Güvenli Mesafe

22 Mayıs of 2011 by

Geçenlerde basında çıkan haberlere göre Beyoğlu Belediyesi yeni bir uygulama başlatmış. ‘Gençlerin güvenli mesafeyi’ koruması için, yan yana oturmasını engelleme çalışmaları. Öncelikle ikişerli koltukları ortadan kaldırtmış.

Karşı çıkmaya kalkan işletmecilerin koltuklarını zabıtalara parçalatmış. İnsanlar böyle bir uygulamayı görünce, en azından parasal anlamda kayıptan kurtulmak için, tek koltuklu uygulamaya geçmişler. Gönülsüz de olsa ikişerli koltukları kaldırmışlar. Böylelikle Beyoğlu Belediyesi kentin namusunu korumuş!! Eski deyimle ‘Mahalle kabadayısı’ olarak görevini yapmış.

Cumartesi sabah haberlerinde ‘Kız Meselesi’ başlıklı bir haberi sunucu gazeteden okuyordu. İki genç aynı kızı sevdiği için, taşlı sopalı kavgaya tutuşmuşlar. Haber sunucu olayı sözde komikleştirerek, “Oğlum neyi paylaşamadınız?” diyerek, ağzı kulaklarında, “Aslında neyi paylaşamadıklarını biliyorum da burada söyleyemem” gibi bir yorumla sevimli göründüğünü sanıyordu.

Çocukluğumda keçiler ve koyunların erkekleri ve dişileri bir süre ayrı güdülür, güz gelince, ‘Koç Katımı’ denen olay gerçekleşirdi. Koçlar, tekeler, koyunlar, keçiler kulakları yırtan bir bağırışla birbirlerine doğru koşardı. Sanki çektikleri ayrılığın acısını dile getirirlerdi. Mart ayı gelince de kuzular, oğlaklar doğmaya başlar, hemen hemen hepsi de aynı günlerde doğduğu için bakımları zor olurdu. Bana hep onları ayırmak haksızlık, vahşet gibi gelirdi. Şimdilerde bu ayırma işi bırakıldı. Ne koçlar, koyunlar bağırıyor, ne de bakıcıları sıkışıyor. Hayvanlar sessizce çiftleşiyor, kuzular, oğlaklar da değişik zamanlarda doğuyor. Yine genelde ilkbaharda, ama günlere serpiliyor. Hatta kuzular ve oğlakları, analarıyla birlikte güderek, daha iyi verim alanlar var.

Biliyorsunuz yakın zamanda bir otobüs sürücüsü de buna benzer bir olay yaşatmıştı. Yan yana oturan iki sevgili sarılarak oturdu diye onları otobüsten indirmişti. Ondan sonra da gençler protesto için, aynı otobüste sarılarak oturmuşlardı. Her şeye karşın gençlik, daha yaşlıların yapamadığı ses çıkarma işini hâlâ yapabiliyorlar. Bu da bir şeydir, bir umuttur yeşermeye çalışan. Her gün üstüne basılmaya çalışılsa da.

Ben öğretmen okulunu karma okudum. Okulun adı ‘Kız İlk Öğretmen Okulu’ olsa da, gündüzlü erkekler vardı. Hiçbir zaman onların cinsiyeti ile ilgili sorun yaşamadık. Hatta erkekler yakınımızda olan, ‘Kız Enstitüsü’nden sevgili edinirdi. Kızlar da yine dışarıdan ‘Erkek Lisesi’nden. Aynı okuldan sevgilisi olan yok denecek denli azdı. Öğretmen olup da bir kasabaya, kız okullarından gelen üç arkadaşla birlikte atanınca, daha iyi anladım karma okulun farkını. Arkadaşlarım, erkeklere karşı o denli ürkek, o denli çekingendi ki, birisi bir gün itiraf etti. Yüzü kıpkırmızı “Ben erkek öğretmenlerle konuşurken, ellerim terliyor” diye.

Ülkemizde her gün birkaç kadın öldürülüyor. Sanki kadın öldürmek normal bir olaymış gibi konuşulmaya başlandı. Korkarım toplum kanıksamaya başladı. Bu da çok korkunç olmalı. Yöneticiler, siyasiler, seçim konuşmalarında ‘Demokrasi, eşitlik’ sözleriyle halkı oyalarken, bir cins diğerine kıyım uyguluyor. Kadın ve aileden sorumlu bakanın hemen istifa edip “Ben bu işi başaramadım, gelin meclisi acele toplayalım, kadın öldürümlerine bir çare bulalım” diyecekken, böylesi bir olay yokmuş gibi davranıyor. Hatta ‘Beyoğlu Belediyesi’nin yaptığı türden uygulamalarla, ülkeyi ‘Kadın –  erkek’ diye, en keskin bıçakla ayırıyor.

Öyle bir ince uygulama ki bu, toplumun aklı başına gelip de uyanınca, geri dönüşü yüz yıllar alabilir. Kadını kasadaki parası, tarlası bahçesi, ahırdaki ineği sanan kafaların artık değişmesi mümkünsüz olabilir. Bir avuç kadın örgütlerinden başka bu çarpık uygulamalara ses çıkaran olmuyor. Kadın örgütlerini de caydırmak için, önlerine dağ gibi engeller yığılıyor. Bir olay karşısında şaşırmak güzeldir. İnsan şaşırıyorsa, o olay çok az oluyor demektir. Artık halk haberlerde karısını öldüren, çocuklara tecavüz edeni dinlediğinde “Böyle koçun böyle kuyruğu olur” deyip bırakıyorsa, korkmak gerekiyor ve ben geleceğimizden çok korkuyorum. İnsanların karşı cinse değil, ama bu tür uygulamalara karşı ‘güvenli mesafeyi’ korumaları gerektiğine inanıyorum.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Mayısın Çiçekleri

Next:

Yaramdan Değil, Sorandan Öldüm

You may also like

Post a new comment