Gökteki Kale

21 Temmuz of 2011 by

‘Söz sessizlikte, ışık karanlıkta, yaşam olurken bomboş gökyüzünde uçar Çelik Atmaca…’

İki ejderha dövüşmeye başladı gökte. İnsanlar telaşla bir oraya bir buraya koşuştururken “neden?” dediler “neden iki ejderha birbiriyle kıyasıya dövüşüyor. Üzerimize çöken bu talihsizlik neden?” İnsan toprağı ve denizi seçerken özgürlük isteyen ejderha rüzgâr ve ateşi seçti. Yer deniz öyküleri bundan sonra ortaya çıktı.

Çelik Atmaca başını göğe doğru kaldırarak mırıldanır gibi söylendi yanındaki çocuğa; “güneşin ve yıldızların altındaki her şey dengeye bağlıdır. Dünyayı ayakta tutan dengenin ışığı insanoğlunun eline geçti. Eğer bir salgın olursa bu doğaldır; doğal denge onu halleder ve dengeler. Ama insan eliyle bozulan denge yerine gelmez. İnsanoğlu rüzgârın, ateşin gücünü, toprağın denizin doğasını bilmiyor; bu tehlikelidir. Her şeyin dengesi bozuluyor; yer denizin her yerinden kötü haberler geliyor, kanım vücudumdan çekiliyor sanki… İnsanlar akıllarını kaybetmiş gibi dolaşıyorlar. Yer ve deniz insanlarının ruhları vücutlarını terk edip karanlıklarda dolaşır oldu ve kayboldu. Kadim adlar duyulmuyor artık hiç bir yerden. Dünyada var olan her şeyin kadim bir adı vardır. Bu ad onun doğasıdır. Büyü bu adı doğru kullanmaktır. Su, rüzgâr, ateş, toprak ve havanın kadim adları, insanlar tarafından unutuldu. Kendi kadim adını bilmeyen insan kendini de unuttu!”

Böyle dedi Çelik Atmaca. Rüzgâr sesini aldı götürdü uzaklara; onu duyanların zincirleri çözüldü ve ayağa kalktılar.

İlk ışık büyüsüydü bu. Bu sesi duyamayacak kadar sağır olanlar ise kara büyünün etkisi altında olanlardı.

Bedenleri içinde değildiler. Ruhları yeryüzünde dolaşıp duruyordu adeta. Üzerine ölü toprağı serpilmiş yaşayan ölüler diyarı…

İnsan kendini gökten kopardı, rüzgârdan, ateşten kopardı, topraktan kopardı ve en nihayet kendi özünden kopardı kendini.

Kendini duyamayacak kadar sağırlaştığında toprağın acısını, dağların, ağaçların, hayvanların acısını duyamaz oldu.

Bedeni bir yerde, ruhu bir yerde, düşüncesi başka başka yerlerde dolaşan insanların olduğu bir dünyada ne doğadan ne de doğal olanın kıymetinden bahsedilebilir oldu.

Gökteki Kale’yi çizgi film olarak izlerken içinde bulunduğum dünyayı düşündüm. Gerçek olan, doğru olan çizgi filmdi.

İçinde yaşadığımız kadim adlardan uzak, hayallerden uzak, büyüden uzak, özümüzden uzak bu dünya değil!

Previous:

Bin Yıllık Göçer Kültürünün Son Temsilcileri; Sarıkeçililer

Next:

Yaşamın Bilgisi

You may also like

Post a new comment