Hafıza i Beşer İsyan ile Maluldür

02 Aralık of 2010 by

Hafıza mı? Bana hafıza deme de ne dersen de. Ben benimkini aldırdım. Hiç acımadı. Doktorun saçlarımı kazımayacağını duyduğum zaman, sevincim bir kat daha arttı. Her ne kadar saçlarım uzun olsa da oluşacak boşluğu örtebilmek için Esat Kıratlıoğlu gibi saçlarımı bir o tarafa bir bu tarafa atmak fikri hoşuma gitmiyordu.

Kolay oldu. Soğuk ve uzun bir ameliyathane koridorunda – ki sonradan o koridorlarda üzerimde herkesle aynı giysiler ve boneyle yeşil bir penguen ordusuna katılmış gibi yürüyecek, saçımın ucu görünürse burada da günah olur mu hissine kapılacaktım – üşüyerek bekledim.

Doktorun şefkati saçımı okşadı. Hep ameliyat masasında kalmak istedim. Tıpkı kuaförde saçım yıkanırken gözlerimi kaparsam çırağın önümde diz çöktüğünü görmem gibi.

Şimdi küçük, kirli taranmamış saçlı bir kız çocuğuyum. Ama babam beni seviyor.

Saç demişken size bir masal anlatayım. Aranızda 18 yaşından küçük olan varsa çıksın lütfen. Gerçi bakışlarınızdan belli. Say bakıyım üç tane pozisyon desem; ofsayt, penaltı, faul diyecek kadar konuya hakimsiniz hepiniz. Neyse:

GDM: GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ MASALLAR 1: R A P U N Z E L

Kumsallarda kumdan kaleler yapardık yazları. Teknoloji fakiri fakat hayal gücü zengini çocukluğumun bir kürek ve bir kovadan başka bir şeye ihtiyacı yoktu hayalindeki şatoyu inşa etmek için. Hâlbuki zamane çocukları için pilsiz veya şarjsız ses çıkarmayan hiçbir oyuncak eğlenceli değil.

Kumdan kaleyi yapmak kadar yıkmak da bir zevkti aynı zamanda, yıkım işini kendimiz yaptığımız sürece tabii. Daha bitmeden istenmedik bir dalga, yaşları daha büyük olduğu için kumsalda futbol oynamayı tercih etmiş erkek çocukları ya da en kötüsü kendi yaşımızda ama yıkıp dökmeyi kahramanlık bellemiş bir erkek çocuğu gelir basit bir darbe ile yerle bir ederse temmuz güneşi altındaki emeğimizi. Ağlamaklı olur annemize koşardık hemen. Her çizgi filmde uslu uslu oynayan çocukların oyunlarını bozan haşarı bir erkek çocuğu karakteri vardır. Öyle ki hayatın tek düze, tozpembe sürüp gitmediğini öğrenebilsin çocuklar.

 “Anneeeeee! Şu kum gözlü çocuk gözüme kum attı?! Ühüüüü!”

“Çocuğum doğru düzgün oynayın şu oyununuzu!”

Büyüdükçe herkes bir kale inşa etti kendine, kalenin en yüksek burcuna da bir kule. Kimileri bu kuleye tırmandı, kimileri sıkıldı indi, kimileri yanına bir arkadaş buldu çıkardı. En umutsuzu önyargılı bir yanılgı ile kulesinde tek başına oturan ve kurtarılmayı bekleyen Rapunzel’inki idi. Kocaman iri göğüsleri vardı Rapunzel’in. Bu hikâyede onların yeri var mıydı bilmiyorum, ama ayrıntıları atlamamak lazım.

Bu cefa içinde saçları uzayıp giderken, ama kuleye tırmanmayı deneyen hiçbir prens onun saçının kuvveti ile kaldırabileceği kadar hafif değilken, bir gün…

…bir gün, saçlarının çoğunu kazıdı, aslında kilitli olmayan kapısının kilidini açtı ve kuleden indi Rapunzel. Pembe ‘punk’  modeli saçları ile İstiklal’de yürüyen ilk kadın oldu.

Öyle kendine güvenli, feminizmin el kitabını yazarak ilerliyordu ki hayatı, yollarına gül bile dökseler dönüp bir daha bakmıyordu o tarafa.  Bir tek, o gün o kumsalda kalesini yıkarak kumsalın canını acıtan ve kendisini ağlatan  kum gözlü çocuğu asla unutmamıştı. Bir gece müziğin, içkinin ve cinselliğin aşırı dozda pazarlandığı mekânlardan birinde rast geldi ona.

Pembe saçları, mavi sarı yanardöner ışıkların altında bir mora bir turuncuya dönerken dekoltesinden fırlayacakmış gibi duran kocaman iri göğüslerini müziğin ritmince sallayarak dans eden bu kadını kum gözlü çocuk da fark etmişti. Ardında ’18+’ logolu danslarıyla aklını çelmeye çalışan pek çok farklı renkten saçlı onlarca kadını bırakıp Rapunzel’e yöneldi.  Rapunzel bir tek şeyden emin olarak yaklaşmasına izin verdi: Bir daha bara gelirken göğüs dekolteli bir bluz giymeyecekti; ay yani bir daha kalesini yıkmasına asla izin vermeyecekti!

“Anneeeeeeeeee! Şu kum gözlü çocuk kalemi yıktı?! Ühüüüü!”

“Çocuğum doğru düzgün oynayın şu oyununuzu!”

Öngörebildiği tek çözüm olarak kum gözlü çocuğu götürüp kendisiyle beraber kuleye hapsetti. O günlerde bu hapislik için bir nikâh memurunun imzası yetiyordu.

‘İstiklal’inden vazgeçmiş Rapunzel ve kum gözlü çocuk günlerini kuledeki tek göz odada geçirirlerken üşüdüler. Isınmak için yakabilecekleri tek şey olan feminizmin el kitabının sayfalarını bir bir ateşe attılar. Yanan sayfaların alevi ise onları ısıtmaktan çok uzaktı.

Kazıyıp kısa tuttuğu ve pembesinden taviz vermediği saçları uzadı. Kendi doğal haline ve rengine kavuştu. Bu tek göz odada yiyecek ve içecekleri de tükendi.  Kum gözlü çocuk kendini giderek zayıflarken buldu. Rapunzel’in Bir zamanlar kendisini kuleden kurtarmak isteyen erkekleri yukarı taşıyacak kadar güçlü olmayan saçları, kalesini yıkmasın diye içeri hapsettiği bu erkeği aşağı indirmeye yetecek kadar güçlenmişti artık.

Bir sabah yataktan, başında son derece güçlü bir ağrıyla kalktı. Elini kafasına attı. Saçları bedeninden uzaktı. Kalın bir halat gibi örülmüş atkuyruğu açık pencereden aşağı sarktı. Kalesini dışardan yıkmasın diye içeri hapsettiği kum gözlü çocuk onun saçlarıyla aşağıya aktı. Yoldu saçlarını dibinden, başını yastığına koydu, tekrar yattı.

“Anneeeeeeee! Şu kum gözlü çocuk kaleden kaçtı?! Ühüüüü!”

“Çocuğum doğru düzgün oynayın şu oyununuzu!”

Anne, hani  kartallar yüksek uçardı?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Karadeniz’den Genç Nefesler

Next:

Olympos Nerededir?

You may also like

Post a new comment