Gandhi’nin Hindistan’ı

02 Eylül of 2011 by

5 Şubat’07, Jaipur, Hindistan

Aklımda bu düşünceler olduğu halde yürüyorum. Bir taraftan da Mihrace’nin sarayındaki oymalar, figürler gözümün önünden gitmiyor. Öyle güzeller ki sanırım uzun bir süre bu gördüklerimi unutamayacağım. Derken yol bir parkın içine doğru götürdü beni veya yolu şaşırıp bir parkın içine giriverdim, bilmiyorum.

Ve durdum. Gandhi’nin yarı çıplak heykeli orada, parkın ortasında öylece duruyordu. Gandhi’nin Hindistan’ındaydım. Onu okuduğum kitap sayfaları geldi aklıma. Yaşamının kendine, doğrularına ait çizgisinden ayrılmadan, idealist bir tavırla yaptıklarını düşündüm ve öldürüldüğü ana kadar aynı mücadeleyi vermeye devam ettiğini; barış için, sabır ve anlayış için, özgürlük için…

Öldürülmek! Böylesi bir olgunluk, bilgelik nasıl öldürülebilirdi? Niye? Cehalet, bedenleri ortadan kaldırmakla, ruhu ve verdiği etkiyi de ortadan kaldırdığını düşünmüştü hep tarihler boyu. Her seferinde de yanılmıştı. Gandhi’nin Hindistan’ı onun ışığını hep taşımış, taşıyor ve taşıyacaktı…

Ülkesi üzerindeki İngiliz sömürgeliğinin halkının kültür, yaşanmışlık ve değerlerini tehdit ettiğini anladığı andan itibaren hissettiği aşağılanma ve asimilasyon tehlikesinin karşısında haklı onur ve insanlık mücadelesini, savaşmadan, anlayış ve sabırla, öğretici ve affedici bir olgunlukla ama yılmadan, bıkmadan ve vazgeçmeden sürdürürken aynı anda da hem halkı hem de dünya için bir örnek olmak…

Öylece durup ona bakarken içimden bir saygı da ona doğru akıp gitti. Kendi ruhunu hissetmeye başladığı andan itibaren, şekilde avukat olmayı bir kenara bırakıp adaleti, davranış, söz ve düşünceleriyle birleştirdiği bir yaşam biçimine dönüştüren, insan olmanın aslında bir diğerinin üzerinde egemenlik kurmak değil, eşit hak ve özgürlükleri tanımak suretiyle anlamını bulabileceği bir dünya için atmış bir yürek…

Sade, basit, kendi işini kendi yapan, yalana asla başvurmayan, ömrü boyunca vejetaryen olarak yaşamış, kendi ailesi de dâhil olmak üzere kişisel hak ve özgürlükler arasında ayrım gözetmemiş, herkese eşit davranmış, düşünceleri ve inançlarını yaşamında birebir uygulamış, yalanın, ikiyüzlülüğün, Batı’nın sahte özgürlük ve adalet düşünce ve hareketlerinin kendi yarattığı ‘pasif direniş’ ile karşısında durmuş bu adam gibi adam, dünyaya ‘dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun‘ demek suretiyle söz ve davranışlarının ‘bir’ olmasının önemini hatırlatan bir fener gibidir. Hayatı boyunca Hindistan’ın özgürlüğü için kansız eylemlerin içinde olarak gerekirse açlık orucunu ölüm orucuna kadar sürdürecek cesaret ve kararlılıkta olması ‘güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir’ sözünün arkasında durduğunu ne de güzel anlatır.

‘Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin’ derken kendi yaşamı ortadaydı. ‘Ne yiyorsanız osunuz’ derken kendi yaşamı ortadaydı. ‘Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür, düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür, değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür’ derken kendi hayatı ortadaydı. ‘Zayıf insanlar affedemezler, affetmek güçlülere has bir özelliktir’ derken kendi yaşamı ortadaydı. O kendini olduğu gibi yansıtan bir aynaydı; güçlü bir ayna. Ve de hala yaşamakta…

 

Previous:

Pembe Şehir

Next:

Hint Fakiri

You may also like

Post a new comment