Festival

30 Kasım of 2017 by

Yeni bir kaçış planı var önümde, Edremit Körfezi ve İda Dağı yeniden beni bekliyor. Truvalılardan Perslere, Romalılardan Selçuklulara, Osmanlılardan günümüze tüm medeniyetlerin izlerine rastlanan bu cennete sanırım üçüncü yolculuğum. Yıllar önce bir Ege-Akdeniz turunda kısa süreli bir geçiş noktasıydı, suları buz gibi ‘bin pınarlı’ olarak tanımlanan güzelim coğrafyaya merhaba demiştim.

İkinci gezim, biraz sıra dışı ancak farklı bir tecrübe oldu. Ülkemin her yanı güzellikte yarışır, bir seminerde anlatıcı fotoğraflarla yöreye ait bir fotoğraf gösterir size. Çarpılırsınız, vurulursunuz, dağılırsınız. Oraları görmek artık sonu gelmez bir hayaldir sizin için, ancak bazen hemen gerçekleşmeyen düşler de vardır, ertelersiniz. Bu nedenle soluğu bir başka cennette almak istersiniz.

Ben de öyle yaptım, sanırım Homeros’un İda’sında bir sayfa daha açıyorum. Doğa ile iç içe bir tatil yapıp, yeni dostlarla tanışıyorum. Sabah hep yaptığım gibi çam ormanlarının içinde tertemiz bir doğada gezme şansı bulurken, 4X4 safari ile çevre köylere ulaşıp kasalarla alıcı bekleyen mis gibi çileklerin tadına bakıyorum, köy kahvesinde çayımı yudumlayıp, orman içinde arıları ile uğraş veren ballarını, sohbetlerini paylaşan arıcılarla tanışıyorum. Günümün bir kısmı zümrüt yeşili orman içinde kuş sesleri arasında, havuzda yüzerek geçiyor. Otelin bahçesinde keyifle dolaşan, tavus kuşları, hindiler, kedi ve köpekler ile adeta bir masal içindeyim. Efsanedeki Sarıkız gibi, elimi dağdan Edremit Körfezi’ne uzatıp denizden bakraçla su alsam sanki tüm kahramanlar yeniden canlanacak, efsane gerçek olacak. Yenice, Kazdağı’nın en güzel köşelerinden biri hiç şüphem yok artık. Korunması ve kollanması gereken özel alanlarımızdan biri. Tanıdıkça sevdiğimiz, sevdikçe tanıdığımız eşsiz ülkemiz.

Bandırma’ya deniz yolu ve sonrasında otelime Balıkesir üzerinden karayoluyla kolaylıkla ulaşıp, dönüşte ise yine aynı yol ile ancak feribotu yalnızca birkaç dakika ile yakalamıştım. Nefes nefese kaldığım olağan dışı bir dönüş yolculuğu benim için unutulmaz bir ders olmuştu. Yaptığım üçüncü ve son yolculuk ise daha kalabalık bir buluşmanın heyecanını taşıyor. Nasıl olmasın ki; o bir festival…

I. Kaz Dağları Yaban Mantarları Eğitim Festivali
Edremit Koca Seyit Havaalanı benim için büyük şans. Kalacağım yere Burhaniye’ye kolaylıkla varıyorum. Aynı amaç için gelen arkadaşlarla çabucak kaynaşıp, geziyoruz adım adım. Ören sahili ve Adramytteion kalıntıları büyülüyor, anıt ağaçları üstlerindeki plaketlerle kucaklıyoruz sevgiyle. Hava enfes, huzur ve dinginliği soluyoruz her nefeste. Yol aldıkça emekli olduğunu düşündüğüm yaştaki insanların yoğunluğu dikkatimi çekiyor ve sokaklarda farklı ırklardan pek çok can dostu. Arkadaşlar otele dönerken ben keşfe devam ediyorum, vakit erken henüz. Öğretmenler bölgesi daha yoğun, onlarca site arasından geçerek ilerliyorum. Çarşısı, kafeleri, tekne dolu mini limanları, deniz fenerleri ile güneş batarken görsel bir şölenin içindeyim. Tarif edilmez bir güzellik yaşadığım. Uzansam dokunacağım sanki pembe bulutların arkasında her dakika renk değiştiren güneşe. O, mavi durgun yatağına uzanırken usul usul ‘gitme kal’ diyeceğim biraz daha, azıcık daha.

Yoruldum, biraz acıktım hemen gözüme daha önce kestirdiğim bir balık lokantasına giriyor ve önerilerini de alarak siparişimi veriyorum. Güneş, deniz ve ben varım sahilde, demleniyoruz hep birlikte en güzel sohbetlerde.

Sabah deniz ve dağ manzarası ve de çevre çiftliklerden gelen horoz sesi ile uyanıyorum. Balkonum nerdeyse uçsuz bucaksız panoraması ile heyecan verici. Derin nefeslerle “bu gerçek” diyorum kendime defalarca, gerçek!

Kahvaltı ve ardından etkinlik alanına hareket ile güne, güleç yüzlerle hep beraber, onlarca günaydın diyorum. Festival başlıyor, kentin pek çok yerine asılan afişlerdeki gibi hepimiz renkli ve heyecanlıyız.

Burhaniye, doğadaki mantar sevdalıları ve Balıkesir, Burhaniye yerel yönetimlerinin de desteği ile iki gün sürecek renkli bir etkinliğe kucak açıyor. Halk dansları grubunun zeybek oyunu hepimizi heyecanlandırıp, onurlandırıyor. Selçuk, Muğla, Çukurova, Gazi, Osmaniye üniversitelerinden çok sayıda akademisyen mantar dünyasına ait bilgi ve tecrübelerini keyifle paylaşıyor. Çocuklara doğa sevgisini aşılamanın pek çok yolunu mini yarışmalar, geziler ile hayata geçiren, organizasyonun her aşamasında onlarca doğaseveri başarıyla yönlendirmeyi başaran organizasyon ekibini yürekten alkışlıyorum.

Yöreye ait el emeği göz nuru eserleri, eğitim seminerlerinin verildiği BAÇEM (Balıkesir Çiftçi Eğitim Merkezi) bahçesinde tanıyoruz. Merkezin idari sorumlusu ve ekibi tarafından tıbbi ve aromatik bitkiler konuklara ayrıntısıyla gösterilip, tanıtılıyor. Bahçede üretim seraları, fidanlık, organik üretimlere ait çalışmalar soru, cevap yağmuru altında keyifle geziliyor.

Gelen konuklar arasında ülkenin hemen her yöresinden çiftçi, sanatçı, akademisyen, öğrenci, öğretmen doğa dostları var. İşte bunlardan biri akşam gerçekleşecek konserde, büyük usta Okay Temiz öncesi sahne alan Fungistanbul Grubu’nun üyesi Roni. Türkiye florasındaki başlıca mantarları resimlerle ve sistematik olarak görseller ile tanıtan kitap için çok emek vermiş kendisi ve tüm ekip arkadaşları. Hepimize hediye edildi bu rehber kitap, teşekkür ediyoruz.

Aynı zamanda müzisyen olan Roni, Phenology ismini verdikleri ilk albümlerinin tanıtım yazısında neler paylaşmış? Grubu Fungistanbul nasıl kurulmuş? Tümünü anlatıyor yazdıklarıyla; “İnsan popülasyonunun sürekli arttığı, doğal alanların ve kaynakların sürekli azaldığı, sosyal ve ekolojik sorunların sürekli büyüdüğü bir dünyadan önce, bir zamanlar doğanın daha ahenkli bir düzeni, insanlığın doğayla (kendiyle) uyum içinde yaşadığı bir hayat vardı. Yaşadığımız dönemin, sanatın farklı alanlarıyla uğraşan insanları olarak bizler, müziğin ve sanatın evrensel diliyle, doğayla olan iletişimimizi sevgi ve saygı temelli bir ilişkiye dönüştürerek, yeniden birbirimiz ile olan bağlarımızı hatırlayıp, köklerimizle bütünleşebileceğimize inanıyoruz. Konser performansları hepimizi etkiliyor, arkadaşlarımla beraber bir tane CD ediniyoruz. Yaptıkları müzik artık hep benimle, istediğimde; İşyerimde, arabamda dağ kuşunun kanadındayım, Anka kuşu ile güneşi batırıyorum, nehrin gözyaşlarındayım, bazen de uçan turnaların heyecanındayım. Doğanın seslerini yüreğimize getiren sizler, iyi ki varsınız.

Ertesi gün sabahın ilk ışıklarıyla, artık daha iyi tanıdığımız yaban mantarları ile buluşmaya Kazdağları’na. Ağaçların altında soluklanırken yaptığımız keyifli sohbetler, nadir görülen mantar türlerini keşif çabası, ciğerlerimize dolan mis gibi çam havası ve dahası, tam bir doğa sefası.

Ve ben iyi ki 2017 Ekim ayının 21 ve 22. günlerinde I. Kaz Dağları Yaban Mantarları Festivali’ne Balıkesir, Burhaniye’ ye o güzelim mitolojik dağlara yeniden gitmişim.

Homeros ve İda beni daha kaç kez çağırır?

Tahtakuşlar Köyü ve müzesi ile beni ne zaman kabul eder?

Sorular uzar gider.

Memleket sevdalısı şairi yeniden anmak için şiirlerle belki,
İda sevdalısı bir büyük usta Tuncel Kurtiz’in sesinin yankısını dinlemek için belki de?

“Ustam!
Aklım firarda
Gözbebeklerimde
Müebbet hüzün, dilimde ay kesiği bir yara, düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük.
Bir öksüzün omuzlarında sükût
Yüreğim sana emanet sıkı tut…”

Deniz Can

Previous:

Perde

You may also like

Post a new comment