Doğu ve Batı

30 Aralık of 2010 by

Bir yerdeyim. Her an vereceğim bir kararla bir başka yöne doğru gidebilirim. Orada biri bir şey söyler, yönümü değiştirir ya da birisiyle tanışırım. Ve bir başka yere ve seçime doğru yol alabilirim. Yolculuk yaparken her geçen gün değişik detaylara sahne oluyor. Bir gün daha kalmış olduğum bir yer dün düşündüğüm bir şeyi yapmaktan vazgeçmeme sebep olabiliyor. Veya yapmayı düşünmediğim bir şeyi yapmama…

Yaptığım herhangi bir şey bir sonraki anı değiştiriyor…

Şu anda Damascus’ta bir evdeyim. Dün Türkiye’ye dönebilirdim. Ama şu an buradayım. Her an değişen bir şeyin içinde olmak. İçimden bir şey bunu bırakmak istemiyor. Diğer taraftan dönmem gerektiğini biliyorum…

Mir dünya haritasına bakıp yaptığı ve yapacağı rotayı gösteriyor. Parmağı bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor. Kore`den uçakla Hindistan`a geçip oradan Cairo’ya uçup Dahab’dan Ürdün’e geçerek oradan da Suriye’ye ulaştığını söyledikten sonra bir nefes alıyor. Ardından bir nefeste ben alıyorum. Devam ediyor. Buradan Türkiye’ye geçip Türkiye’den İran’a, oradan da Almanya’ya uçtuktan sonra Peru’ya doğru kanat açacağını söyleyince bir an afallar gibi oluyorum. Mir’in seyahati planladığına göre bir yılı geçecek gibi görünüyor. Ne güzel, ne macera. Ve ardından gülüyor; bu benim rüyam derken…

Bu seyahat için tam 2,5 yıl aralıksız çalışmış, para biriktirmiş. ‘Çok fazla param yok’ diyor ‘ama kimin umurunda, gezecek kadar olsun yeter, gerisini düşünmüyorum bile…’

Dünya, kocamanmış gibi görünen bu şey gözüme bir an küçülmüş gibi geliyor. Eğer ne olursa olsun bir şey hakkında fikir sahibi değilseniz, onu ucundan, köşesinden yaşamamışsanız o şey gözünüzde ulaşamayacağınız yerlere kadar büyüyebilir. Oysa onun içine girdikçe, yaşamaya başladıkça hakkında fikir sahibi olursunuz ve o gözünüzde ulaşılabilir bir konuma gelir. İşte dünya haritasında Mir`in parmağını takip ederken bir yerden bir yere gitmenin ne kadar da kolay olabildiğini düşündüm…

Yol boyunca birçok insan gördüm, bazılarıyla tanıştım. Sırtlarında çantaları, üstlerinde rahat ve buraların renk ve desenlerine uygun kıyafetleriyle saçı sakalına karışmış, paspal birçok yabancı. Olabildiğince gevşemiş kimileri, kimileri de gevşemeye çalışıyor. Bazıları çok neşeli, bazıları burada ama burada değil, bazıları da buralardaki dokuyla çoktan bütünleşmiş gibi. Ne kadar çok yolda olan insan var, cidden de çok fazla. Uzun seyahatler yapıyorlar. Altı ay boyunca seyahat edeni de duydum. Bir yılı düşünenini de. Bu bir yer görmek filan değil, bu bir yaşam biçimine dönüşmüş. Ve batıdan gelen onca insan burada zamanın yavaş işleyişine tanık oluyor belki ve içinden çıkıp geldiği o çok planlı, organize ve hazır yaşam biçimlerinin dışında başka yaşamlar ve yaşayışlar olduğunu da görüyorlar. Mesele her yerde ve her an gevşemek. Cidden buna bütün yüreğimle katılıyorum; esas olan bu; gevşemek…

Doğu gizemini batıya vermeye hazır, batı da onu almaya. Süregelmekte olan bütün sistemlere meydan okurcasına…

Bu buluşma kanımca çok önemli. Doğu’nun içerdiği duygu, çok renklilik, yaşanmışlık, yaşanmakta olan ve içinde barındırdığı onca kültür, inanç, doku, ses batınınkilerle buluşuyor. İnsanlar birbirlerine bakıyor, iletişim kuruyor ve alışveriş başlıyor. Bir zamanlar İpek Yolu’nun buralarda yaptığını şimdi insanlar kendileri yapıyorlar.

Yolculuk ve yolda olmak bu anlamda derin dokunuşları da beraberinde taşıyor. Yol boyunca kimi yerlerde tanık olduğum bedevi yaşamları geliyor aklıma. Bir batılı bu yaşama tanık olduğunda kim bilir içinde bir yerlere bu yaşam nasıl dokunuyor! Mutlaka bir yerlerde bir etki bırakıyor. Bedeviler hala daha günümüz yaşam şeklinin içine bütünüyle girmeye direnen ve eski yaşam biçimlerinden kopmayan, kopamayan bir görünüm sergilemekteler. Çölde göçer yaşam şekli onların hareket halinde olmaya alışmış doğalarını şehir yaşamlarının içine sabitleyemiyor. Bence bu çok önemli. Çünkü dünya tarihi boyunca göçer ve göçebe insanlarının insanlık üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. Bu insanlar var olan sisteme hiç bir zaman girmemiş ve insan doğasının ele geçirilemeyen, özgür tarafını yaşayarak ‘sembol’ olmaya devam etmişlerdir. Ve bunu yaşam biçimleriyle, müzikle dile getirmişlerdir. Çingeneler de aynı duygunun insanıdırlar. Çingeneler, bedeviler, Yörükler, göçerler, hareket halinde olan her şey…

‘Hareket halindeki bir şey üzerinde hâkimiyet kurmanın tek yolu onu durdurmaktır. Ancak onu durdurabildiğinizde yönetebilirsiniz.’*  Ve bu insanlar ve bu insanların yaşamı onun için çok ama çok önem taşımaktadır. İnsanlarla birlikte yaşamıyorlar. Kendi yaşamları kendi yönetimlerinin kayığında akıyor. Doğal bir ortamda doğayla içice yaşıyorlar. Belki arabaları var, cep telefonları, bazılarının bir de evi olduğuna bile şahit oldum ama çöldeki o göçer çadır yaşamını bırakamıyorlar. Yerleşik bir hayatın içine girmiyorlar. Bu nedenle de yönetilemiyorlar! Geçmişten bugüne dek taşıdıkları saflıkları onları koruyor belki de…

Ve yerleşik hayatın içinde özgürlüğünü bir yerde ve kim bilir nelere feda eden günümüz insanlığına ayna tutmaya devam ediyorlar…

Damascus, Suriye

*Naure Çarkı, Suriye Yolculuğu, Özcan Yurdalan.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Yolun Anlattığı

Next:

Hayvan Benliği ve Ekspedisyon*

You may also like

Post a new comment