Gökyüzünde Büyüdüm

25 Mayıs of 2011 by

‘Yaşasın! Doğum günüm yaklaşıyor. Bir yaş daha büyüyorum ve çok heyecanlıyım. Ailem daha fazla şeyi kendi başıma yapmama izin verecek artık. Dışarıda daha çok oynayabileceğim. Acaba annem ve babam doğum günümde bana ne hediye alacak? Of sabırsızlanıyorum, bir an önce gelse o gün’ diye yazmıştı günlüğüne Erdem.

Oysa yazın bu en güzel günlerinde, daldan dala atlarken; çığlık çığlığa yakan top oynarken aklından çıkıyordu bu soru onun.

Zaman Erdem için yavaştı ama aslında hızla ilerliyordu. Oyun oynamaktan yorgun düştüğü o akşam, annesi Erdem’in odasına geldi ve uyumak üzere olan oğlunun kulağına “gece yola çıkacağız, şimdi güzelce uyu canım” diye fısıldadı. Erdem, o kadar yorgundu ki bu yolculuğun nereye ve niçin olduğunu bile soramadan uykuya daldı. Rüyasında bütün arkadaşları, ailesi yanındaydı. Sevinç içinde, tuttuğu takımın forması şeklinde yaptırılan pastanın mumlarını üflerken, gözü bir yandan da arkadaşlarının sevinçle salladığı maytapların ışıltısındaydı. Tam hediyelerini almaya başlayacakken, bu güzel rüyayı, babasının sesi böldü: “Haydi oğlum uyan, gidiyoruz.” Uyurgezer bir halde hazırlanan Erdem, ne olduğuna anlam veremeden, gecenin karanlığında kendini arabanın arka koltuğuna bırakarak rüyasının devamını görme umuduyla yeniden uykuya daldı ve tüm gece, arabada mışıl mışıl uyudu.

Gözlerini bu sefer annesinin değil, kalabalık bir gurubun sesiyle açtı. Kalkıp etrafa baktığında gözlerine inanamadı. Gece rüyasını bölüp, yollara düşüren şey, uzun zamandır hayallerini süsleyen kocaman balonlardı. Önce inanamadı, etrafına bir daha baktı; tüm bunların gerçek olduğunu anlayınca arabadan dışarı fırlayıp, kalabalığın içine koştu. “Bu süper bir şey!” dedi babasına. Daha önce televizyonda görüp hayran kaldığı balonların yanındaydı şimdi. Kalbi heyecanla atıyordu. O gün babası, balonun nasıl havalandığını anlattığında pek anlamamıştı, ama şimdi balonun içini ısıtan alevleri görünce aklına yattı bu durum. “Kocaman sepeti balona bağlamışlar, aynı filmdeki gibi değil mi?” diye sordu annesine; sonra “birazdan o sepet bizi taşıyacak oğlum” diyen annesini duymadan etrafta koşturmaya devam etti. Balonlardan gözünü alamadığından etraftaki güzellikleri de göremiyordu. “Her şey hazır, yolcular binsin” talimatını duyduğunda mutluluktan kendi uçacaktı sanki. Tüm aile ve diğer yolcular, görevlilerin yardımıyla sepetin içine girdiler. Erdem’in gözü balonda, insanların gözü ise Erdem’deydi. Mutluluğun, heyecanın bu kadar saf yansıtılması insanları adeta büyülemişti. Erdem ise kendi masalını yaşıyordu. Yerden yavaş yavaş yükseldikçe kalbi pır pır ederken, annesinin kolunun altına minik bir kuş gibi sığınmıştı.

O, bebekliğinden beri balonları çok severdi. Anne ve babası da bu doğum gününde ona böyle bir sürpriz yapmak istemişlerdi. Yerden biraz daha yükseldikleri sırada, balondaki bütün yolcular, hatta yabancı turistler bile kendi dillerinde, ‘İyi ki doğdun Erdem, mutlu yıllar sana’ şarkısını söylemeye başladılar. Erdem, geceyi arabada geçirmenin yorgunluğuna, balonu görünce yaşadığı heyecan da eklenince bugünün doğum günü olduğunu unutmuştu. Öyle şaşkın bir haldeydi ki; kaç gündür gelsin diye gün saydığı doğum gününü havada kutluyordu ve buna inanamıyordu. İçindeki büyük coşkuyla anne ve babasına sarıldı, onları öptü. Bu güzel sürpriz için defalarca teşekkür etti onlara.  Anne ve babası, ona her doğum gününde şirin pastalar alırlardı ama bu sefer durum farklıydı. Erdem’in yeni yaşını, yörenin meşhur üzümlerinden salkım salkım yiyerek kutladılar.

Erdem, kutlama bitip, meraklı gözleriyle aşağıya bakmaya başladığı zaman, ne mükemmel bir yerde olduğunu anladı. Her taraf peri bacaları denilen oluşumlarla, kayaların oyulmasıyla hayat bulmuş evlerle doluydu. O kadar çok peri bacası vardı ki şaşkınlığını gizleyemeyen Erdem, babasına sordu: “Buraları periler yapmış olabilir mi gerçekten?” Babası ise alaycı olmayan bir tebessüm eşliğinde anlattı: “Çok eski çağlarda bu bölgedeki Hasan Dağı, Erciyes Dağı gibi dağlardan püsküren volkanik maddeler, rüzgâr, yağmur, erozyon gibi doğa olaylarıyla şekillenmiş ve bu peri bacaları oluşmuş. Yıllar sonra buralarda yaşamaya başlayan insanlar ise bakmışlar bu peri bacaları şekil vermeye çok uygun yapıda, başlamışlar içlerini oymaya. O zamanki yaşam neyi gerektiriyorsa bin bir emekle yapmışlar. Kayaları oyup masa yapmışlar, mutfak için raflar yapmışlar, ibadet yerleri yapmışlar hatta okul bile yapmışlar biliyor musun?” “Gerçekten mi?” Diye söze atıldı Erdem. Annesi “balon yolculuğumuz bitip aşağıya indiğimizde hepsini göstereceğiz sana ve eminim o zaman evimizin ve okulunun kıymetini daha iyi anlayacaksın canım” dedi oğluna.

Erdem’in aklı bir sürü yeni bilgiyle meşgulken, balonun pilotu ona seslendi: “Sevgili Erdem, sen buranın neresi olduğunu biliyor musun bakalım.” O ise “Nevşehir” diye cevap verdi, biliyor olmanın coşkusuyla. Pilot ağabeyi ise sözüne devam etti: “Tamam burası Nevşehir ili, ama bu bölgenin de bir adı var onu biliyor musun?” Erdem üzgünce başını salladı ve “bilmiyorum” dedi. “Bütün bu görebildiğin alan ve çevresine Kapadokya denir. Kapadokya, Güzel Atlar Ülkesi demektir” diye açıklarken pilot. “Aa ama ben burada hiç at görmedim” diye söze karıştı Erdem. O sırada manzaranın fotoğraflarını çeken Erdem’in annesi oğluna: “bak canım, şurada bir hara var, zamanımız olursa orayı ziyaret ederiz ve sen de atları görmüş olursun” dedi. Bu arada bütün bu konuşmalar sürerken yolculuğun sonuna yaklaşıldığı duyuruldu. Erdem, yaşadığı büyük maceranın bitmesine biraz üzülse de yine de herkes mutlu bir şekilde indi balondan. Onları, arabalarının yanına götürecek servise bindiğinde anne ve babasına tekrar teşekkür etti. Açık hava öyle çarpmıştır ki onu, daha fazla konuşamadan, babasının omzunda gözleri kapandı. Uyandığında kendini, az önce balondayken görüp hayran kaldığı peri bacalarının çok yakınında buldu. Ama gezmeye başlamadan önce bir şeyler yemeli ve enerji toplamalıydılar. Minik dükkânının kapısında gülümseyerek bekleyen bir teyze hepsinin ilgisini çekti. Hemen onun yanına gittiler ve yaşlı teyzenin elleriyle açtığı gözlemelerden yediler. ‘Bu hayatımın en güzel doğum günü kutlaması’ diye düşündü Erdem. Sağlıklıydı, ailesi yanındaydı, balonla bile uçmuştu. ‘Keşke her çocuk bunu yaşasa’ diye düşündü kendi kendine. Son lokmalarını ağzına atarken, anne ve babasının, yaşlı teyzeden çok güzel hediyelik eşyalar aldıklarını gördü. Hepsi el emeğiydi. Tüm aile, yaşlı teyzeye “ellerine sağlık” dedikten sonra oradan ayrıldılar.  Artık yerdeki macera başlayabilirdi.

Devamı gelecek:)

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Next:

Safranbolu’ya Komşu Olduk

You may also like

Post a new comment