Habil İle Kabil, Aslında Kim İçin Kavga Etti?

11 Ocak of 2011 by

“…Ve kayığına bindi… Yanına bir anlam aldı… Açıldı…”

Uyandığında boğulmuştu. Otopsi masasında yatmaktaydı. O ise hala açık denizde bir Mavi Balina tarafından yutulmuş Gepetto’yu düşünmekteydi.

Otopside karnında Habil ile Kabil’i buldular. Kim bilir ne zaman yutmuştu katil ile maktulü. Kardeş kavgasının ilk örneği kendisi tarafından sonlandırılmıştı demek. Bu insanlık tarihinde büyük değişikliğe yol açmış olmalıydı.

Kabil ile Habil birbirinden yakışıklı ve babayiğit iki kardeştiler. Babaları onlara para değil ama azim ve inanç miras bırakmıştı. Bir ara biri babasına ‘babacığım seni tuz kadar seviyorum’ deyip babasını küstürmüşse de o başka bir masalın konusu. Zaten devamı da saçma. Neymiş ülkede tuzu yasaklamışmış da her şey çok lezzetsizmiş de falan filan.

Bu Habil ile Kabil her akşam iş çıkışı aynı spor salonuna gidiyorlardı. Sonradan kaslı göğüsleri yüzünden epey bir taş taşıdılar Firavun Akhenaton için.

Karısı Nefertiti bunları görünce kıyamadı işe koşmaya, kendi hizmetine aldı. Düşündüğünüz üzere taş gibi delikanlıları taş taşımada kullanmadı tabii bir daha. Hep ikiz kardeşleri Luhud yüzünden kavga ettiler sanılır öteden beri. Ama maalesef kardeşlerin arasını açan bu firavunun karısı idi.

Öyle ki birbirleriyle yarıştırmak ve kızıştırmak için elinden geleni yapan bu Nefertiti, bir gün, hayvancılıkla uğraşan Kabil’den bir yemek istemiş. Yemek de dananın içine konmuş kuzunun içine konmuş hindinin içine konmuş ördeğin içine konmuş tavşanın içine konmuş bıldırcın karnındaki siyah zeytinin 3 gün 3 gece çevrilerek piştikten sonra ikram edilmesiymiş. Kabil tüm bu hayvanları bulup getirmiş ama kendisi de tarım yapan kimseyi tanımadığı için bir türlü zeytin bulamamış. Sonunda istemeye istemeye kardeşine sormuş. Kardeşi hemen kesesinden bir zeytin çıkarıp vermiş: ‘Bir şartla!’ demiş. Bunu yediği gece Nefertiti’nin ziyaretine ben gideceğim.

Kabil güzeller güzeli kraliçeye hepten rezil olmaktansa mecburen kabul etmiş. İçinden de ‘Geceye Allah kerim’ demiş.

Meğer kelimesi tarihte ilk burada kullanılmış olmalı; hani beklediğimiz şeyin aslında o şey olmadığını anlatmak için. Meğer o zeytin tanesi küçük kara bir hurmaymış. Nefertiti hurmayı yemiş ve o kadar lezzetli bulmuş ama o kadar susamış ki su içmekten karnı şişmiş. O gece ne Kabil’i ne Habil’i yanına çağırmış. Böylece kardeşin kardeşi öldürmesine engel olan meyve kutsal sayılmış ve o içilen su da zemzem olarak anılmış.

“E peki bin yıllardır bilinen bu ikiz kız kardeşiyle evlenme derdinden kendi erkek kardeşini öldürme meselesi yalan mı diye düşündüm ben de.

Bakındım. Otopsi masasında değilim. Bir doğumhanede sezaryen oluyorum. Meğer yutmamışım onları, doğuruyorum. Âdem kapıda hemşirelerle laklak ededursun, ben biri kız biri oğlan ikiz bebeklere can verdim. Oğlan Kabil’im diyerek doğdu, kız ‘gömün beni’ diye yalvarıyordu.

Koskoca bir insanlık o anda gözümde hiç oldu. Eğer kaderi, erkek kardeşi tarafından zorla karısı yapılıp tecavüze uğramaksa dedim bu kızın, suçu, sadece yanlış bir insanlık tarihinin başlangıcında doğmaktı.”

Kadınlığını masada bıraktı. Doktorun elinden bıçağı aldı. Hemşirenin yüzünü kendi yüzüyle değiştirdi. Kanlı çarşafları arkasında bırakıp kaçtı.

Havva’nın kaçtığına delil olsun diye çarşafları balkona astılar. Ama bu Havva’nın kaçtığını ispatlamadığı gibi yüzyıllar boyunca gerdek gecesi akıtılması beklenen bekâret kanının sergilenmesi felaketine yol açtı. Sevdikleri erkek uğruna kanını akıtamayan nice kızlar ilk geceden bıçaklandı.

Âdem hemşireyi karısı sandı. Hemşiresinden doğanlarla insanlık hem çoğaldı hem de tarihte ilk ensest yaşandı.

Kaçarken kızını da alıp götüren Havva uzun yıllar Arjantin’de yaşadı. Kızı Madonna ağzıyla ne kuşlar tuttuysa da kiliseye bir türlü yaranamadı, ama annesinin hayatını anlatan filmde başrol oynadı ve ‘bir filmde en çok kostüm değiştirme rekorunu’ Cleopatra rolüyle kırmış olan Elizabeth Taylor’ın elinden aldı.

Kıssadan hisseye gelince kıssa kısaydı, uzadı bitti, vatandaş anasını da aldı gitti, onlar erdi muradına, gökten üç elma düştü, birine Dimes birine Cappy birine Tamek reklâm filmi çekti.

Konuk fıkra: Koskoca Hoca’nın lafına inanmıyorsun da eşeğin lafına mı inanıyorsun behey zalim?!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Tamamen Kişisel Bir Yılbaşı Hikâyesi

Next:

SGK ve Geçici Karekod Olayı

You may also like

Post a new comment