Güvercin…

13 Mayıs of 2011 by

Utangaç haliyle, masanın karşına geçip oturdu. Bu haliyle aslında benim gözümde, gelip gönül penceremin pervazına konan ürkek bir güvercini andırıyordu. Her an uçup gidecek diye yüreğime korku eken bir güvercini…


Küçüklüğümde, mahallemizde güvercin besleyenleri ne kadar kıskanırdım. Benim de güvencilerim olsun isterdim. Elime alıp sevmeyi, kanatlarını okşamayı, onlara yem vermeyi, avucumun içinde tutup yüreğime bastırmayı, kendi ellerimle onu masmavi gökyüzüne doğru salıvermeyi ne kadar isterdim. Sonra da bana tekrar dönmesini… Bir güvercinin bana bağlanmasını…

O gün benim olsun diye yanıp tutuştuğum güvercin, şimdi karşımda oturan bu güvercin miydi?

Çocukluğumdan beri yüreğimde beslediğim güvercin, hasretiyle yandığım güvercin, bir gün çıkıp gelir diye beklediğim güvercin, bu güvercin miydi?

Çocukluk hayalim gerçek mi olmuştu?

Ama korkuyordum şimdi… Bilinmez hangi sebepten etrafını tedirgin bir şekilde süzen güvercinim, sanki her an kanat çırpıp uçup gidecek gibi duruyordu. Ödüm kopuyordu.

Belliydi, fazla kalmayacaktı. Bana bir görünüp uçup gidecekti.

Gözlerine bakmaktan çekinmemin sebebi buydu belki de… Kalması için beyhude bir gayret içindeydim.

Ama işte bak, nasıl da kanatlandı.

Kalması için döktüğüm dil, onu kaçırmaktan başka bir işe yaramadı.

Geldiği yöne gitti. Arkasından öylece bakakaldım. Çaresiz ve bitkin…

Kim bilir, bir daha ne zaman döner.

Döner mi?

Tekrar gelir pencereme konar mı?

Bu sefer hiç gitmeyecek gibi kalır mı?

Yazı: Alişan Hayırlı, fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

 

Previous:

Özgürlük, Zenginlik ve Mutluluk

Next:

Geleneksel Yoga Beraberlik Günü

You may also like

Post a new comment