HavaSu Köy ve Kaş

11 Temmuz of 2011 by

Arada böyle oluyor. Tatilde gideceğim yere; birçok gitmek istediğim yer arasından bir anda karar verip yola çıkıyorum. Bu sene de öyle oldu. 2 – 3 yıl önce adını duyduğum ve aklıma düşen Hava Su Köy ve 2 yıldır ihmal ettiğim Kaş tatil rotamdı. Hava Su Köy yeni bir keşif, Kaş ise eski bir keşfin ziyareti olacaktı.


Evden çıkarken fotoğraf makinemin olmadığını fark ettim. Aceleyle geri döndüm ancak bir türlü evin içinde bulamadım. Uçağa yetişmem gerekiyordu, çıkmam lazımdı. Sanırım fotoğraf makinem bu tatile benimle gelmek istemiyordu. Olsun bu sefer de böyle gidelim dedim ve çıktım.

Sabah 07.00 uçağıyla Antalya’ya geldim. 08.00’i 10 geçe uçak indi. 09.00’a doğru Havaş kalktı. Doğru otogara gittim. Oradan Kumluca dolmuşlarına binerek yaklaşık 2 – 2,5 saatlik bir yolculukla Kumluca’ya vardım. Oradan Mavikent dolmuşlarına bindim. Bu yolculuk da 20 – 25 dakika sürdü. HavaSu Köy’ün sahiplerinden Nur Abla ile konuştuğumuz gibi belediyenin orada indim. Nur Abla’nın eşi Haluk Abi kampta kalan iki misafir ile beraber beni almaya gelmişti. Kampta kalan bu misafirler çadır konaklamalı olduğundan alışveriş işlerini hallettiler. Haluk Abi de akşam için ekmek aldıktan sonra kampa doğru yola koyulduk.

Yaklaşık 5 – 10 dakika sonra kamptaydık. Kampta Nur Abla ve kampın nüfusundan olan Misket (5,5 aylık cooker), Payro (Misket’in dedesi) ve Zeytin (siyah hamile cooker) bizi karşıladılar. Zeytin’in hamile olduğunu duyunca ne zaman doğum yapacağını sordum. ‘Bugün – yarın’ cevabını alınca “inşallah ben buradayken doğum yapar da yavruları görürüm” dedim. Ayrıca kampta 3 yavru kedi, 1 anne kedi ve birçok tavuk ve horoz vardı. Nur Abla aç olup olmadığımı sordu. Biraz aç olduğumu söyleyince bana börek, kurabiye ve çay ikram etti. Bu arada da HavaSu Köy’ün doğum hikâyesini dinledim.

Bu şeker çift eski zamanlarda İstanbul’da yoğun, koşturmacalı, telaşlı, stresli bir hayat sürerlermiş. Birçok keyfinin yanı sıra çokça da zahmeti olduğunu ve artık bu şehirde mutlu olmadıklarını, keyif almadıklarını fark edip kaçmaya karar vermişler. Yerleşecek yer ararken haritadan görüp Mavikent ve Yenicepınar’a gelmişler. Mavikent isminden ötürü önce burayı yazlık bir site sanmışlar. Geldikten sonra doğasını ve sakinliğini beğenerek arsa alıp ev yaptırmış ve HavaSu Köy’ü kurmadan önce 5 yıl orada yaşamışlar. Kendilerini ziyaret edip burada yaşamak isteyen arkadaşlarından gelen talep üzerine şu anda HavaSu Köy’ün olduğu araziyi almışlar. Sonrasında bu arkadaşlardan sadece iki tanesi burada yaşamak istemiş. Bu sebeple tahminlerinden daha çok arazi kendi paylarına düşmüş. Bunun üzerine burayı hayır amaçlı; engelliler için bir kamp yeri olarak inşa etmeye karar vermişler. Bu proje sona erdikten sonra burayı pansiyon olarak işletmeye başlamışlar. Tüm kampın inşaatı sadece 6 ay sürmüş. Kısaca onlar “yetti artık bu İstanbul bize, yaşanmaz bu şehirde, kaçmak lazım bu şehirden” diyip kaçabilen insanlardan ikisiJ

Hikâyelerini dinledikten sonra biraz dinlenmek üzere ağacın üzerinde yer alan bungalovuma gittim. Sabah erken uçakla geldiğim için tüm gece uyumamıştım. Dinlenmeye ihtiyacım vardı. Kampta ağacın üzerinde olan 2 tane bungalov var. Birisi benim kaldığım, bir de havuzun yan tarafında bir tane var. Bu bungalovların içinde banyo ve tuvalet yok. Sadece yatak, komodin ve ayna var.  Gayet de yeterli. Basit, rahat bir dinlenme tatili için ideal. Çok kısa bir sürede uykuya daldım. Sanırım 4 – 5 saat uyumuşum. Uykudan uyanmam enteresan oldu. Uyandırma müzikleri Pink Floyd. Detayını öğrenmek isteyenler bir zahmet HavaSu Köy’e gidip Haluk Abi’ye sorsunlarJ

Akşam yemeğini yedikten sonra sohbet, muhabbet ve yatış. Bugün yorgunum ve dinlenmeye ihtiyacım var.

Pazartesi günü gayet dinç bir şekilde uyandım. Kahvaltıdan sonra kitabımı da alarak havuzun alt tarafındaki hamağa gittim. Hamağa uzandığınızda çam ağaçlarının arasından uzakta deniz görünüyor. Nefes aldığınızda da çam kokusunu içinize çekiyorsunuz. Biraz HavaSu Köy’den bahsedeyim. Antalya’nın Kumluca İlçesi’nin Mavikent Beldesi’nde yer alıyor. Çam ormanının içinde yer alan kampta 10 adet yerde 2 adet de ağaçta olmak üzere 12 bungalov var. Ayrıca çadır konaklaması ve karavan konaklaması da yapılabiliyor. Her yıl gelen müdavimleri var. 12.75 X 6.5 metre büyükler için, 4 X 4 metre çocuklar için olmak üzere bir havuzu var. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği fiyata dâhil. Aradaki ikramlar bonusJ Arzu ederseniz öğle yemeği de hazırlıyorlar. Bu arada yemekler oldukça doyurucu ve sürpriz. Oldukça da lezzetli. Nur Abla anlık karar verip yapıyor. Kendisi aynı zamanda taşların üzerine resimler yapan bir ressam. Ayrıca tasarladığı takılar ve giysilerin de HavaSu Köy’de satışını yapıyor. Kendisinin bir de kitabı var. Kitabı “bir okuyayım” diyip elime aldım. Sonra da bırakamadım. Ailesinin geçmişini, kültürünü, ülkemizle ilgili gerçekleri, kısaca yaşantılarını öyle güzel anlatmış ki kitap bir anda sizi sarıveriyor. Oradakilerle beraber yaşıyorsunuz. Dolu dolu, akıcı bir yaşam öyküsü okumak istiyorsanız kitabın ismi; ‘Dicle Sen Söyle.’ İkinci kitabı sabırsızlıkla bekliyorum.

HavaSu Köy’de çok değişik tecrübeler de yaşayabilirsiniz. Mesela atölyede geçirdiğimiz birkaç saat sonrasında Diyarbakır yöresine ait halayı öğrenmiştimJ Artık normal halay dışında da bir halay biliyorum. Yaşasın! Sağ olasın Nur Abla. Bu kampta çeşitli aktiviteler yapabiliyorsunuz. Balık tutmaya gitmek, trekking yapmak, masa tenisi oynamak, sebze toplamak ve başka sürprizler de olabilir. Kampın denize uzaklığı 3,5 km. Yürüyerek yaklaşık yarım saatte gidebilirsiniz. Ancak dönüşü biraz uzun sürebilir, çünkü yokuş yukarı yürümek durumundasınız. Gerçi dağlardan gelen kaynak suyuyla doldurulan havuz da yanı başınızda. HavaSu Köy’de günler sohbet, fiziken ve ruhen dinlenme şeklinde geçiyor. İster çimenlere yayılın, ister hamaklarda sallanın.

Salı günü harika bir gündü. Temiz havanın da etkisiyle oldukça erken uyanıyordum. O sabah da 05.00’e doğru uyandım. Tuvalete gitmek üzere odamdan çıktım. Tuvalete girip çıktıktan sonra odama doğru dönerken çevreden ‘viyk, viyk’ gibi sesler duydum. Acaba dedim olabilir mi, Zeytin doğum yapmış olabilir mi? Sesler bungalovların oradan geliyordu. O tarafa doğru yürüdüm. Henüz hava aydınlanmamıştı. Yürürken bir anda Zeytin çalılıkların arasından çıkıp havladı ve geri çalılıklara doğru gitti. O tarafa doğru yöneldim. Bir de ne göreyim: Zeytin ve 3 – 4 tane yavrusu. Aman Tanrım doğum yapmıştı. Ancak daha çok yavru olması gerekiyordu. Bulunduğumuz yerin yakınından da sesler geliyordu. Zeytin benden yavrularını toplamam için yardım istemişti. Bir çardak vardı. O tarafa doğru yöneldim. Zeytin’de benimle beraber koştu. Orada bir tane daha yavru vardı, bir yavru çalılığın dibinde, bir yavru yine oralarda derken Zeytin yanımda, ben diğer yavruları da ellerimle toplayarak diğerlerinin yanına getirdim. Muhteşemdi. 8 tane yavru vardı. 3 siyah, 5 tane açık kahverengindeydi. Gözleri açık değildi, yürüyemiyorlardı, ancak o halde sürünerek Zeytin’e doğru gidip annelerini emmeye başladılar. Harika görünüyorlardı. Çok güzel bir ana şahitlik ediyordum. Seyretmeye doyamıyordum. Zeytin arada yavrularını yalıyordu. Bir yandan temizliyordu. Bir yandan da onların boşaltımlarını sağlıyordu. Bu arada hava aydınlandı. Kampta kalan diğer misafirler de yavaş yavaş kalkmaya başladılar. Haluk Abi ve Nur Abla da geldiklerinde onlara sürpriz oldu. Saat çok erken olduğundan aramamış, mesaj atmıştım ama duymamışlar. Daha sonra Zeytin’i ve yavrularını Nur Abla’nın atölyesine taşıdık. Besleyici yemekler hazırlandı. Eeee ne olsa lohusaydıJ

Güzellikler devam ediyordu. Nur Abla “kahvaltıdan sonra limon toplamaya gidiyoruz. İsteyenler gelsin” dediğinde ne yalan söyleyeyim “Bilmem ki? Limon mu ?” diye pek ilgi göstermemiştim. Ancaakkkk “böğürtlen de toplayacağız” dedikten sonra gitmek için sabırsızlanmaya başladım. Çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden biri böğürtleni dalından yemektir. 5 – 10 dakikalık yürüyüşten sonra toplama işlemi yapacağımız bahçeye varmıştık. Girişte böğürtlen ağacını görüp yanına gitmem ve harika bir mutlulukla yemeye başlamam bir oldu. Nedir bu böğürtlen sevdası bilemiyorum ama şahane bir şey. Herhalde 15 dakika sonra Nur abla bahçenin geri kalanına da bakmam için seslendi. Çağrıya uymak gerekir. Arka tarafa doğru yöneldim. Bahçede birçok meyve ağacı, sebze, çiçek vardı. Bu sefer de yerdeki semizotlarına takıldım. Çıtır, çıtır, tazecik, hormonsuzlardı. Akşama salata yapmak için de bolca topladık. Bahçede biraz daha vakit geçirdikten sonra kampa geri döndük.

Kampa döndükten bir süre sonra havuzun dolduğu haberini aldık. Tabii ki tadını çıkarmak gerekiyordu. Ben havuzda yüzerken Misket’te terliğimi kapıp kaçıyordu. Aynı yaramaz bir çocuk gibi. Şımarık, çok şeker bir köpek. Oyun oynamaya, dedesini kızdırıp sonra kaçmaya ve kendini sevdirmeye bayılıyor.

Bugün akşam yemeğini kampta çadır konaklamalı olarak kalan Avustralyalı turistler hazırlıyorlar. Bu genç çiftin erkek olanı aşçı, kadın ise garson imiş. Sabırsızlanıyoruz. Neredeyse tüm öğleden sonrayı mutfakta geçirdiler. Akşam havuz kenarına masamızı kurduk. Başlangıç, ana yemek ve salatayla harika bir akşam yemeğiydi. Nur abla üstüne bir de güzel mandolin ve bendir ziyafeti çekti. Kulaklarımız bayram etti.

HavaSu Kamp’ta günler oldukça keyifli geçiyor. Dinlenmek, sessizlik istediğinizde hamaklar, bahçe, havuz kenarı, orman birkaç dakika ötenizde. Sohbet istiyorsanız keyifli bir sohbet her daim var. Nur Abla ve Haluk Abi esprileri, bilgi birikimleri ve sohbetleriyle çok şeker, çok keyifli, çok dost insanlar. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var: Bağışıklık yapabilir. Artık havasından mıdır, suyundan mıdır orası bilinmezJ

Kaş

Geçen yıl da Kaş’a gitmemiş olmamın etkisiyle bu yıl muhakkak vakit ayıracak ve Kaş’ta 3 – 4 gün geçirecektim. Kaş’a vardığımda saat 18.00’ı geçiyordu. Garajdan yürüyerek her zaman kaldığım Likya Otel’e geldim. Burası bana evim gibi geliyor. Odama yerleştikten sonra denize girmek üzere plaja gittim. Güneş yavaş yavaş batıyordu. Kısa bir süre denize girip çıktım. Daha sonra otele geldim ve akşam yemeği için terasa çıktım. Gün batımını ve Meis Adası manzarasını kaçırmak istemiyordum. Güneş iyice alçalırken yemek servisi de başlamıştı. Otelin işletmecisi Cezmi Abi ile uzunca bir süredir görüşmemiş olmamızın da etkisiyle uzun uzun sohbet ettik. Ustanın yemeklerini de çok özlemişim. Eski tanıdıkları, dostları görmek güzel.

Bu sene oldukça sakin bir tatil geçirmek istiyor olmalıyım ki yanıma dalış defterimi ve brövemi bile almamışım. Zaten fotoğraf makinem da benimle gelmek istememişti. İşte bu yüzden Kaş’ta kaldığım 3 gün boyunca dinlendim ve kitap okudum. Kaş’ın dinginliği, sakinliği de buna yardımcı oldu. Likya Otel’de her zamanki güler yüzlü hizmet, temizlik, lezzetli yemeklerle beraber yine harika zaman geçirdim.

Bu tatilde HavaSu Köy gibi yeni harika bir yeri ve dünya tatlısı Nur Abla ve Haluk Abi’yi keşfettim. Ve yıllar öncesinde keşfettiğim Kaş, Cezmi Abi ve işlettiği Likya Otel ile eskinin tadını çıkardım.  Güzel bir bütünlük oldu. Çantanıza kitabınızı, mayonuzu, 3 – 5 de rahat kıyafet atın. Bu güzel yerleri keşfe gidin.

Gezin sağlıcakla : )

www.havasucamp.com

www.hotellikya.com

 

 

 

 

 

Previous:

Kaçamıyorsak Eğer Bu Yaşamdan

Next:

Merdivenden Yuvarlandım…

You may also like

Post a new comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.