Efsanelerin Soluk Aldığı Ada Ülkesi; Sri Lanka

07 Şubat of 2011 by

Güney Asya’da, Hint Okyanusu’nun üzerinde Hindistan’a uçakla sadece 1 saat mesafe uzaklığında bulunan bir adacık… Hindistan’a gittiğinizde, eğer kalacak bayağı bir zamanınız varsa buraya gelmemek neredeyse imkansız… Hani hep adını duyduğunuz, belki haritada yerini bile gösteremeyeceğiniz, belki de gitmeyi hiç istemeyeceğiniz yerlerden birisi Sri Lanka…

Günlerden bir gün, nereye gidelim diye düşünürken, hadi dedim Sri Lanka’ya gidelim, Colombo’yu gezelim, daha da iyisi Kandy’deki fil yetimhanesiyle Budistlerin en kutsal ve ünlü tapınağı olan ‘The Temple Of Sacred Tooth Relic’i ziyaret edelim, herkeste bu önerimin üzerine atladı… Bird aha ne zaman Sri Lanka gibi bir ülkeyi ziyaret etme şansını bulacaktık di mi?

Goa ve Bangalore’dan hemen her gün uçaklar kalkıyor oraya, dediğim gibi 1 saat içinde Hint Okyanusu’nun ortasındasınız…

Ada halkının % 70’e yakın bir bölümünün Budist olmasına rağmen, halkı maalesef pek barış içinde yaşayamıyor… Hükümet güçleri 1980’lerin başından beri kendilerine ayrı bir devlet kurmak isteyen ‘Tamil Kaplanları’ ile iç savaş halinde… Her iki tarafta binlerce şehit vermiş durumda, adaya baktığınızda ve kendine ve halkına has güzellikleri gördüğünüzde hele ki Budizm gibi çok barışçıl bir dinin hâkimiyetinde, bu duruma şahit olmak sizin kendinizi bir garip hissetmenize sebep oluyor. Çünkü nedenini bir türlü anlayamıyorsunuz, ufacık bir adanın neresini paylaşamadıklarını aklınız almıyor bir türlü…

Gittiğiniz her yerde Kalasnikoflu askerler görüyorsunuz, her 5 dakikada bir kimlik kontrolü yapıyorlar. Sokaklarda neredeyse askerlerden başka kimseler yok… Turist olduğunuz için bu sorgu aşamalarını daha hızlı geçebiliyorsunuz ama değilseniz işte o zaman formaliteler sizin biraz daha yaşlanmanıza sebep oluyor.

Okyanusun kenarında muhteşem bir otelde kaldığınızda bile, otelin hemen yanında ki binanın tepesinde yine uçaksavarlı gökyüzünü ve sizi gözetleyen askerler görebiliyorsunuz… Oraya gittiğimizde savaşın en harlı dönemlerinden biriydi ama bu bile benim orada olduğum her dakikadan keyif almamı engelleyemedi…

Okyanusun etkisinden midir nedir, Sri Lanka’da güneşin batışı bir farklı…

Oranın en büyük şehri olan Colombo’daki en keyifli otel bence Galle Face Oteli… 3 yıl evvelki tsunamiden bir hayli etkilenmesine rağmen, geçmişte ağırladığı konuklarında kattığı ihtişamıyla hala ayakta… Eski bölümünde hala halıların üstündeki tsunamiden kalan tuz ve rutubet kokusunu hissedebiliyorsunuz… Benim tavsiyem otelin yeni inşa edilen bölümünde kalmanız, odaları direk okyanusa bakıyor ve son derece zevkli ve rahat döşenmiş…

Sri Lanka bir ada ülkesi olmasına rağmen, orada denize girmeniz kirlilikten ve tehlikeli olmasından dolayı yasak… Sri Lanka’nın bulabildiğiniz tüm fotoğraflarına bir göz atın, okyanusun sakin olduğu ve gözüktüğü bir fotoğrafı bile yoktur… Deniz günün her saati ve her mevsim daima çalkantılı ve sert dalgalı… Eğer buranın sakin bir fotoğrafını bulursanız lütfen bana haber verin, ben çok baktım çünkü ve 1900’lerin başında çekilen fotoğraflarda bile sakin ve huzurlu bir denize rastlayamadım…

Eğer buraya kafanızı dinlemeye gelmediyseniz Kolombo’da bir gün geçirmeniz yeterli olacaktır… Orada 1 gün geçirdikten, direk trenle 1,5 saatlik uzağında ki daha eski bir şehir olan Kandy’ye gittik…

Kandy doğasıyla muhteşem bir şehir. Colombo’nun şehir görüntüsünden kesinlikle çok farklı… Biraz vahşi, biraz dokunulmamış ve hala bozulmamış… Baharat bahçelerinden oluşan bir çok doğal parkları mevcut…

Ama benim asıl dikkatimi çeken ve gitmek için sabırsızlandığım Kandy’de ki en ilginç yerlerden biri tabiî ki fil yetimhanesiydi…

Burası gerçek anlamda bir yetimhane… Burada öksüz, yetim, anne ve babaları olmayan, avcılardan kurtulabilmiş, yolunu kaybetmiş, hastalanmış ve tedavi edilmiş tam 60 küsur adet fil var, geçimlerini hükümetten gelen yardım ve turistlerin bıraktığı paralarla sağlayabiliyorlar…

Kala’yı; avcının biri gözlerinden vurmuş ve kör kalmış… Ama kurtulmuş, tek derdi, görmediğinden dolayı etrafına zarar vermesin diye ayağından zincirlenmiş olması, maalesef hiç bir yere gidemiyor…

Yetimhanedeki yemek saatlerini kesinlikle kaçırmamanız gerekiyor… Bir fil yavrusuna dokunmak ve onu sütle beslemek inanılmaz bir duygu… Kafaları o kadar sert ki, bir kayaya dokunduğunuzu düşünüyorsunuz… Hele birde biberonu bittiğinde, ki 10 saniyeden uzun sürmüyor beslemesi, ağzından zor alabiliyorsunuz, aynı gerçek bebekler gibi… Yemek yemek için sabırsızlanmaları, yanınıza gelmek istemeleri, zincirlerini neredeyse kıracak gibi olmaları benim biraz da çok aç olduğumda ki halimi hatırlattı…

Filler bana nedense hep çocuksu gelmiştir. Halleri, duruşları, bakışları, masumiyetleri… Yine de tüm bu hallerine aldanmamak lazım tabi, aynı zamanda son derece tehlikeli yaratıklar…

Gördüğünüz ip sınırından ileri gitmeniz hayatınız açısından çok tehlikeli, ben yine de gidebildiğim kadar yakına gittim… Ne yapayım, çok seviyorum onları…

Banyo zamanı… Nasıl mutlular, nasıl çocuklar gibi şenler banyo vakitleri geldiğinde… Sudayken suyla ve birbirleriyle oynamalarını, şakalaşmalarını görmeniz lazım, orada saatler geçirebilirsiniz…

Kandy aynı zamanda Budistlerin en kutsal saydıkları hatta oraya gitmenin hac saydıkları Sacred Tooth Tapınağı’nın bulunduğu şehir… Oraya gitmeden olmaz tabi…

Bu tapınak çeşitli zamanlarda atılan bombalardan dolayı çok yara almasına rağmen, her defasında yenilenmiştir… Oranın ve Budizm’in en kutsal tapınaklarından biri sayıldığı için, özellikle rahipler ve hükümet buna çok özen gösteriyorlar… Günde biri şafakta, biri öğlen ve akşam olmak üzere 3 kez ayin yapıyorlar… Bu tapınağın bu kadar kutsal olmasının sebebi, Budizm’in yaratıcısı Buddha’nın dişinin burada saklanıyor olması…

Sri Lanka aynı zamanda hikaye ve efsaneleriyle meşhur… Kutsal Diş’in Sri Lanka’ya nasıl geldiği ise şöyle anlatılır;

Bu efsanelerden birine gore, Buddha olduğu zaman, vücudu Hindistan’da Kusinara’da yakılmış ve cenazede Buddha’nın sol köpek dişi ‘Khema’ tarafından alınmıştır. Khema daha sonra hürmetini göstermek adına dişi Kral Brahmadatte’e vermiştir ve böylelikle diş kraliyetin mülkü haline gelmiştir.

Bir inanışa göre, kim Kutsal Diş’i ele geçirirse aynı zamanda krallığı yönetme hakkına da sahip olacaktır. Bu inanış yüzünden bir çok savaşlara sahne olmuştur Sri Lanka ve Hindistan…

Buddha öldükten 800 yıl sonra, 4. yüzyılda, Kutsal Diş, Kalinga Krali Guhaseeva’ya geçmiş. Kralın kendisi Budist olarak, bu dişi kutsal saymaya ve dişe tapmaya başlamış. Bu halk arasında neredeyse bir paniğe ve skandala sebep olmuş, halkın büyük bir çoğunluğu Kral Paandu’ya giderek, Kral Guhaseeva’nın tanrıya inanmayı bıraktığını ve bir dişe tapınmaya başladıklarını söylemişler. Kral Paandu’da bu kutsal emaneti yok etmeye karar vermiş. Ve dişi şehre getirmelerini emretmiş. İnanışa göre diş şehre geldiğinde bir mucize olmuş ve Kral Paandu’da Budizm’e geçerek Budist olmuş.

Bir söylentiye göre başka krallar şehre saldırdığında, daha askerler şehre ulaşmadan başlarındaki krallar hayatını kaybediyormuş.

Udeni Şehri’nin Prensi Dantha, bir Budist olarak bir gün Kutsal Diş’e tapınmaya şehre gelir. Kral Guhaseeva bundan çok memnunluk duyarak kızı Hemamala’yı Prens Dantha’ya verir. Kutsal Diş yüzünden şehre saldırılar artmaya başlayınca, Kutsal Diş Prens ve karısına emanet edilir. Efsaneye göre Hemamalı Kutsal Diş’i kendi saçlarından yaptığı bir ziynet eşyasının içine gizler. Ve kendilerinin kral ailesinden geldiklerini gizlemek üzere kendilerini Brahman olarak tanıtırlar. Ganges üzerinden yola çıkıp, sonunda Sri Lanka’ya ulaşırlar. Böylelikle Sri Lanka Kutsal Diş’in yeni evi olur. Çünkü Buddha ölmeden evvel 2.500 yıl boyunca Budizm’in en güvenli olacağı yerin Sri Lanka olacağını beyan etmiştir.

Prens ve prenses ülkeye geldiklerinde ülkenin kralı dinlediği hikayelerden o kadar hoşnut olur ve Kutsal Diş’ten o kadar etkilenir ki, krallık sarayının için de kutsal emanetin konulması için bir saray daha yaptırır. Zaman geçtikçe, ülkeye olan yabancı tehditler gittikçe arttığı için, özellikle Burma Kralı Kutsal Diş’i getirmeleri halinde Portekizlilere karşılığında 50.000 Pound önerince, krallık ve kutsal emanet bir şehirden diğerine taşınarak, sonunda şimdiki yeri olan Kandy’e ulaşır. Kutsal Diş tapınağı yaşayan Buddha’nın rituel, ayin ve dualarının temsil edildiği bir sembol haline gelmiştir. Bu yüzden de burası Budistler için son derece kutsal bir yer sayılmaktadır.

Buranın mimarisi ise çok özel ve ilginç özellikler taşımaktadır.

Tabi ki Kutsal Diş’i görmek adına minimum 45 dakika beklemeyi göze alacaksınız ve diş taşlı bir yumurtanın içinde saklandığı için ve sizin kutsal yerden içeri sadece bir kaç saniye bakmanıza izin verdikleri için dişi kesinlikle göremiyorsunuz, yine de tapınağın atmosferini yaşamak, rahiplerin ayinleri ve inananların rituellerine şahit olmak her şeye değiyor.

Sri Lanka’ya gidipte muhteşem kostümler ve takılarıyla yaptıkları yerel danslarını izlememekte olmazdı hani…

Previous:

Budapeşte

Next:

Marakesh

You may also like

Post a new comment