Gizlenen Dokuzlar

25 Kasım of 2011 by

Prens Asoka tahta geçtiğinde hırsla doludur ve şanlı dedelerinin fetihlerini tamamlamak ister. Bu uğurda planlarını uygulamak isteyen genç adam bugünkü Kalküta ve Cennai şehirlerinin arasında bulunan Kalinga uygarlığına saldırır.

Kalingalılar beklediğinden savaşçı çıkmıştır ve tüm güçleriyle direnirler. Savaşta tamı tamına yüzbin kişi ölür. İnsanlık tarihinin yazdığı en kanlı, en acımasız savaşlardan biridir bu. Savaş meydanına gelen prens Asoka, tümsekler halinde ufka kadar uzanan cesetleri görür ve yapmış olduğu şey karşısında dehşete kapılır. O gün bir söz verir kendine; artık savaşmayacaktır.

Budizm’i seçer ve bütün fetihlerden vazgeçer. Asoka hükümdarların hükümdarı ünvanını almak için büyük bir adım atmıştır. Her insanın kaderini kendisinin belirlemesi gerektiğinden bahseder. Barış ve mutluluk içinde yaşamak herkesin hakkıdır ve buna mani olmak onun işi değildir. Budizm’i de bu felsefesinden dolayı seçmiş ve tüm Hindistan’a yaymıştır. Asoka Dönemi’nde Budizm’in sınırları Nepal, Tibet, Çin ve Moğolistan’a kadar yayılır. Herşeyin ötesinde diğer inançlara da tamamıyla saygı duymayı bilmiştir. O korkunç savaştan sonra canlıların yaşamalarının değerini anlamış ve et yemezliğin en önemli savunucularından olmuş,  kurban etmenin de yasaklanmasına ön ayak olmuştur. Asoka için şöyle derler; o tanrıların sevgili oğludur ve her canlıya içtenlikle saygı duyar. Tarih sayfalarında duran onbinlerce hükümdarın arasında, Asoka bir yıldız gibi tek başına parlamaktadır.

Asoka herşeyi düzene soktuktan sonra, hala canlarını aldığı yüzbinlerce insanı düşünür. O olayı bir türlü atlatamaz. İnsanların zekalarını kötüye kullandıkları zaman neler olabileceğinin sonuçlarını bizzat yaşamıştır, bunu en acı şekilde bilmektedir. Bu durumu kökten engellemek ister. İşte tüm bunların sonucu olarak dünyanın en eski ve en güçlü gizli örgütlerinden biri kurulur; ‘Dokuz Bilge’ye da ‘Gizlenen Dokuzlar.’

Nesnenin yapısından, toplum psikolojisine, en ince fizik kanunlarından, tıp alanındaki gelişmelere kadar yirmi iki yüzyıldır işte bunun için bu araştırmalar rivayete göre gizli tutulmaktadır. Gizlenen dokuzlar hala bir sırdır. Ne varlığı kanıtlanabilmiş ne de yok denilebilmiş. İki bin yılı aşan bu süre boyunca birikmiş bu deneylerden ve araştırmalardan doğrudan doğruya yararlanan bu derneğin elindeki kudreti kestirmek zor olmasa gerek. Amaçları hükümdar Asoka’nın verdiği talimatlar doğrultusunda bu yıkıcı araçları zararlı ellere teslim etmemek. Dernek üyelerini de kayd-ı hayat şartıyla ve oybirliğiyle seçtikleri söylenir. Birkere girenin çıkması diye bir durum söz konusu bile değil…

Batı dünyasının yetiştirdiği en gizemli insanlardan biri olan Papa 2. Sylvestre’in bir diğer ismi de Gerbert D’aurillactır. 920’de doğup 1003’te ölmüştür. Papa olmadan önce Reims Üniversitesi’nde profesörlük yapmıştır. Sonra o çağın belli başlı bilim dünyası olan Arap İspanya’sına gitmiştir. Engin kültürü ve derin astronomi bilgisi ile ünlüdür. İspanya seferinden sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğu söylenir. Rivayet odur ki yolu Hindistan’a kadar düşmüştür. Döndüğünde tunçtan bir heykeli de yanında getirmiştir. Bu heykel sorulara – evet – ya da – hayır – diye cevap verir.  Denilene  göre bugünkü binaire hesap makinelerine benzer bir otomak söz konusudur. Ölümünden sonra ortadan kaldırılmış ve verdiği bilgiler de hasır altı edilmiştir. Gizlenen dokuzların daimi üyelerinden biri olduğu söylenir ama kanıtlanamamıştır.

Jacolliot, Kalküta’da konsolosluk yapmış bir Fransız yazardır. İnsanlık gizemleri ile yaptığı birçok çalışmada gizlenen dokuzların varlığını alenen belirtmiştir. Hatta bu derneğin hünerlerini sayarken şaşırtıcı bir biçimde 1860’larda olmayan, enerjinin salınımı,ışınımlarla mikropsuzlaştırma ve psikolojik savaş gibi hayal edilmesi güç tekniklerden bahsetmiştir.

Pasteur’ün yakın arkadaşı Yersin, 1890 yılında Madras’a yani bugünkü Cennai’a yaptığı yolculuklardan sonra, rivayet o ki kendisine verilen gizemli bilgilerden sonra veba ve kolera serumunu bulmuştur. O yıllarda derneğe kabul edilmiştir.

25 yıl boyunca Hindistan’da ki İngiliz polis örgütünde görev alan Talbot Mundy ise 1927 yılında yayınladığı kitabında, ‘Gizlenen Dokuzlar’ gerçeğini artık tamamen kamuoyuna duyurmuştur. Anlattıklarına göre ‘Gizlenen Dokuzlar’ bireşimli bir dil kullanmaktadırlar, herbirinin elinde belirli bir bilim dalının detaylı açıklamasını içeren ve son buluşlarla sürekli güncellenen bir kitap vardır.

Kitapların ilki propaganda ve psikolojik savaş tekniklerine ayrılmıştır. Bütün bilimler arasında en tehlikeli olanının bu olduğunu düşündükleri için ilk ve en detaylı kitap budur. İnsanların düşüncelerini denetim altına almak dünyayı kontrol etmektir diye düşünmüşlerdir. İkinci kitap fizyolojiye, üçüncü kitap mikrobiyolojiye, korunma tekniklerine, dördüncü kitap madenlerin birbirine dönüşümüne, beşinci kitap dünya ve dünya dışı iletişim araçları ve tekniklerine, altıncı kitap genel çekim yasalarına, yedinci kitap kozmogoniye, sekizinci kitap ışığa ve dokuzuncu kitap ise sosyolojiye ayrılmıştır. Bu son kitap, evrim yasalarını inceleyerek toplumların çöküşlerini önceden sezebilme tekniklerine imkan vermektedir.

Ganj sularının sırrı da ‘Gizlenen Dokuzlar’ efsanesine dayandırılmaktadır. Dünyanın en pis su kütlesi olarak kabul edilen, en korkunç, en çeşitli hastalıkların taşıyıcısı olan Ganj sularına milyonlarca sağlam hacı adayı girmektedir ama bugüne kadar bir tane bile hasta olan olmamıştır. Sularının kutsal olduğu için bu özelliği olduğunu savunan hintlilerin aksine mikropsuzlaştırmanın ortaya çıkışından yüzyıl önce gizlenen dokuzların savunucusu olan Jacolliot bir romanında Ganj sularının altında bulunan ve ışınımlar yapan bir tapınaktan söz eder. Kimi bilginler ise suların hastalık yapmamasının nedeninin bakteri yiyen bakteriyofajlar olduğunu ileri sürer. Peki ama bu bakteryofajlar neden bir Nil ya da Hindistan’ın en büyük ırmağı olan Brahmaputrada ortaya çıkmamıştır? Kimileri ise Ganj sularında bulunan sülfür miktarının bakterilerin yaşamasına imkan vermediğinden bahseder.

Efsane ya da gerçek, ‘Gizlenen Dokuzlar’ın yapmak istediği şey bilimin doğru şekilde kullanılması, bilinçli bilim kavramının insanlığa aşılanmasıdır. Duygusal hükümdar Asoka bunu iki bin yıl düşünmüştür.

 

Previous:

Bir zamanlar Anadolu… Bir zamanlar Ankyra…

Next:

Küller ve Kar

You may also like

Post a new comment