Gözlerim Ayçiçeklerine Dokundu

07 Aralık of 2010 by

Dut ve Kiraz bahar ayının iki güzel meyvesi ve benim vazgeçilmezdir kendileri. Kiraz, kendisi ve dostu dut için şöyle demiş biz insanlara: ‘Beni yiyin. Beni yiyeni dalım gibi ince yaparım. Ama arkamdan da dut geliyor dikkat edin.’

Kirazı ‘beni zayıflatır’,  ya da dut yerken ‘ah aman şimdi bu beni şişmanlatır’ demeden ve özgürce en önemlisi de dalından yedim. Bu durum;  güzel ve tadına doyulmaz bir şanstı.

Aslında çokta şanslı olmadığımı Lüleburgaz’da yaşayan üniversite arkadaşımın düğüne gittiğimde yolda gördüğüm manzara sonrası anladım.

Uzun yolculuklarda yaş tanımadan bizlerde bir gülümse yaratan bir manzara vardır: Masmavi bir deniz. Oysa bu sefer durum farklıydı;  ‘sapsarı bir deniz’ görüyordum otobüs penceresinden…

İlk kez sarı bir denize bakıyordum. Gözlerim ilk kez ayçiçeklerine dokunuyordu ve onların rüzgârla (aslında doğa ile yaptığı) dansa da aynı zamanda.

Öyle bir kaç kez, birkaç dakikalığına değil. Yol boyunca, belki de bir saat boyunca bu manzarayı gördüm. Dansımız bitmiyordu sarı denizle…

Bu yeni tanıştığım dostum yani sarı deniz; mavi denizi gölgede bırakmıştı artık ve dut ile kirazın pabuçlarını da çoktan dama atılmıştı.

Gözlerimin dokunması yetmez olmuştu ayçiçeklerine ve neyse ki tam bu anda otobüsümüz mola verdi. Otobüsten indiğim gibi, bize verilen on beş dakikalık mola da dinlenme tesisinin hemen arkasındaki ayçiçeği tarlasına (orada çalışan amcadan izin alarak) koşa koşa girdim.

Sarı deniz, uzaktan göründüğünden daha güzeldi. İçeri girdiğim andaki kokunun tarifi olanaksızdı. Gözlerimin dokunduğu denize elimle dokunup ve bunu burnumla hissetmesi de daha enfes bir zevkti.

Tarlada çalışan Enver Amca’nın on beş dakikaya sığmayan sohbeti için de tadı damağımda kaldı diyebilirim.

Bana bir adet ayçiçeği hediye etti ve benim ayçiçeklerine olan ilgimi görünce de ‘ayçiçeği ve sarmaşığı’ hakkında bir masal anlatmaya başladı (Bende bu arada ayçiçeğinden yiyorum).

Enver Amca Ayçiçeği ve Sarmaşığın hikâyesini anlatıyor: “Bir tarlada ayçiçekle beraber yaşayan bir sarmaşık varmış. Sarmaşık ayçiçeğe deliler gibi aşıkmış. Onu gün boyu hayranlıkla izlermiş. Ama ayçiçek güneş doğdu anda kafasını kaldırır ve güneş ne yana dönerse kafasını oraya çevirirmiş. Ama sarmaşık bunu bilmez ve kıskanırmış ayçiçeğini.

(Enver Amca’yı hayretle dinliyorum ama bu esnada aklımda da bir soru oluştu hemen)Ayçiçek ve Sarmaşık. Öylesine kıskanırmış ki ayçiçeğin bedenine dolanmaya başlamış öylesine sarılıp öyle sıkmış ki sevgisinden bir sabah ayçiçek kafasını kaldırmamış. Sarmaşık ayçiçeği çok sıktığı için bedenine su gitmemiş kurumuş ve ölmüş…”

“Yapma” dedim Enver Amca’ya ama bunu çoktan yapmıştı.  Masal maalesef kötü sonla bitmişti. Ve ben sevmezdim aşk masallarının kötü sonlarla bitmesini…

Enver Amca’nın anlattığına göre; gerçekten öyle miydi aşk? Fazlası zararlı mıydı aşkın, ‘kıskançlık’ kötü bir şey miydi acaba ya da çok seversen ölür müydü gerçekten sevdiğiniz…

Şimdi sanmayın ki Enver Amca anlatırken aklıma takılan soru bu. Kesinlikle değil…

Çünkü az önceki soruların cevabını boş bir anında yakalayıp ‘Eros Amca’ya’ sorarsınız ve er ya da geç yanıtlar elbet. O cevap vermese de hayat (bir şekilde) yaşatarak öğretir o soruların cevabını…

O an aklıma takılan soruya gelince;  bu benim yeni dostum, rüzgârla dans eden sarı denizin güzel çiçeği; gün boyu güneşe bakarken, o nerede olursa olsun rüzgârın eşliğinde güneşin etrafında ‘Mevlana’ gibi çevresinde dönerken kısacası güneşe böylesi âşıkken, ‘ay’ ve ‘güneş’ bu kadar da  ‘zıt’ ve birbirlerine rakipken; 

Neden adı güneş çiçeği değil de ayçiçeğidir?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

 

Next:

Bakmak ve Görmek

You may also like

Post a new comment