Değnek Dansı

29 Temmuz of 2011 by

Chitwan, 09 Ocak’07

Chitwan’a gidişimin nedeni bir ‘National Park’ta bulunma isteğimdi. Hangisine yakın olduğumu görmek için bir Nepal haritası açtığımda, bulunduğum noktaya en yakın olan yerin Chitwan olduğunu gördüm. Hatta otobüste bir turla anlaşan bir gruba rast geldim. Ve onlara gruba dâhil olup olamayacağımı sordum. ‘Neden olmasın’ cevabını alınca da otobüsten indiğimiz noktada jeep rehberiyle konuşup onlarla birlikte Chitwan National Park’a doğru yola düştüm…

Asya’nın en büyük ormanlarından ve safari parklarından biri Chitwan National Park. Dar toprak yollardan geçerken Lumbini’yi hatırlatan manzaralarla karşılaştım ilk. Etrafta geleneksel kıyafetleriyle köylüler rutin günlük hayatlarına devam ediyordu, görüntü doğrusu hoştu. Derken kocaman cüsseleriyle yolda yürüyen filleri gördüm. Üstlerinde tahtadan yapılmış düzenekler vardı ve içinde insanlar oturuyordu. Hayatımda ilk defa gerçek anlamda fil görüyordum. Uzun uzun bakmaktan kendimi alamadım…

Jeep, üzerinde devam ettiğimiz yoldan bir sapağa daldı tozu dumana katarak. İndiğimiz yer bir kamp yerini andırıyordu. Etrafta ağaç evler vardı. Gruptaki herkesin yeri belliydi, daha öncesinde ayarlanmıştı. Ben de durumumu kesinleştirmek üzere rehberin arkasına düştüm. Konuştuğum adam fiyatları söylediğinde doğrusu ne diyeceğimi bilemedim önce. Yatacak yer, sabah ve akşam yemekleri, fil ile safari ve orman yürüyüşleri hep birlikte 3 günlük pakete dâhildi. Üstelik bu akşam Hint yerlilerinin değnek dansı gösterisi da vardı. Her şey kulağa hoş geliyordu ama paket fiyatları hakkında hiçbir fikrim olmadığı için akşamüzerine kadar süre istedim adamdan. Ve çıkıp etrafta hem kalabilecek yerler hem de National Park yetkilileri ile görüşüp fiyatlar hakkında bilgi aldım. Sonunda kamp yetkilisinin bana verdiği fiyatı kabul edip gruba katılmaya karar verdim. Geri dönüp parayı ödedim ve bana gösterilen odaya yerleştim…

Eşyalarımı yerleştirip dışarıya çıktım. Meydanda büyük bir ateş yakılmıştı. Hemen ateşin yanına gidip oturdum. Hava soğuktu. Ya da ben üşüyordum. Etrafta ince giyinmiş Hintlileri gördüm sonra. Ve üşümenin de ‘bir şartlanma’ olup olmadığı hakkında düşündüm ister istemez…

Bir şeyler yemek üzere ayrıldım bir süreliğine ateşin başından. Geri döndüğümde Hintli grubun ateşin etrafında ellerinde değnekler olduğu halde bir gösteri sergilediklerini gördüm. Oturdum ve izlemeye koyuldum. Ortada duran iki adam sadece davula vuruyordu. Ve ateşin etrafında dönerek dans edenler de ellerindeki değnekleri birbirine dokundurarak değneklerden çıkan sesle harmoniye katılıyorlardı. Gösteri ilginçti, yereldi ve izlenilesiydi. El ve ayak hareketlerindeki uyumları, birbirleri ile olan uyumları ve davuldan ve değneklerden çıkan ritmik sesler herkesin aynı dikkatte gözlerini ayırmadan onları izlemelerine neden olmuştu. Doğrusu ben de kilitlenmiş gibiydim. Çok beğenmiştim…

Gösteri aralıklı iki saate yakın devam etti. Ateşin gecenin karanlığındaki görüntüsü her zaman olduğu gibi yine muhteşemdi. Ardından Hintli grubun burada ormanda bir köyde yaşadığını öğrendim. Yaşadıkları yerde çok zehirli yılanlar olduğunu ve sadece bu yılan sokmaları yüzünden bir sürü kayıp verdiklerini de söyledi bana bunları anlatan rehber. Sırf bu yüzden yine de yerlerini değiştirmediklerini, atalarının yaşadıkları yerde yaşamaya devam etmek istediklerini de belirtince doğrusu kulaklarıma inanamadım…

Previous:

Bir Hoş Seda

Next:

Mavi Ateş

You may also like

Post a new comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.