Foça’da Kedilere Her Gün Bayram

23 Ağustos of 2011 by

Foça’ya uzun yıllar gitmedim, gitmedim sonra aynı sezonda iki kere yolum oradan geçti… Foça kendine özgü sahil kasabası havasını kaybetmemiş yerlerden biri. O yüzden oraya tekrar yolumun düşmesine de sevindim…

Tabi ki bahsettiğim Eski Foça. Deniz kenarındaki balık lokantaları, kahvaltı yerleri, kumrucusu, dondurmacısı, iki katlı şirin evleri ve çarşısında ev yemekleri yapan lokantasıyla beni fetheden Eski Foça. Aslında Yeni Foça’yı görmedim ama yoldan geçerken algıladığım kadarıyla çok betonlaşmış.

Foça’dayken beni tek üzen şey fazla rüzgâr oldu. Bana mı öyle rastladı yoksa hep mi öyle bilmiyorum ama her iki gidişimde de çok rüzgârlıydı. Hatta rüzgârdan dolayı günübirlik yapılan tekne turlarına bile çıkamadım. O yüzden bir kere daha gitmek farz oldu.

Tekne turu da yapmadıysam ne mi yaptım? Hemen anlatayım. Bir kere sabah kahvaltı için deniz kenarındaki yerlere gittim. Çok güzel sucuklu yumurta yapıyorlar, bal kaymak da cabası. Yanında da ister ada çayı, ister normal çay geliyor. Fakat burası o kadar kalabalık ki hem oturmak için hem de siparişinizin gelmesi için bayağı beklemek zorunda kalıyorsunuz. Ama lezzet olarak beklediğinize kesinlikle değiyor… Arkasından kediler etrafınızda bir çember oluşturuyor. Yumurtanızın sucuklarını bir bana bir sana diye diye bitiriyorsunuz.

Turizmin yanı sıra balıkçılıkla geçinen Foça’da her yer balıkçı tekneleriyle dolu. Kahvaltı sonrası üstlük çayınızı içerken ağlarını onaran balıkçıları uzun süre seyredebilirsiniz. Önce düğüm var mı diye boydan boya ağlarını gözden geçiriyorlar. Arkasından da tamirat başlıyor. Uzun uzun onları seyrediyorum. Hem balık tutma maceralarını düşünüyorum hem de büyük bir beceriyle ve hızla ağlarını tamir etmelerini seyrediyorum. Sucuk faslından sıkılan kediler de bu sefer bu teknelerin etrafını kaplıyor. Ağların dibinde kalmış balıklar da onların nasipleri. Bu hayatta şanslı olacaksın. Kedilerin yediği balığın haddi hesabı yok Foça’da.

Kahvaltı ve tamirat faslını seyrettikten sonra yediklerimi biraz eritmek için deniz kenarında bir ileri bir geri yürümeye başlıyorum. İlerde küçük bir çarşı var. Az dükkân var ama yine de beni oyalıyor. Sonra da deniz vakti geliyor. Burada deniz buz gibi ve tertemiz. Denize gir çık gir çık yorulup kaldığım Bülbül Yuvası’na geri dönüyorum. İlk sefer gelişimde deniz kenarında bir yerde kaldım ama çok temiz değildi. Memnun kalmadım. Ama Bülbül Yuvası güzel. Orada biraz dinlendikten sonra tekrar merkeze iniyorum. Meşhur sakızlı dondurmasından yiyorum. Deniz kenarında turluyorum. Tekrar Bülbül Yuvası’na geri dönüyorum. Bu arada otelde ev yapımı çörekler, börekler var. Ertesi sabah kahvaltıyı burada yapmaya karar veriyorum.

Otelin önünde küçük bir terası var. Terasta salıncağı falan var. Salıncakta sallanıp biraz daha geviş getiriyorum. Arkasından akşam yemeği vakti gelince denizden ne çıksa yerim havalarında olduğumdan deniz kenarında yan yana dizili lokantalarda alıyorum soluğu. Sırayla hepsini inceliyorum. Pek bir farklarını göremiyorum. Birini seçip oturuyorum. Başlangıç olarak da biraz Ege otu arkasından da balık istiyorum. Her gelenin tadı güzel. Keyifleniyorum. Üstüne bir de buraya özel dibek kahvelerinden içiyorum. Sonra tekrar Bülbül Yuvası’na dönüyorum. Birkaç günüm benzer tempoda geçiyor.

Bu arada tam oradayken kuzenim beni arıyor nerdesin diye soruyor Foça’dayım deyince ‘Ayyy! Orası benim de en sevdiğim yerlerden biridir’ diyor. Ben de sevdim diyorum… Kendine özgü havasına bayıldım diyorum. Denkleşebilir miyiz diye bakıyoruz ama olmuyor. Kısmet dilmiş deyip kapatıyoruz telefonu.

Başka ne mi yaptım? Hemen anlatayım. Foça’da tarihi kaleydi, hamamdı bir şeyler var ama içimden dolaşmak gelmiyor. Onun yerine deniz kenarının bir paralelindeki iç çarşıyı gezmeyi tercih ediyorum. Daracık sokağın üstü asma yapraklarıyla örtülmüş. Doğal gölge olmuş. Oralarda oyalanıyorum biraz. Acıkınca yöresel yemek yapan köşedeki lokantaya gelmeyi de kafama yazıyorum.

Oradan da balık haline geçiyorum. Zaten her yer dip dibe olduğundan hiç yorulmuyorum. Balık halinde çeşit çeşit balıkların fotoğrafını çekiyorum. Dışarıdaki manavda yeşilliklerin fotoğrafını çekiyorum. Fotoğraflarını çektiğimi gören esnaf “Abla bu saatte pek çeşit kalmaz sen en iyisi sabah beşte gel, esas çeşit o zaman” diyorlar. O saatte kalkıp gitmeye niyetleniyorum ama uyku ağır bastığından gitmiyorum.

Sonra tepelerdeki tarihi yel değirmenlerini seyrediyorum. Çevredeki kıyı ve adalardaki fokların hikâyelerini dinliyorum. Böyle böyle Foça’daki günlerimi yiyip bitiriyorum. Ben orada olmaktan çok keyif alıyorum. Size de yolunuzu bir düşürün derim…

Sağlıcakla,

Yazı ve fotoğraflar: Anette Inselberg

 

Previous:

Akyaka’da, Azmak Tekne Turu Yapılır

Next:

Beypazarı’nda Yaşayan Müzeye Gidilir

You may also like

  • 12 Ara

    Gölyazı

    Gezi

    Uluabat Gölü kıyısındaki en şirin yerlerden biri eski adıyla Apolyont şimdiki adıyla Gölyazı. Bursa’ya yaklaşık ...

  • 18 Haz

    Tutkuma Yenildim… Ve Kapadokya…

    Gezi

    Bir tutkudur gezmek. Bazen bir merak, bazen bir söz tetikler insanı ve gidersin… Bu sefer ...

  • 18 Tem

    Doğu Karadeniz, İlle De Fırtına Vadisi

    Gezi

    Yıllardır içimde bir kuş cıvıldardı.’Doğu Karadeniz’i gör’ diye. Bir türlü denk gelmemişti. Ne zaman planlasam, ...

  • 08 Eyl

    Zeytinli Köşk

    Gezi

    Araba kullananlar bilirler. Güzelliklerin içinden geçersiniz ama sadece yolu görürsünüz. Ne sağınızdaki solunuzdaki ormanları, ne ...

Post a new comment