınar Köyü’ne, Bursa’da yaşayan, Başpınar doğumlu, Osman Köseoğlu iki milyar TL’lik yatırım yapmış. Köylüler meyvelerini ücretsiz koyabilsin diye, soğuk hava deposu, köye gelen konuklar, konaklasın diye köy konağı, çocuklar oynasın, yorgunlar dinlensin diye parklar yaptırmış. Köyün yollarına taş döşetmiş. Köy gerçekten varsıl bir köye dönüşüvermiş. Osman Köseoğlu bundan bir çıkar sağlamıyor, ama köyüne yaptığı hizmet onun içine huzur veriyor. Gel gör ki köylü ‘Ne yaparsa yapsın biz onun gibi sol görüşlüleri sevmeyiz’ diyor. Erkekleri tıraş eden kadın berbere, başarılı bir öğretmenin küpesine takılan kafa ile Osman Köseoğlu’na söven aynı kafa. Bir türlü penceresini güneşe doğru açamamış.

Denizli horozu ne denli öterse ötsün, o bu sesi duyup uyanamamış. Ama Konfüçyüs diyor ki: ‘Güneşin sana gelmesini istiyorsan, gölgeden çık.’

 

Next:

Yine Geldi Geçti 25 Kasım

You may also like

Post a new comment