Hint Fakiri

03 Eylül of 2011 by

6 Şubat 2007, Amritsar, Hindistan

Yol, beni kalabalıkların arasından tren istasyonuna doğru götürürken surlarını gördüğüm bir kale gördüm uzaktan. Yanından geçip gitmem gerekiyordu, vakit yoktu. Bir an tereddütte kaldım. Madem buraya kadar gelmiştim, içine girmeliydim. Ben de öyle yaptım. Büyük kapıya doğru yönlendiğimde yine pembe taşların arasındaydım işte…

İçine girdiğimde çizgi filmlerdeki kalelerle, tarih kitaplarındaki kalelerin hatta bildik yaşamdakilerin ne kadar farklı olduğunu düşünmeden edemedim. Olanı, biteni, yaşanılanları kaydeden taşların bildiklerini belki insanoğlu bile bilmiyordu. İnsan tuhaf bir hisse kapılıyordu. Şimdi bir yabancı gibi gezdiğimiz bu yerlerde, bir zamanlar yaşam vardı. Ve zaman kendi akışında ilerlerken geride bırakmıştı pek çok şeyi…

Oradan çıktığımda dosdoğru istasyonun yolunu tuttum. Tren beni Amritsar’a götürüyordu. Hindistan’a ilk girdiğim ve en son çıkacağım yere. Yolda muşambadan yapılan çadırların olduğu neredeyse bir köy büyüklüğünde bir alan gördüm. Sonradan öğrendiğim üzere burası evsizlerin, fakirlerin yaşadığı bir yerdi. Zengin ve fakir kelimelerinin ne anlama geldiğini düşündüm. İnsanın yaşama nasıl baktığının, baktığı zaman ne gördüğünün sahip olduğu şeylerle ne kadar ilgisi vardı? Altında arabası olan, bir iş sahibi olan, banka hesapları olan, kredi kartları olan biri mi zengindi yoksa malın, mülkün anlamsızlığını anlamış, sade ve basit bir yaşamın içinde, az yemek, çok neşe ile yaşayan insan mı? Fakir neydi? Kendini zavallı gören mi yoksa malın, mülkün, paranın peşine düşmeyen mi? Yol onu kaderinin derinliklerine, ruhunun gizlerine götürürken, kendine daha çok yaklaşırken bildik yaşamdan ve onun gereklerinden uzaklaşan mı? Bu ince ayrım sırf bu yüzden fakir değil de zavallı tanımını mı hak etmekteydi? Sokaklarda gördüğüm evsizlerin, parası olmadığı için aç kalanların, düzenin içinde nerede, nasıl yaşayacağını bir türlü çözememiş insanın düştüğü haller!

Hindistan’da bir deyim vardır; Hint fakiri. Dünyanın en kalabalık ülkelerinin birinde, sürülerce insanın yaşadığı bu yerde, sokakta bir yaşam olması, evsizlerin, zavallıların, dilencilerin olması da normaldir. Hint fakiri ise tamamen başka bir yerdedir. Hindistan’da yaşayan Sadulara, dervişlere, Yogilere Hint fakiri denir. Bu insanların dünya nimetleriyle, maddi şeylerle, parayla ilgileri yoktur. Ruhsal güçleri ile yaşarlar. Özel yetenekleri vardır. Bir Hint fakirinin, cisimleri uzaktan hareket ettirdiği, hastalıkları iyileştirdiği, tabutla gömülmesine rağmen günlerce toprak altında yaşadığı görülmekte ve bilinmektedir.

İnsanı sahip olma dürtüsünden yaşamın içinde ‘olma’ konumuna taşıyan şey, bencil olma dürtüsünden paylaşmaya götüren şey, ikiyüzlü hareketlerden ‘bir’ olmaya giden şey her neyse işte yolun gidişi her yerde aynıdır. Dünyanın gizi, içinde barındırdığı onca insanın çeşitliliğinde değil, gidişatın aynı yöne akmasındadır belki de.

Hindistan’ın ruhsal dünyasının içine dalan bunca insanla dolu olması rastlantı olmasa gerek. Her şeyin ardındaki ruhu burada çok renkliliğiyle görürken, diğer taraftan da gördüklerimizin arkasındaki ruhu düşündüren yanı ile Hindistan tuhaf bir yer. Kim ne derse desin burası insanın mantığını bir kenara bırakmasını isteyen yanıyla hem anlamın hem de anlamsızlıkların en uçlarıyla yaşandığı, yaşanmakta olduğu bir yer…

Ve Hindistan bitirilecek bir yer değil. İnsan nereye giderse gitsin, gördüğü kendi psikolojisi ile sınırlandırılmıştır ne yazık ki. Ve ne kadar kendi içinde dönüşürse bitirmeyi değil, hep hep yeniden başlamayı tadabilir kim bilir!

Belki de Hint fakirleri bunu gösteriyor. Göstermeyi umursamadan gösteriyorlar belki de…

 

Previous:

Gandhi’nin Hindistan’ı

Next:

Bedenin Konuşması

You may also like

Post a new comment