Doğa ve Kültür İçin Tehlike Çanları Çalıyor: Dikkat Türkiye!

02 Eylül of 2011 by

“Sanayi gelişiyor. Ekonomi büyüyor. Türkiye gelişiyor” gibi tamamen paraya odaklı bir döneme çoktan girmiştik. Gelişmek, medeniyet, uygarlık nedir? Sanayide, ekonomide, yapılaşmada gelişim midir esas olan? Para içinde yüzmek midir?

Dünyadaki gelişmiş ülkelere bakınız. Böyle bir gelişim doğruysa neden bu ülkeler son zamanlarda ciddi krizlerle çalkantılı dönemler yaşamaya başladı? Çünkü gelişme; çünkü medeniyet; teknolojinin artmasıyla, sanayinin ilerlemesiyle, ekonominin büyümesiyle, cebimizden para taşmasıyla ölçülendirilmeyecek kadar hassas bir kavramdır.

Gelişmek; insan zihninde ve davranışlarında yaşanan ‘olumlu artışla’ sağlandığında doğru amacına ulaşır. Yani insanlığın doğaya, yeryüzündeki her bir varlığa ‘saygı ve sevgi çerçevesinde’ bakışının artışıdır gelişim… Birbirimizin tepesine binmemek, birbirimizin hakkına saygı duymaktır. İnsanların ahlak ve erdem seviyelerinin artış göstermesidir. Sanayi, ekonomi, yapılaşma gibi unsurların insana ve doğaya saygılı bir şekilde büyümesidir…

Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir doğa katliamı yaşıyoruz. Hatta daha başındayız; ben asıl devamında başımıza geleceklerden korkar oldum. Son zamanlarda bu yıkım akıl almaz bir hızla ivme kazandı; gittikçe artıyor. Doğaseverler, kültür savunucuları, sivil toplum örgütleri nereye ve hangi konuya el atacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Dikkat! Tehlikeye doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz… Yürürken koşmaya başladık…

Tehlike Çanı 1: Memleketin her bir deresinin, yüzlerce HES canavarıyla savaşı en kritik başlangıçlardan biriydi.

Tehlike Çanı 2: Bu kritik dönem maden şirketlerinin istilası, dağları ve tepeleri boşaltma çalışmalarına girişmesiyle devam etti.

Tehlike Çanı 3: Kanal İstanbul Projesi; yani ‘Çılgın Proje’ giriverdi hayatımıza birden. Beynimde Dubaileşen bir İstanbul hayali şimşekler gibi çaktı. Dubai’deki yapay adalar gibi dönüşüm geçirmiş bir İstanbul. Gözümün gördüğü bir sürü boş yeri çılgınca dolduran canavar yapılar da cabası. Hiçbirinde doğaya ve insana saygı yok.

Tehlike Çanı 4: Sonra İzmir ve daha birçok şehirde yine ardı ardına yapılaşma planları. Aynı doğaya ve insana saygısızlık buralarda da mevcut…

Tehlike Çanı 5: Sonra nükleer santral eğitimi için yurtdışına öğrenci gönderme projesi çıkıverdi. Gelecekte kurulacak nükleer santraller için personel yetiştirme çalışmaları başladı yani. Hem de daha taptaze bir olayın, Japonya’nın, yaşadığı nükleer santral krizinden sonra mevcut santrallerinin 54’ünden 41’ini tamamen kapatmasının ardından… Almanya’nın nükleer santrallerini geçici olarak kapatmasının ardından… ABD’den Fransa’ya, Rusya’dan İngiltere’ye pek çok gelişmiş ülkenin nükleer enerjiyi masaya yatırmasının ardından… Yeşil enerjiye yönelmenin ve bu alanda insan yetiştirmenin önemli olduğunu ve zamanının çoktan gelip geçtiğini artık fark etmeye başladığımızı düşünürken… İşte tüm bunların hepsinin ardından akıl almaz tezat bir girişim haberi geldi.

Tehlike Çanı 6: Daha taze bir tehlike çanı daha. Doğal sit alanlarında yapılaşmanın önünü açan kanun hükmünde kararname imzalandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu alanlara istediği gibi müdahale etme yetkisine sahip oldu. Bir ülke için ‘en önemli zenginliktir’ doğal sit alanları. Düşünebiliyor musunuz?

Tehlike Çanı 7: Bu alanı boş bırakıyorum. Şimdiki zamana kadar gerçekleşen birçok yıkıcı doğal ve kültürel çalışmalardan yazmadıklarımı ve sizin bildiklerinizi eklediğimi sayın. Bir yazmaya başlasam dolup taşar çünkü.

Tehlike Çanı 8: Bu alanı da boş bırakıyorum. Önümüzdeki günlerde kulağımızda çınlayacak tehlike çanları için ayırıyorum çünkü. Hep boş kalmasını dileyerek…

Teknoloji, sanayi, ekonomi gelişir; ama nasıl gelişir? Gelişimdeki orana değil; o oranın ‘niteliğine’ bakmak gerekir. İnsana, doğaya ve kültüre saygılı bir şekilde gelişmesi değil midir önemli olan? Ahlak, birbirimizle olan ilişkilerimiz, haklarımız, yükümlülüklerimiz gibi konularda olumlu bir ivme kazanmamızla sağlanan gelişim değil midir doğru olan?

İki tane yol düşünün. Birisi toprak yol, diğeri asfalt yol olsun. Toprak yoldan faytonlar, asfalt yoldan son model otomobiller gitsin. Toprak yolun çevresi doğal ve kültürel güzelliklerle dolu olsun. Ve bu yola maddi olarak kendine yeten, tüketim canavarı olmayan, kararında kazanan ve harcayan, medeni / saygılı yayalar ile sürücüler koyun. Asfalt yolun çevresi de gökdelenler, teknoloji dehası yapılarla dolu olsun. Ve bu yola da para içinde yüzen, tüketim canavarı, çılgınca harcayan ve birbirinin hakkına saygı göstermeyen yayalar ile sürücüler koyun.

Ve bir dizi soru çıkarıyorum: Hangi yoldan gitmeyi tercih edersiniz? Sizce ‘en doğru gelişimi’ hangisi göstermiştir? Peki, ‘en medeni yol’ hangisidir? Doğaya, insana, kültüre en saygılısı? Gelecek için hangisinin hayalini kurmak daha güzeldir? Ve insanlık için hangisi daha doğru bir yoldur? Cevabını verebilmek için normal bir akla sahip olmak yeterli bence. Aklın yolu bir değil mi?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Kızılderili: Doğanın Ruhunun ve Dilinin En Bilge Rehberi

Next:

‘Doğal’ Stand – Up Olsun

You may also like

Post a new comment