Dabolim Havaalanı

21 Eylül of 2011 by

12.09.2011

Ceyhun Nehri kanlı gözyaşımızdır bizim;

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;

Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,

Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

Yaşamanın sırlarını bileydin

Ölümün sırlarını da çözerdin;

Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:

Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

Gün geldi çattı ve dönüş çanları benim için artık seslerini daha gür ve daha acı acı çıkarmaya başladılar. Feryatları cihana yayılan bu acı veren sesler kulaklarımdan bugün hiç gitmeyecek biliyorum. Birkaç gündür içinde bulunduğum ruh hali her şey bu kadar üzücü iken kinetik görünmesine rağmen benim için oldukça stabil durumda aslında. Bütün yol boyunca kendi çapımda bir şeyleri aramaya çalıştım uğraştım. En azından içimde kalmayacak şekilde denedim. Kâh yaklaştım kâh bulur gibi oldum ama bulamasam bile her haliyle yol almanın bana kattıkları yadsınmaz bir gerçek.

Gece geç saatlerde döneceğim için sabah erkenden kalkıp günü yaşamak istiyorum. Hep yapmak istediğim sahile gidip koşma ve üzerine buz gibi bir meyve suyu içme fikrini gerçekleştirmek istiyorum. Hem keyif adına hem de biraz kilo vermek adına bunu hep yapmak istiyordum ama gerek kalmadı. Buraya gelirken 80 kiloydum. Hiçbir çaba göstermeme rağmen ve gayette düzenli yememe rağmen şuan 69 kiloya düşmüş durumdayım. En önemli etken anladığım kadarıyla Uzakdoğu’daki ekmek kültürünün olmaması ve sebze, meyve ağırlıklı beslenme. Üstelik Goa’ya geldiğimizden beri, haliyle motordan inmediğimiz için kilo bile aldım. İstediğim planları son anda gerçekleştirmiş bile olsam kumsalda ayağımın altından kayan yumuşacık kumlardan sonra, buz gibi suya atlamak bir nebze olsun beni rahatlatıyor. Şimdi bir duş alıp motorumu teslim etmek üzere tekrardan Anjuna’ya dönebilirim.

Aniden başlayan muson yağmuru yüzünden motor üzerinde sırılsıklam olmuş durumdayız. Yağmurluğu andıran üzerimdeki kalın kıyafet bırakın yağmuru uzak tutmayı aksine yağmuru emiyor sanki. Ağırlaştığımı hissediyorum. Bir müddet sonra görüş alanımızda sıfıra inmiş durumda. Gözümün biri tamamen kapalı ve diğeri ise iğne gibi batan damlacıklardan kaçmak için kendini iyice kısmış. Bunun tehlikeli olduğunu ve başkent Panaji’de hiç zaman geçirmediğimizi düşünerek orada kısa bir mola verip aç olan karnımızı güzelce doyuruyoruz. Yağmurun dinmesi hayli zaman alıyor ama bu fırsattan istifade bizde üzerimizdekileri kurutma şansını buluyoruz. Anjuna’ya geldiğimizde en çok zaman geçirdiğim burayı özleyeceğimi hissediyorum. Sürekli gittiğimiz kahvaltıcıya ve bara gidip birkaç insanla vedalaşıyorum. Bu sırada burada kalacak olan arkadaşıma da tesadüfen ev buluyoruz. Sohbet arasında konuyu açtığımızda adamın biri istemediğin kadar ev var yarın gel beni bul hemen sana bir tane ayarlarız diyor. Bu haber güzel çünkü tek kalmak demek masraflarında iki katına çıkması demek.

Motorlara teslim edip arkadaşıma yeni bir motor aldığımızda bir sorunla karşılaşıyoruz. Şuan Anjuna’da kalmadığımız için kimse bize motor vermek istemiyor. Herkesin söylediği Vasco çok uzak böyle bir riski göze alamam oluyor. Arkadaşımın kaskı ve ehliyeti olmadığı için bunu öne sürüyorlar. Benim var ama ben gittikten sonra onun olmayacağı için polislerin bizi durdurup ceza yazmalarından motoru bağlamalarından korkuyorlar. Yaklaşık bir saat boyunca dil döküp anlatmaya çalışıyoruz. Birkaç yeri daha denedikten sonra sadece bir yer pasaport karşılığında vermeyi kabul ediyor. Yarın pasaportunu almak için geri gelmesi gerekiyor arkadaşımın. Normalde olsa böyle bir şeyi yapmazdık ama hem ben gideceğim için zamanımız az artık otobüs kullanamayız hem de ev bakmak için buraya zaten dönmek zorunda. Bu problemi de çözdükten sonra artık gerçek gidiş yoluna giriyorum.

Gece kaldığımız yerin balkonuna çıkıp son kez ormanı izlerken ve soğuk bir şeyler içerken oturup düşünüyorum. Evet dediğim gibi ben bu yola ‘Hayyamın İzinde’ çıktım. Belki onu çok aradım ama o ilk yola çıkışta bana göründüğü, yanıma gelip hadi dediği gibi bu sefer yanıma gelmedi ama o bu yolda hep yanımdaydı çok biliyorum. Çok geceler onu hissettim. Manevi olarak benim için olabildiğince doyurucu bir yol oldu. Daha ilerisine gidemedim ama düşününce yetinmesini de bilmek lazım. Şuan yeter demekten başka çarem yok. Şunu da biliyorum ki bir gün geri geleceğim. Bu yolda bulamadığım Hayyam’ı bulmak için geri kalan yolu tamamlamak zorundayım çünkü o bana öyle demişti: ‘haydi zamanı geldi.’ Zaman şimdilik doldu. Bundan sonra da onun izini bırakmadan gitmeye devam edeceğim.

Saat geliyor. Uyuyan arkadaşımı kaldırıp beni bırakması için rica ediyorum. Son kez Hindistan caddelerinde, bu sefer bomboş yol alıp havaalanına geliyoruz. İçeriye yolculardan başka kimseyi almadıkları için arkadaşımla vedalaşıp ona iyi şanslar diliyorum ve kendi dönüş yolculuğuma çıkıyorum. Her şey hepimiz için herkes için umarım her zaman iyi olur. Unutulmaması gereken şey belki bunun için çok şey söyledim ama hareket etmekten korkmamalıyız. Zamanı fiziki hale getirip onu başımızda bekleyen bir zebani gibi görmeden yaşarsak eğer her şeyi yapabilme potansiyelinde olan bizler daha birçok şey görüp daha birçok şey yaşayabiliriz…

– SON –

Previous:

Anjuna – Vasco Da Gama

You may also like

Post a new comment