Dünyanın Ortası İsfahan

24 Nisan of 2011 by

05 Ekim 2006, İsfahan

İsfahan’a iniş saatimi iyi ayarlayamamışım meğer. Gece yarısından sonra şehirdeydim. Otobüs şehir merkezine yakın bir yerde indirdi beni. İndiğim yer hakkında hiçbir fikrim olmadığı gibi, saat ayarsızlığından dolayı otel seçeneğim de yok. Bulduğum ilk yere yerleşmem gerek. Şöyle bir etrafa bakındım, kimseler yok. Karanlık. Yalnızca sokak lambaları var, bir de ben.

Issız bir gece ama içimde en ufak bir korku yok. Böyle durumlarda yani seçeneksiz kaldığım zamanlarda mutlaka ve mutlaka işin içinden çıkabileceğimi düşünürüm. Mutlaka bir çözüm yolunun belireceğini ve benim onu es geçmeyeceğimi bilirim. Beklemektense yürüyerek daha çok otel bulma şansımın yüksek olduğunu düşünüp yürümeye koyuldum. Aslında aklımda bir otel ismi var; Amir Kabiri Otel. En azından sormak için yoldan geçen birini aradı gözlerim. Derken arkadan gelen bir motor sesi duydum. Hemen durdum. Motorcuyu da durdurdum. Şansım var ki bir kadın ve bir erkek olmak üzere iki kişiydiler. Otel aradığımı söyleyince “atla” dediler. Şöyle bir motora baktım, bir de adama.

Seçeneğim yok, atladım üçüncü olarak arkalarına. Aslında çok uzun sürmedi ilerde bir yerde beni Amir Kabiri’nin önünde indirdiler. Çok teşekkür edip kapıdan içeri girdim. Girer girmez yeri sevdim. Sıcak bir izlenim aldım, çok güzel de bir avlusu var. Sırt çantalıların geldiği bir yer olduğu belli. Odayı görmeye bile gerek duymadan parayı ödedim. Anahtarı aldım. Ne var ki odayı görünce hayal kırıklığına uğradım. Her yer oldukça kirliydi. Yatak temizlenmemişti. Resepsiyona dönüp temiz çarşaf istediğimi söyledim. Adam şöyle bir yüzüme bakıp bu saatte temiz çarşaf kalmadığını söyledi şaşkın bakışlarım arasında. Yukarı çıktım tekrar, yatağa bakıyorum, yatak bana bakıyor, şu anda yeni bir yer aramak düşüncesi bile çok zor geliyor. Diğer taraftan bu yatakta asla uyuyamayacağımı biliyorum. Her yerde saç kılları, tüyler. Odanın nasıl olur da temizlenmeden yeni bir müşteriye sunulduğunu anlamaya çalışıyorum. Matı serip üstüne uzanma fikri bile imkânsız.

Resepsiyona inip odada bu şekilde kalamayacağımı, ödemiş olduğum parayı geri vermelerini söyledim. Kabul etmedi, tekrar söyledim, “bir miktarını keseriz” dedi, ısrarlı bir şekilde bir daha yineledim ve parayı geri aldım.

Sokaktayım. Yürümeye devam ediyorum. Derken Turist Hotel yazan bir tabela görünce tabelanın gösterdiği yöne doğru çevirdim yönümü. Dar bir sokak aralığından içeriye girdim. Resepsiyondaki adamın güler yüzünden odanın temizliği, ferahlığı, penceresinden görünen o büyük, yemyeşil yaprakları olan ağaç ve oda fiyatı da dâhil olmak üzere her şeyi çok beğendim. Derhal pasaportumu verip mis gibi kokan çarşafların üzerine attım kendimi. Zihnim öyle yorgun ki, uyumak, uyumak, sadece uyumak istiyorum.

Sabah kuş sesleriyle uyandım. Sokaktan geçen arabaların seslerini duydum ardından. Dışarıda bir şehir vardı ve bu şehre ‘dünyanın ortası’ diyorlardı. İçimde bir merakla aşağıya indim, güzel bir kahvaltı yapıp resepsiyondan şehir haritasını alıp kendimi dışarıya attım. Keşfedilmeyi bekleyen bir şehir daha var dedim kendi kendime ve hissedilmeyi bekleyen…

Her yerin, her şeyin insanda bıraktığı etki farklıdır. Burada içimi huzurla dolduran ve her şey yolunda diyen bir his var ve bana düşen duyularım tetikte ve algım açık olarak kendimi ‘akıntıya bırakmak.’

Previous:

Gece Yolculuğu

Next:

Yürüyüşüm

You may also like

Post a new comment