Emekçinin Bayramı

03 Mayıs of 2011 by

Sonunda emekçiye yakışan bir bayram kutladık. Hepimizin yüzü güldü. Katılım, son yılların en kalabalık ve coşkulu olanıydı. Hem İstanbul Taksim’de, hem de Antalya’da. 1Mayıs günü sabah, erkenden bayram çocuğu heyecanıyla uyandım. Hemen pencereyi açtım. Mevsim gereği, çiçek kokusu, gün ışığı, bülbül sesi doluşuverdi odaya. Havaya baktım, günlük, güneşlik, tam 1 Mayıs havasıydı.


Hemen televizyonu açtım. Öyle ya, 1 Mayıs demek, İstanbul Taksim demek, aynı zamanda acı ve gözyaşı. Taksim hazırlıklar içindeydi, hedef bir milyon kişi. Yavaş yavaş Taksim’e insan seli akmakta. En önde altı dilde ‘1 Mayıs’ yazılı pankart, her şeye karşın işte kardeşliğin belgesi. Önce Kazancı Yokuşu’na kırmızı karanfiller serildi, gözler menli, ellerde hiç yaşlanmayan, gencecik, gözlerinden umut fışkıran canların isimleri.

Ortalarda alışılmış panzerler, polisler yok, olması gereken yerlere, kıyıya, köşeye yerleşmişler. Yüreğim İstanbul’da, aklım Antalya’da, gözüm saatte bekliyorum. Leyla – Hasan Kıyafet’ten telefon “Seni almaya geliyoruz, 1 Mayıs yürüyüşü için, hemen aşağı in” onlar da heyecanlı. Hasan Kıyafet’in çok erken uyandığını öğreniyorum, Leyla Abla’dan. “Her gün kalkmayan Hasan, bir çocuk sevinciyle erkenden uyandı, yerinde duramıyor” diyor. Daha yürüyüşe bir buçuk saat varken biz çoktan TRT Kavşağı’na ulaştık.

Yavaş yavaş emekçiler toplandı. Bu kez gençlik çoğunluktaydı. Belki de yaşamımın en coşkulu, en umutlu 1 Mayıs kutlamasıydı. Cadde kenarından yürüyüp geçenler de coşkuyu paylaştılar. Bu denli coşku ve kalabalık, insanların sanıldığı gibi uykuda olmadığının bir göstergesiydi. İnsanca yaşamın talep edildiği, herkese iş, aş gerektiğinin ortaya döküldüğü bir gündü 1 Mayıs’taki coşku.

Her örgütün gençliğinin, örgütünün arkasından hoplaya, zıplaya yürümesi, umudumuzu çoğalttı. Öte yandan, insanların artık kaybedecek bir şeylerinin kalmadığı, işsizler ordusunun günden güne arttığı, işverenlerin 8 saatlik çalışma süresini unuttuğu bir zamandı. Çalışanların, sosyal yaşamlarının hiç olmadığı, evden işe, işten eve patronun keyfine göre çalışma süresinin düzenlendiği de bilinen bir gerçekti. Bütün bunların da getirdiği bir sonuçtu 1 Mayıs alanlarındaki kalabalık.

Albert Camus “Ateşten ve yiyecekten yoksun bir insan için özgürlük, hiç de acelesi olmayan bir lükstür” der. Patronlar da bilir bunu ve çalışanların bir lokma, bir hırka karşılığında, özgürlüklerini var güçleriyle sömürmektedirler. Yine de unuttukları bir şey vardır. Her zulüm bir yere dek sürer. Bıçak kemiğe dayanınca, her şey tersine dönüverir. Ezilenlerin öfkesi de sabrı kadar güçlüdür. 1Mayıs coşkusu bunu gösterdi. Herkese iş, aş, özgürlük ve insanca bir yaşam umuduyla. Yaşasın 1 Mayıs, işçinin, emekçinin bayramı.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Sevgi Bağımlılığı

Next:

Mayısın Çiçekleri

You may also like

Post a new comment