Dereler Yukarı Akabilse, HES’lerden Kaçabilse

17 Aralık of 2010 by

Bu yıl kış bizi pusuya düşürdü. Havalar bahar ılıklığında seyrederken, biz de gevşedik iyice, kışın bizi unuttuğunu sandık. Daha omzumuza ceket bile almamışken, birden bire kara kış çıkageldi. Zıngır zıngır titretti. Herkes bir telaşla palto, manto, atkı, eldiven aramaya başladı. Pazar gün böylesi bir havaya aldırmadan, ÖDP binasında HES’ler (Hidro Elektrik Santralleri) ile ilgili bir sunum gerçekleştirildi.

Mimar Birsen Tanyeri, Fethiye’den gelen Mehmet Polat, araştırma ve deneyimlerini sundular. Tülin Emeksiz de programı sundu. Doğrusu herkes çok iyi hazırlanmıştı. Sunu dolu doluydu. Ülkemizin son yıllarda, HES projeleriyle nasıl sömürüldüğünü, doğal alanların nasıl yok edildiğini öğrenmiş olduk.

Aslında HES denilince, masum bir proje sanılıyor. Termik santraller gibi havayı kirletmediği, nükleer enerji gibi tehlike sunmadığı sanılıyor. Eğer barajın altında toprağı kalmadıysa, direkt kendi yaşamına saldırı olmadıysa, HES’in zararları halk tarafından anlaşılamıyor. Bu anlamda Pazar gün arkadaşlarımız çok güzel bir görev yaptılar. Bunca deneyim, emeğin bu kadarla kalmamasını, bu sunumların her yerde tekrarlanmasını umuyorum.

Programı, Zeynel Ergen “Hükümet, halkın değerlerine sahip çıkan bir politikadan uzaktır” diyerek açtı.

Tülin Emeksiz, “Kirli teknolojiyi, bizim gibi üçüncü dünya ülkelerine nakletmeye başladılar. Suyu ticari meta gördüler. İki binin üzerinde HES projesinin, 225’i Akdeniz Bölgesi’nde. Ülkemizde en verimli toprakların, en önemli su kaynaklarının ve sayısız canlı türlerinin, endemik bitkilerin bulunduğu alanlara yapılarak, Su altında kalmasına, kuşların kaybolmasına, ekolojik dengenin bozulmasına, çiftçilerin yoksullaşmasına neden oluyor. Bu proje sahiplerinin isimleri değişse de, asıl sahibi kapitalizmdir” dedi. 

Birsen Tanyeri “HES gerçeğini yaratan nedenler, Karadeniz Bölgesi’nde ‘Derelerin Kardeşliği Platformu’nu kurdurdu. Çevre ve Orman Bakanlığı, TEMA, halkın bu direnişini destekler görünüyor, ama aslında bu sorunun sahibi bakanlıktır, traji komik bir durum. Fethiye Saklıkent de bu talandan payını aldı. Golf sahaları da buna benzer, hepsi de 49 yıllığına veriliyor. 2010’da ‘Su tükeniyor’ diye kötümser bir çizgi çiziliyor. HES projeleri gerçekleşirse, 2050’de düze çıkılacağı söyleniyor ki bu düpe düz kandırmacadan başka bir şey değildir.

Sular, aslında söylendiği gibi boşa akmıyor. Akarken çevresindeki canlılara yaşam dağıtarak akıyor. Mineralleri çözerek, canlıya taşıyor. Bazı balık türleri yumurtalarını sadece bu tatlı sulara bırakarak çoğalabiliyor. Su kesilince o yaşamlar da yok oluyor. HES ile enerji açığının kapanacağı da doğru değildir. Ayrıca, uluslar arası ‘Ramsar Sözleşmesi’ne göre korunması gereken doğal alanlar talan edilmiştir. Sözleşme yok sayılmış, uyulmamıştır.

Bir HES yapımında, önce oraya gidebilmek içi yol açma işlemiyle ağaçlar kesiliyor. Yolun toprağı havzaya dökülüyor. Akarsu ve orman çıplak bir şantiyeye dönüştürülüyor, çoraklaşıyor. Boru içine alınan sular, artık çevreyi sulayamıyor. Ya beton kanal, ya da demir boruyla sular yukarı taşınıyor. Artık su çevreye açılamıyor. Dökülen hafriyatlar, beton artıkları, kum, çakıl tahrip ediyor. Patlatılan dinamitlerle de yer altı zemini oynuyor, su kaynakları, dereler kuruyor. Kuruyan derelerdeki tozlar, rüzgârla taşınıp zehirlenme oluşturuyor. İklim etkilenip kuraklık oluşuyor. Orman, türler, yer altı suları, tarım ürünleri, eko sistem yaşamı yok oluyor. Bunları da kum- çakıl ocakları yapıyor.

Sular, şirketlerin eline geçince, madenlere de sahip olacaklar, zaten madenler su havzalarının altında. 1992’de Rio’da yapılan, ‘Su Konferansı’nda, ‘Su ekonomik bir maldır’ kararı alındı. Bu projeler, AB ve BM istemi doğrultusunda yapılıyor. ‘Sınır Ötesi İşbirliği’ kararı ile sularımızı yönetmek istiyorlar dedi.

Mehmet Polat,”Fethiye’de 16 HES sorunu var. Biz de Karadeniz Bölgesi’ndeki kardeşlerimiz gibi ‘Saklıkent Özgür Aksın Platformu’ kurduk. Gazetelerden okuyarak, Karadeniz’deki kardeşlerimizle buluştuk. Buluşunca dil sorunu yaşamadığımızı gördük. Kâr oranı yükseltici projeler AKP iktidarıyla hızlandı. Halkın çoğu uyanmadan, öncelikle su kaynaklarını almak istiyorlar. Otuz yılını doğudaki savaşla geçiren halkımız, önümüzdeki onlarca yılı da doğal alanlara saldırıyı durdurma çabası ile geçirecek. Petrol ülkelerine yakın olmamız nedeniyle, petrol ve doğalgaz boru hatları bizden geçerken, Ukrayna gibi onlara dokunmayalım diye önceden bu kirli enerjiyle sorunu halletmek istiyorlar. Bu kriz enerji kıtlığından değil, kâr oranının düşmesinden kaynaklı. Bu projelerin arkasında bütün bankalar duruyor” dedi.

Bu projeler hayata geçmeden de yoksulluk içinde olan ülkemizin, özel şirketlerden içme suyu dilenmek zorunda kaldığı durumu düşününce, uykuların kaçmaması mümkün mü?

Ne dersiniz bu özel şirketler bize kolayca içme suyu sağlar mı?

Tarım alanları yok olunca, endüstriyel ürünlere alışabilir miyiz?

Yoksa bu korkulu düşleri görmektense, uyanık mı yatalım?

Ne dersiniz?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Süt Memeleri

Next:

Leyla Erbil Öykücülüğü

You may also like

Post a new comment