Fil Hapishanesi

03 Ağustos of 2011 by

Chitwan, Nepal, 12 Ocak’07

Ertesi gün sabah erkenden kalktım. Bugün fil yavrularını görmeye gideceğim. Bana eşlik edecek olan rehberle nehir kenarına gittik. Bir kanoya bindik ardından. Havada yoğun bir sis var ve soğuk. Gün doğumundan hemen sonra yola çıktığımızdan mıdır bilmiyorum her yer çok sessiz ve rehberin küreklere asılırken sudan çıkardığı ses geliyor kulağıma sadece…

Kanoyla her kürek çekişte sisin içine doğru çekilirken, süre daha da uzasın istedim. Sessizlikte sadece suyun sesini duyarak sise doğru yol alırken kendimi bir masalın içindeymişçesine tuhaf hissetmiştim. Karşı kıyıya geldiğimizi kanonun durmasıyla anladım, doğrusu sisten hiçbir şey seçilmiyordu. Kıyıya atladım ve rehberin kanoyu kıyıya çekişine yardım ettim. Birlikte çamurlu bir toprak yoldan kıyı boyunca yürüdük ve bir sapaktan içeriye girmeye başladık. Doğrusu önümü göremiyordum. Etrafta beyaz bir örtü var gibiydi. Ve demir bir kapı gördüm ardından. Kapının görüntüsü hoşuma gitmedi; ağır ve büyüktü ve küflenmişti. Dar ince bir yolu takip ettiğimizde de duvarların ardındaki filleri o zaman seçebildim. Burada nehrin diğer kıyısında, gözlerden uzak bir yerde ve ayaklarından zincirlerle bağlıydılar. İçimi bir sıkıntı kapladı. Sanki bir fil hapishanesindeymişim gibiydi.

Bazılarının yanında yavru filler vardı. Ve rehberden doğum yapan fillerin burada yavrularıyla 2 ile 4 yıl arasında değişen bir süreyle tutulduğunu ve sonrasında ayrıldıklarını öğrendim. Doğada onların yaşam ritmi anne filin yavrusundan ayrılması için 12 yıl gibi bir sürenin geçmesini öngörüyordu. Duyduğum şey hem fil hem de yavrusu için bir trajediydi. O zaman anladım; National Park adı altında burasının bir ticaret yeri olduğunu. Hayvanların psikolojik gereksinimlerinin hiçbir değeri yoktu!

Gözümün önüne buraya ilk geldiğimde ona verdiğim 4400 rupiyi sayan adam geldi. Ve parayı sayarken aynı anda da ağzından tükürükler saçarak konuşmasını anımsadım. Profilin, hayvan ve doğa sevgisi içinde bir adamla uzaktan ve yakından bir ilgisi olmadığı gibi anlayış ve empatiden ruhen yoksun olduğu da her halinden belliydi. Böylesi bir ortamda hayvanların üstünden para kazanma durumu her şeyin ötesindeydi onun için. O anda dönüp kendime baktım; bu zincirin halkalarından biri de bendim. Onun bu durumuna hizmet etmiş, durumu değiştirecek herhangi bir şey yapmamış olduğum gibi dönen çarka da farkında olmadan hizmet etmiştim. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Hayatımda ilk defa fil görüyor olmak, bir National Parkta bulunuyor olmak ve ilk defa Nepal’e geliyor olmak gibi nedenler durumun yüzeydeki kılıflarıydı sadece. Ben de sadece bu kılıfı görecek biri değildim. Yine de sıkıntı oydu ki görmek bir şeyleri değiştirmeye yetmiyordu. Bir birey olarak tepkimi koymanın dışında. Yine de bunun için geç kalmıştım. Ben de bir müşteri gibi davranmıştım!

Kafamda bu düşünceler olduğu halde, fillerin ayağındaki zincirleri çözemeden, onların acısını hafifletemeden ve durumlarını değiştirecek hiçbir şey yapamadan oradan ayrıldım, aynı yolu geri yürüyüp kanoyla karşıya geçerken, nehir kenarında orada öylece suyun altında kafasını tutarak duran timsahı gördüm yine. Ve düşündüm; hayvanlar doğayı anlamlandırıyorlardı. Öyle bir anlamlandırıyorlardı ki biz insanlar bu anlamı yerle bir ediyorduk. Onların hayatını zorlaştırarak, özgür yaşam haklarına saygısızlık yaparak ve onları öldürerek! O zaman insan olmak ağır geldi bana işte; bir kuşun hafifliğini, bir filin bilgeliğini, bir kartalın özgürlüğünü anlayamadıktan, saygı duymadıktan, hayran olmadıktan sonra insan olmak neye yarardı ki!

Salt yiyip içerek hayatlarını devam ettiren ‘et parçaları’ olmaktan başka!!!

Previous:

Bilge Fil

Next:

Bisiklet Üstünde

You may also like

Post a new comment