Depresyon ‘Karanlığımıza Derin Dalışlar’

26 Ocak of 2011 by

Depresyon… Yaşamımız süresince uğradığımız istasyon. Uğramayı düşünmeden, hiç istemeden girdiğimiz, nasıl ve ne zaman ayrılacağımızı bilmediğimiz o yer…

Korkunç ve ürpertici bir hüzünle beraber, yalnızlığı hiçbir şeyin paylaşamadığı bir ruh hali, kendimizi artık patlama noktasına gelmiş bir yanardağ gibi ortaya çıkacak olandan korumaya aldığımız kalkan…

Depresyona neden olan çoğu zaman toplum içinde olmak zorunda olduklarımızla aslında olmak istediklerimizin karşı karşıya geldiği, savaştığı bir haldir.  İçimizdeki zayıf yanın, karşılaştığı şeyle yüzleşemediği, korkularıyla istemeden karşı karşıya geldiği ve her an düşme korkusuyla bir şeylere tutunmaya çalıştığı bir savaştır. Boğazını sıkan o duyguya kendini bırakmak ister insan. Belki de ölmek hiç bu kadar istenilen bir şey olmadı. Yine de bir şeyler engel olur. Yolunda gitmeyen şey yaşama karşı takındığımız tutum aslında. O tuttuğumuz, bırakmak istemediğiniz şey önümüzü tıkar. Ne yapmalı? Bilmem ki bu duyguyu kucaklamak ve durumu kabullenmekten başka insanın elinden ne gelir başka? Ki insanın kendini bir uçurtma gibi rüzgâra bırakıvermesi de hiç kolay değil, sanki her şeyin bitmiş gibi geldiği zamanlarda… Direnmek, hep direnmek gerektiğine fazlaca inanmış olabilir miyiz? Bedenimiz neden bu kadar gergin?

Aslında depresyon hep değişim dönemlerinde gelir. Bir şeyler değişmeye doğru yol almışsa yaşamımızda; yaklaşımlarımızı, alışkanlıklarımızı bırakmakta zorlandığımızda ortaya çıkışı tesadüf değildir. Onu, değişimi, değiştiğimizi kabul etmekteki zorlanışımızdır. İçten içe bir depremdir o, yıkar geçer…

Ruhen yaralandığımız durumları ve yine kendi yaramızı kendimizin sarmak zorunda olduğunu fark etmektir depresyon. Kendi çözümlerimizi bulmaktır. Utanmadan ağlamaktır; içimizdeki o düğüm çözülene dek… Kim bilir, olduğumuz haliyle yarım, eksik olduğumuza inanmanın sonucudur belki de kendi kendimizi yaralamaya kadar götüren bu itki!

Her şeyin karardığı, gökyüzünün mavisini, çayın demini, ayışığını, güzel olanı ayırt edemediğimiz, bıçak sırtında olmak gibi bir şey. Sanki bir rüzgâr gelir ve darmadağın eder iç dünyamızdaki her şeyi. Ardından patlayan fırtına sanki hiç dinmeyecek gibidir. Başımıza yıkılan şey, yaşamı tekrar onarma zamanı geldiğini söyler ve fırtına dindiğinde biten bir şeyin ardından hep başka bir şey başlamaz mı? Ne demişler; ‘eğer bir dert sizi öldürmemişse güçlendirir.’

Görünen şeylerle o kadar çok ilgilenen, hissettiklerini saklayan, bastıran, beraber düşünen, aynı düşünen, aynı korkularla hareket eden ve aynı güdülerle beslenen ortak bir yanımız olduğu gerçeği yadsınamaz. Bu yanımızın yaşamımıza çok fazla hükmettiği zamanlarda gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz şeylerin ötesinde varlığımızın tatmin olmadığı, yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu algıladığı ve yaralandığı ve yine kendi kendisini tedavi etmek için derinlerden yüzeye çıkardığı düğümlerdir, söylenemeyenlerdir, yutkunduğumuz şeylerdir depresyona neden olan… Bakış açımızın bize dar geldiği, onu açma, esnetme ve belki de burnumuzun dibinde göremediğimiz bir şeyi görme zamanıdır; artık üzerimize uymayan bir giysi gibi bırakmak ve yenisini almak zamanı…

İnsan bir tarafı yükseklere çıktıkça, diğer tarafı ile de daha derinlere iner. Yaşam gizlediğimiz, sakladığımız, üstünü öttüğümüz, yokmuş gibi davrandığımız her şeyi bir bir önümüze çıkarır; kader budur işte. Yaşaman gerekenleri belirlediğin gelecek aslında geçmişin yaratımıdır. Evrim yolunda eteğimizdeki taşları dökmeden ilerleyemeyiz. Ve ilerledikçe de derinlerdeki karanlıkta kalmış benliğimizle karşılaştığımızı, karşılaşacağımızı kesinlikle biliriz, bilinçleniriz. Gerçekten de bir şeyler içten içe hissederiz ki bize yol gösterir, içimizi temizler, bugüne dek hak ederek aldığımız bir armağana dönüşüverir; deneyimler. Ancak diğer taraftan da hala daha çözümlenememiş düğümler kalmıştır içimizde ve yaşam bıkmadan usanmadan, tekrar tekrar önümüze çıkarır onları deneyimler vasıtasıyla. Bu anlamda yaşam da gerçek benliğimize kavuşmak için tasarlanmış bir araç, bir oyun alanı değil midir? Oyun olamayacak kadar gerçek aynı zamanda!

Depresyon sağlıklıdır. Çok normaldir. İnsanın kendisiyle karşılaşmasıdır, yaşam depresyon aynasıyla kendimizi gösterir bize. Her depresyondan sonra bir şeyler değişir. Bakışımız değişir, önem verdiğiniz şeyler yer değiştirir, kendimize verdiğiniz değer geri gelir. Dünyaya başkalarının gözleriyle değil kendi gözlerimizle bakmanın değerini anlamaya başlarız. Depresyondan öğreniriz…

Düşmek yaşamın doğasında var; düşeriz, kalkarız, sonra yine düşeriz. Bir gün daha az düşmeye başlarız. Yaşam yolu hep düz gitmez ne de olsa. Yokuşlar, dik yokuşlar ve inişler de var. Gerçeklerden kaçtığımız mı gerçeğe kaçtığımız bir zaman mı bu? Kim bilir!

Fotoğraf: Selma Akar

Previous:

Kam İnancı: ‘Sonsuzluğa kadar yegâne yaşayacak olan inanç’

Next:

Sır

You may also like

Post a new comment