Gece ve Gündüzün Çocukları; Ayışığı ve Günışığı

16 Aralık of 2010 by

İnsanoğlu geceden ve gündüzden doğduğu zamana göre enerji alır. Gece doğan bir insan gecenin erkinin desteğine sahiptir, tıpkı gündüz doğanın gündüzün erkinin desteğine sahip olması gibi…

‘dünyevi bir gecede

bulutlu rüyalar asılı ışıldayan ayda

zamansız bir şarkı söyleniyor gelen şafakla

uçan kuşlar söylüyorlar orada

kalplerin taşları oynattığı yerde… ‘ L. McKennıth

Ben gece 03.00 sularında doğmuşum. Geceleri severim, ayışığını, yıldızları, o serinliği, karanlığı severim. Karanlığın içinden fırlayıp gelen yıldızlar, yakamozdaki ay büyülüdür benim için. Benim zamanım günbatımında başlar ve sabahın ilk ışığına dek sürer. Kendimi en enerjik, en güçlü ve tam hissettiğim zamandır bu. Gecenin dinlendirici, sessiz örtüsü altında yenilenirim. Gecenin karanlığında kendimi daha huzurlu, güvende, dingin hissederim. Gecenin görünen sakinliği, dinginliği, durağanlığı benim dış görüntümdür. Gündüzün hareketli, devingen ve ışığını içimde taşırım; görünmeyende. O benim çabaladığım zamandır. Oysa gece çabalamaya gerek yoktur, enerji kendiliğinden akar, kendiliğinden yolunu bulur. Geceleri ruhum bilinmeyene açık olur, sezgilerim coşar, yapamayacağım hiçbir şeyin olmadığını hissederim. Her şey yolundadır. Gündüz ise ne yapacağımı bilmem, gündüzün ışığı benim karanlığım olur. Tıpkı gecenin karanlığının benim ışığım olması gibi…

Gece karanlıktır, karanlık bilinmeyeni çağrıştırır, üzerimizdeki örtüyü kaldırır, karanlıkta gizlenmeye gerek duymaz insan. Kendini açığa vurduğu zaman kendini bildiğini fark eder; korkmadan, utanmadan, suçluluk duymadan. Ayışığı insanın saklı gizemini hatta kendinin bile bilmediği, farkına varmadığı o gizemi çağrıştıran, hatırlatan bir sembol gibidir. Ay ışığına bakarken o açıklanamayan, sadece hissettiğimiz şey aslında içimizdeki ışığın belli belirsiz çağrısı gibi değil midir?

Ay ve onun hareketleri; iç dünyamızı etkileyen, yerle bir eden, dönüştüren etkileşimlere sebeptir. İnsanoğlu ne zaman gökyüzünü, yıldızların ve ayın hareketlerini izlemeyi bıraksa tek yanlı bir metafora girmiş ve yaradılışındaki o tılsımın varlığını unutmuş, yalınlığını, özgünlüğünü, kendini kaybetmiştir. Gökyüzü kimin aklına gelir? Günışığında kaç kere kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsınız? Oysa gece gökyüzü ‘ben buradayım’ der gibidir. Şehirlerin, insan kalabalığının, yapay ışıkların olmadığı kapkaranlık bir yerde gökyüzüne bakarsanız eğer yaşamınızı doldurduğunuz gereksiz birçok detayın içinde kaybolduğunuzu fark edebilirsiniz. Ve yıldızların ışığında ruhunuzun yıkandığını, bir şeyin sizi içine çekercesine yukardan uzanır gibi olduğunu da…

Gece araştırmaya açıktır. İnsanın kendini araştırması evrim yolculuğunda hiçbir zaman, hiçbir dönemde vazgeçemediği içerden gelen bir itkidir. Ve gece bunun için en uygun zamandır. Yapay zihninin yavaşladığı, gerçek zihnin açığa çıkma imkânı bulduğu bir zaman… İnsanı meşgul eden onca paçavra ses sustuğunda, gerçek benliğini dinleyebildiği, onu duyabildiği o anda… Kim bilir, belki bir şeyler yer değişiverir!

Her şeyin bir zamanı vardır, bu bildiğimiz doğrusal zaman – zamanın maddi ölçümü- değildir. Zamanı geldiğinde doğar bir şey ve zamanı geldiğinde ölür. Doğum ve ölüm de gece ve gündüz gibi değişimdir. Zamanı geldiğinde gece gelir, sonra gündüz. Ölüm gece gibidir. Yalnızdır, sessizdir. Ve aslında zordur. İnsanın kendi karanlığıyla uğraşması, onu didiklemesi ve aslında onu fark etmesi, onunla yüzleşmesi zordur. Ne var ki kaçınılmazdır. Bir o kadar da heyecan vericidir; yeter ki bakış karanlığın içine dalabilsin…

Bilinir ki günbatımı ve gündoğumu yeryüzünde enerjinin en yüksek titreştiği zamandır. Bu anlar geceye ve gündüze açılan kapılardır aynı zamanda; gece ve gündüzün varlığına. Gündoğumunda gündüz girer kapıdan, günbatımında gece…

Tıpkı insanoğlunun sağ ve sol enerjilerinin birbirinden farklı olması gibi gece ve gündüz de birbirinden farklıdır. Sağ yan enerjimiz dünyaya, maddi şeylere açılır;  Sol yan enerjimizse ruha, manevi olana, tinsele… Gündüz; gözle görülebilen, kendiliğinden ışık olan, sıcak, belirli olandır. Gece; ışığını karanlığın ardına gizleyen, karanlık, gözle görülemeyen, soğuk, bilinmeyen ve belirsizdir.

Gece ve gündüz farklıdır; bu fark size ne söylemekte?

Olympos, Eylül, 2008

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Konuşmayı Bilmek

Next:

‘Geçmiş ve Geleceğin Pençesinde Sıkışıp Kalmak’

You may also like

Post a new comment