Direnen Dereler, Futbol ve Toplumculuk

10 Aralık of 2010 by

Bilgisiz olmaktan gayet mutluyum.

Geçen akşam Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu Can Dündar’ın programında ”Barajlara karşı çıkmak bilgisizliktir” derken sanırım benden bahsediyordu. Huyum kurusun  böyle konularda ‘bilgisiz’ olmaktan büyük bir haz almışımdır. Üstüme almakla da çok hoşnut oldum. ‘Bilgisiz’ olmaktan gayet çok mutlu oldum. Niye mi?

Şimdi okuyucularımız soruyordur bana bunun futbolla ne alakası vardır diye? Böyle garip huylarım vardır. Mesela İtalya da Liverno, İspanyada Katalanların takımı Barselona, İngiltere’de liman işçilerinin efsane takımı Liverpool’la büyük ilgi duyarım. Liverpool’un 1959 – 1970 yılları arasında başında yer alan efsane Teknik Adamı Bill Shankly bir söyleşisinde “Benim inandığım toplumculuk bir amaç uğruna herkesin mücadele etmesi ve doğan mükâfattan herkesin faydalanmasıdır. Futbolda da böyle hayatta da böyle” demiş. İşin özü ne kadarda açık değil mi ‘doğan mükâfattan herkesin faydalanması.’

Barselona ve Hollanda ekolü için direniş fikriyata en uygun taktikle sahada futbol oynar derler. Toplu savunma ve toplu hücum, çok fazla ayağa oynama, topu sürekli paylaşma vs. savunma yapmayan, insanı sıkmayan, kolektif bir yapı içerisinde yeteneği öldürmeden özgünlüğünü korumasını sağlayan bir futbol felsefesi. Her felsefe gibi uygulamada çıkan sorunlar sonrası çuvallanabiliyor. Ama felsefenin doğruluğu tartışma götürmez. 

Şimdi gelelim direnen derelere

‘Artvin Derelerin Kardeşliği Platformu’ üyesi 1.500 kişi İstanbul Galatasaray Meydanı’nda toplanarak başta Artvin ve Karadeniz’in diğer illerinde yapılması planlanan HES’lere karşı tepkilerini dile getirdiler. ‘Artvin Derelerin Kardeşliği Platformu’ olarak yapılan basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi: “Çoluk çocuğumuz, havamız suyumuz, börtümüz böceğimiz, ayımız, tavşanımız, dağımız yeşilimizle bugün karşınıza çıkmak zorunda bıraktılar bizi. Biz doğanın içinde sizinle iletişim kurabilecek varlıklar olarak, doğduğumuz, büyüdüğümüz toprakların, o topraktaki varlıkların çığlığını bir nevi vekil olarak sizlere ulaştırmakla kendimizi yükümlü hissediyoruz.” 

Bu haklı serzeniş karşısında ‘bilgisiz’ kalmaktan nasıl mutlu olduğumu sizlerde anlamışsınızdır sanırım. Bu ülkeyi korumak sadece kuvva-i milliye sınırlarını savunmakla olmadığını, doğal kaynaklarımıza sahip çıkma ‘bilgisiz’liğini  yaşamak; suyun özelleştirilmesine karşı çıkma ‘bilgisiz’liğini yaşamak; yaşadığı çevreye hiçbir bilgi vermeden sadece inşaat aşamasında baraj yapıyoruz diyerek suyun gerçek sahibinden elinden alınması karşısında; susarak suç ortaklığına ortak olmama ‘bilgisiz’liği yaşadığım en güzel  ‘bilgisizlik.’ 

Derelerin direniş hareketinin temel noktası dünyanın sayılı ekolojik zenginliklerine sahip uluslararası biyosfer rezerv alanını, milli parkları ihtiva eden bölgemizin sadece toplumsal hayatı değil, hayatı var eden bütün değerleri tehlike altında olması ve Küresel ısınmanın gittikçe etkilerini artırdığı, su rejimi düzensizliklerinin her geçen gün, sel, kuraklık, su baskını ve çölleşme olarak envai biçimlerde gözümüzün önüne geldiği dünyada, derelerimizin ekolojik değerlerinin korunmamasının sadece bize değil memlekete hatta dünyaya büyük zararları olacağını önceden görebilme ‘bilgisiz’liklerine sahip çıkmalarıdır. 

Derelerin  enerji ihtiyacımızın % 5’ini karşılamayacak olması, suyun kullanım hakkının yabancılara verilmesi endişesi karşısında yurdumuzun her alanında  dere direniş hareketinin devam etmesi kaçınılmazdır. En güzel horanlarımızı orada oynayacağız. Sayın Bakanımıza yabancılar diyorlarmış ki ”su akıyor siz bakıyorsunuz.” Ne yani bakacak suları yok diye kendi sularımızı onların kapitalist duygularına mı tatmin ettireceğiz. Siz zannediyor musunuz ki kendilerinin böyle akan dereleri olsalar oralarda HES yaparlar. Bu aldatmacanın boyutunu Kuzey Avrupa’ya gittiğinizde güneş enerjisinden ve rüzgâr enerjisinden nasıl yararlanıldığını görürüsünüz. Buyurun gelin görün…

İnsanlık olarak bizi bekleyen asıl ve daha büyük tehlikeler pusuda beklerken, uğraştığımız şu konulara bir baksanıza… Doğru adımı atacak olgunluğa erişmek bir yana, yanlıştan vazgeçmek gibi bir erdemi bile gösteremeyen bir dünyada yaşıyoruz çünkü ‘doğru’nun er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Bu kez ortaya çıkışının ‘çok geç’ olmayacağını umuyoruz sadece… 

Şimdi bu anlatılanların futbolla ne alakası var diyebilirsiniz 

Sanayi toplumunun ilk yıllarında köle gibi çalıştırılan işçi mahallelerinde doğup büyüyen futbolun toplumculukla ilgisi yokta, herkesin kendi bacağından asıldığı, birbirlerinin rakibi görüldüğü, bireyin ve bireyciliğin kutsandığı kapitalizmle mi bir alakası var? Ama ben başta söylemiştim ‘dere direniş hareketinin’ futbolun özünde var olan toplumculuğa benzetecek kadar ‘bilgisiz’ olduğumu… 

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş
 

Previous:

Bir Devrimcinin Ardından

Next:

Kızgın Karadeniz

You may also like

Post a new comment