Dünyanın Ortası Burasıdır

16 Ekim of 2011 by

Sabah erkenden kalkıp merkez otogara gidiyorum… Akşehir otobüsünü bulup biniyorum… Otobüste fazla insan yok… İki saat tıngır mıngır gidiyoruz… Yolculuk sırasında şoförden Konya’ya dönüş saatlerini de öğreniyorum…

Akşehir’e varınca boş boş sokaklarda dolanıyorum bir süre… Hava iyiden iyiye soğuk… Üstüm kalın ama hafiften üşüyorum… Mahalle aralarında dolaşırken sokakta oynayan çocuklara takılıyor gözlerim… Onları seyrettiğimi gören çocuklar da bana bakmaya başlıyorlar… Çekingenliğini atan güzelce bir kız yanıma gelip “Hoş geldin abla” diyor. “Hoş bulduk” diyorum… Burada nerelere gidilir diye soruyorum kıza… “Aaaa” diyor kız “gezdirelim abla” diyor… İçim rahatlamış bir şekilde olur diyorum… Onlar önde ben arkada kalabalık bir güruh şeklinde Hıdırlık Tepesi’ne çıkarıyorlar beni… Burası tüm Akşehir’i ve çevreyi görebileceğiniz bir tepe… Üstelik her yer yemyeşil… Çok güzel bir düzenleme yapılmış… Zaten Hıdır’ın anlamlarından biri yeşil demekmiş…

Arkasından çocuklar önde ben arkada Gülmece Park’ına götürüyorlar beni… Bu arada çocuklarla olmak çok eğlenceli… Gülüyorlar, eğleniyorlar, oradan oraya koşturuyorlar… Onlardan bana enerjinin geçtiğini hissediyorum… Birbirimize ısındıkça yan yana yürüyüp sohbet etmeye de başlıyoruz… Kaçıncı sınıfta okuyorlar, kaç kardeşler, ben nereden geldim derken parka geliyoruz…

Gülmece parkını daha görür görmez bayılıyorum… Burada Nasrettin Hoca’nın bildiğimiz küçük hikâyelerinin heykellerini yapmışlar… Bindiği dalı kesen, kazanı doğurtan, mum alevinde yemek pişiren, göle maya çalan, eşeğe ters binen bir sürü Nasrettin Hoca heykeli var burada… Çocuklardan biri “abla seni dünyanın ortasına götüreyim mi?” Diye soruyor… “Haydi, götür” diyorum… Koştura koştura gidiyoruz… Yerde yuvarlak bir taş… Çevresinde dünyanın ortası burasıdır yazıyor… Hemen içine girip fotoğraf çektiriyorum… Nasrettin Hoca’nın kabrini de ziyaret edip tekrar heykellerin yanına dönüyorum…

Her sene 5 – 10 Temmuz tarihleri arası Nasreddin Hoca Şenlikleri yapılırmış… Aslında şenlik zamanı gelmek lazım diye düşünüyorum… Temsili bir Nasrettin Hoca’nın Akşehir Gölü’ne maya çalmasıyla başlarmış etkinlik… Bunu duyunca Akşehir Gölü’ne gitmek istiyorum ama çocuklar bana engel oluyorlar, “abla orası buraya uzak, yolu da iyi diğil…” “Zaten göl falan da kalmadı kurudu gitti diyorlar…” Çocukların rehberliği olmadan Akşehir Gölü’ne gitmek istemiyorum… Belki şenlik zamanı denk gelir de yolum buralara düşerse o zaman giderim diye düşünüyorum…

Nasrettin Hoca küçüklüğümden beri hayran olduğum kişilerden biridir… Anlatacağı şeyi güldürerek anlatması hep örnek almaya çalıştığım bir özelliktir… Çünkü birisine bir şey söylerken esprili ve güldürerek söyleyince akılda daha kalıcı olacağına inanırım… Ben ne kadar bunu yapabiliyorum soru işareti ama hedefim güldürerek düşündürmektir… Güldürerek diyeceğimi diyebilmektir… Parka bayılıyorum ama çocuklar sabırsız haydi abla diyorlar görmen gereken bir yer daha var…

Bu sefer beni Akşehir Evi’ne götürüyorlar… İçerde yemek de olduğunu duyunca çok seviniyorum… Karnım bayağı acıkmış durumda… Çocuklar içeri gelmek istemiyorlar, bakkaldan hepsine çikolata gofret alıyorum… Tekrar bekleriz diyerek güle oynaya mahallelerine dönüyorlar…

Ben de Akşehir Evi’ne giriyorum… Evin ilk yapılışı tarihi 1894’müş. En son 1991 yılında 16 Akşehirli genç evi almış… Tüm ilçenin desteğiyle de ev restore edilmiş… Evin kocaman bir avlusu var… Avluda zaman zaman küçük konserler verilirmiş… Hava soğuk olmasına rağmen birkaç masa koymuşlar… Avlunun etrafı da boydan boya iki katlı evlerle çevrelenmiş… İçerde gelin odası, çocuk odası, ebeveyn odası gibi yöreye has şekilde döşenmiş odalar mevcut… Ben evin içinde sıcak bir köşeye geçip mantı istiyorum… Arkasından da yörenin tatlısı olan peynir baklavasını söylüyorum… Her ikisi de nefis… Bu eve bayılıyorum… Bir de üstüne çayımı içip güzelce dinleniyorum…

Nasrettin Hoca dışında ilçenin turizm açısından gelişmesi için Sultandağları’nda yamaç paraşütü yapıldığını da öğreniyorum… Ama beni zaten Nasrettin Hoca’yla tavlamış oldukları için paraşütle ilgilenmiyorum… Burası güzel ama dönüş yolu uzun… Konya’ya dönüş için otobüse doğru yürüyorum… Çok güzel iki gün geçirmiş olmanın mutluluğuyla otobüse biniyorum…

Bu yazıyı Nasrettin Hoca’dan bir hikâyeyle bitirmek istiyorum: Çevreden bir grup insan, Nasreddin Hoca´yı çevirip “Hocam size bir sorumuz var” demişler: “Hocam, dünyanın ortası neresi?” Hoca, beş on adım ilerlemiş, bastonunu yere saplamış. “Dünyanın ortası burasıdır” demiş. Şaşkın şaşkın bakan kişiler, “Nasıl olur Hocam” demişler. Hoca da “İnanmazsanız ölçün…” diye yanıt vermiş…

Sağlıcakla,

Previous:

Mevlana Şekeri Sesi Açarmış…

Next:

İstanbul Boğazı’na İnek Geçidi Denirmiş

You may also like

Post a new comment