Derenin Kuşunu, Derenin Taşı Öldürür

09 Ekim of 2011 by

Ülkemizde ve dünyada gençlik ayakta. Güçleri yettiğince seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Yönetenler ‘Sağır Sultan.’ Öte yandan herkes geleceğini gençliğe bırakıyor. Böyle giderse, gençliğe bırakılacak, gelecek yalanlardan ibaret olacak. Yarın onlar da kendilerinden sonra geleceklere yalan söylemek zorunda kalacak.

Başka seçenekleri olamaz, çünkü yalanı öğreniyorlar, eğitimle, gerekirse de zorla. Hele bir ‘Yalan’ demeye kalksınlar, atılıyorlar içeri, gidiyor elden gençlik ve de sağlık. Adalete güvenip yasal yollara başvuranların evrakları kayboluyor. Bu derece halkına düşman.

Berna ile Ferhat ‘Parasız eğitim’ pankartı açtı. Yalnız onlar değil elbet, arkasında koca bir kitle vardı, yalnızca pankartın ipi onların elindeydi. Onlar içeri alınırken, ülkemin gençliği içerideydi. Gençlik susturulmak istenmişti. Hâlâ 500 kadar öğrenci içeride. Bu ülke yöneticilerinin her gün aynaya bakarken, utanmaları gereken bir gerçek. Halk susturulmak, korkutulmak isteniyor. Başarılıyor da.

Ülkemde ‘Yoksulum’ demek yasaktır. Herkes yoksul olabilir, ancak dile getiremez. Aç ölebilir, ama söyleyemez. Eğitime gelince, o paralıların işidir. Sen yoksulsan, ne işin var okulda? Git uşaklık yap, orada öl, kim engelliyor seni? Sen özgürsün, istersen ölürsün, kim karışabilir? Bilim senin neyine? Otur tespihini çek, zikrini yap, stresini at. Ne işin var sokakta? ABD’li bilim adamı bu durumu ne güzel çözmüş. ‘Zencilere dini kurumlarda beyazlardan daha ileri geçmeye izin verilir. Çünkü orada köleliğin talimi yaptırılır. Bir yerde daha beyazlardan öne geçmelerine izin verilir, cephede orada da ölünür.’

Ancak unutulan bir şey var. Brecht ‘Açlık, ahlakı yer’ diyor. Her zaman ahlak vaizleri işe yaramayabilir. Öyle bir zaman gelir ki, artık insanlar uyuklamak istemeyebilir. İşte o zaman uygulanacak bir B planı vardır. O plan sevgiden, paylaşımdan, eşitlikten, demokrasiden geçer ki, o da bazılarına yabancı kalabilir. O nedenle yöneticiler ara sıra bu konuları okuyup bilgi tazelemeli derim.

On beş bin genç ‘Sözleşmeli er’ olabilmek için başvurmuş. Gazetelerde şaşırmışlık okudum, ben de onlara şaşırdım. Ülkemde ‘Biz asker doğarız’ ezberini anımsamayan yoktur sanırım. Üstelik yalnızca bundan değil elbette, artık açlık sınırı iyice ihlal etmiş durumda. Bıçak kemiği kesmeye başladı. Gençler, ölüm demek olan askerliğe doğru koşuyorsa, yönetenler şapkasını önüne koysun, düşünsün.

Bu ülkenin çocukları, taa Kore’ye savaşmaya gitti. Onlara da ‘Şehit’ dedik. Üstelik orada bir ülke bu savaşla ikiye bölündü. Güney Kore’yi, Komünizm’den korumaktı amaç. Kuzey’i kendi açılarından kaybetmişlerdi. Şimdilerde Güney Kore’de yaşam felaket. Kuzey refah içinde. Güney Kore’de intiharlar artmış. Devlet, ‘Ölüm Kursları’ açmış. İnsanların ölümü kolay kabullenmesini sağlamak için para harcıyormuş. Gelinen sonuç bu. İşte Emperyalizmin korumasının sonucu. Umarım bizim sonumuz onlara benzemez. Gerçi biz her gün ölümü kutsarız, överiz, hazırlanırız. Öyle ki yaşama daha az, ölüme daha çok hazırlanırız. Ondandır bizi çabuk korkutmaları, ondandır sık sık yenilmemiz. Hani derler ya ‘Her zaman kedi bal yemez.’

Bu kez kalk borusu susmuyor, bu kez gençlik pes etmiyor. Derenin taşı, derenin kuşunu öldürmek istemiyor. Gözünü dikmiş insanca yaşama. Birlikte kardeşlik şarkısı söylüyor, olanca gücüyle. Duymak istemeyene duyurula…

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Barış Yürüyüşü

Next:

Sabrımızın Sınırını Zorlayan Reklâmlar

You may also like

Post a new comment