Hintlilerin En Yanlış Bilinen Yönleri

02 Şubat of 2011 by

Hindistan dinler açısından diğer ülkelerden çok daha renkli bir ülke. Hinduizm’im kendi bile, her biri birbirinden farklı olan milyonlarca tanrısıyla başlı başına rengarenk bir din. Burada muhtemelen adını bile duymadığınız, varlığını bile bilmediğiniz bir sürü değişik inanç sistemiyle karşılaşıyorsunuz. Ülkenin % 80 gibi büyük bir çoğunluğu Hindi olmasına rağmen, değişik oranlarda tüm dinlerden insan, mahalle, köy hatta illerle karşılaşabiliyorsunuz.

Yazıma başlamadan evvel sizlerle paylaşmak istediğim bir konu var. Maalesef çoğu insan gibi bizde diğerlerini renkleriyle, görünüşleriyle, cinsellikleriyle, davranışlarıyla, gelenekleriyle, statüleriyle, inançlarıyla, politik görüşleriyle, tuttukları takımla hatta aile isimleriyle bile yargılayabiliyoruz. Neden? Çünkü bizim gibi düşünmedikleri için. Kuralları bizim kurallarımıza uymadıkları için.

Daha çok egomuzun ve bize öğretilen yine klişeleşmiş markalılaşma ve gruplaşmaların bizi yönlendirmiş olduğunu düşünüyorum ve böyle olan herkesi suçlamıyorum ama yine de herkesin kendinden ve yaptığı seçimlerden sorumlu olduğunu düşünüyorum. Hayatta ki yolumuzu kendimiz belirleriz, kısacası karakterimiz aslında bizim kaderimizdir. Kimse benim için kader kurbanı değildir, insanlar ancak kendi yaptıkları seçimlerin kurbanıdır ve bence her şey bir seçimden ibarettir. İnandığımız tanrının bize sadece bir seçenek sunmuş olduğuna inanmayanlardanım. Yürüdüğünüz her yolun sağa sola dönüşleri olduğuna ve en azından herkesin en az iki seçenekleri olduğuna inanıyorum. Dön, yada dönme. Yap, yada yapma. Git yada gitme. Konuş, yada konuşma. Öldür, ya da öldürme. Yargıla, yada yargılama. Her şey yaptığımız seçimlerden ibaret ve bu seçimler bizim kaderimizi oluşturuyor. Bu yüzden herkese, her türe, her şeye ve her inanca çok büyük bir saygım var.

Hindistan’ın inançlarına da işte böyle yaklaşmalıyız. Sadece bizim gibi düşünmüyorlar, davranmıyorlar ve hatta bizim gibi ibadet etmiyorlar diye onları yargılayamayız. Bilip bilmeden, öğrenmeden, ineklere ve binlerce tanrılara tapındıklarını düşünüp onlarla alay edemeyiz. Çünkü her şeyde olduğu gibi, burada da her şeyin bir sebebi var. Hem de son derece mantıklı bir sebebi. Sadece kendimizden başka hikayeleri de dinlemeyi ve kabul etmeyi de öğrenmeliyiz o kadar. Bunları neden mi anlatıyorum? Bugüne kadar edindiğim tecrübelerden. İnsanlar hem öğrenmek istiyorlar, hem de kendilerinden olmayanı kabul etmiyorlar. Bu yüzden Hindistan’ın en yanlış bilinen yönü olan inançlarını yazmaya karar verdim. Ve ben bunu seve seve yapıyorum.

Hinduizm dışında Budizm, Hıristiyanlık, İslam, Jainizm, Sikhizm, Zoroastrianizm, neredeyse yok denecek kadar az Yahudilik, Hindistan’ın belli başlı dinlerindendir. Lakin bunlar arasında Hinduizm, Budizm ve Jainizm Hindistan felsefesindeki en eski olan dinlerdir. İlginç olan başka gerçeklik ise Hıristiyanlık ve Yahudilik Avrupa’ya ulaşmadan ilk kez Hindistan’da boy göstermiş olan dinlerdir. Ben bu sebebi daha çok yüzölçümünün inanılmaz büyüklüğüne, nüfusunun bu kadar kalabalık olmasına ve tabi ki diğer ülkeler tarafından defalarca işgaline veriyorum.

Hinduizm’e geçmeden evvel buradaki dinlerin bazılarından söz etmek istiyorum. Hinduizm’den sonra, İslam % 12 gibi bir oranla en büyük yeri kapsar. Daha sonra % 2’lik gibi bir oranla onu Hıristiyanlık ve Sikhizm takip eder. Diğerlerinin oranları ise % 1’den daha azdır.

Buddha, aslında Sakya Hanedan’ından gelen Sidarta adında genç bir prenstir. Ülkesinde yaşanan felaket ve sefaletlere dayanamayıp 29 yaşında eşini, çocuklarını ve krallığını ardında bırakarak, aydınlanmak amaçlı yola çıkar. Budizm’ın doğduğu yer ve ana vatanı olan Bodhgaya’da, ‘Nirvana’ya ulaşarak Buddha unvanını alır. Sadece 35 yaşındadır. Nirvana ‘tam özgürlük’ ve Buddha ise ‘ermiş kişi, aydınlanmış kişi’ anlamına gelir. Budizm temelinde eşitlik, hümanizm ve şefkat yer alır. Şiddetin her türüne karşıdırlar. Hayatın eziyetten ve acı çekmekten ibaret olduğuna ve bu acıdan kurtulmak için, ancak hayatta bağımlı hale geldiğimiz arzu, nefs ve bağımlılıktan vazgeçtiğimiz taktirde Nirvana’ya ulaşılacağına inanırlar.

Vipassana meditasyon, bu dinin temsil ettiği en bilinen meditasyon yöntemidir. Hindistan’ın her yerinde bu meditasyonu uygulayabileceğiniz ‘ashram’lar mevcuttur. 3 – 7 veya 10 günlük katılımlardan oluşan bu meditasyon türünde, katıldığınız zaman boyunca sadece kendi halinize bırakılırsınız. Başkalarıyla konuşmanız hatta birbirinizi etkileyecebileceğiniz için göz göze gelmeniz bile yasaktır. Tam bir sessizliğe bürünmeniz ve kendi kendinizle baş başa kalmanız ve içinize dönmeniz gerekmektedir. Tüm bunları yaparken, çalışmadığınız ve uyumadığınız diğer tüm zamanlarda ise aynı pozisyonda kalarak tüm gün meditasyon yapmanız beklenir. Katılan arkadaşlarımın hepsinin söylediğine göre, bu inanılmaz bir hayat tecrübesi olmakla kalmayıp, yeni kendinizi keşfediyormuşsunuz ve hatta büyük bir değişim geçiriyormuşsunuz. Ben sadece başka bir meditasyon türüyle beraber 3 gün olanını yaptım ve kesinlikle söylemeliyim ki asla kolay bir şey değil ama kesinlikle tecrübe etmeniz gereken bir şey, özellikle kendinizi yeni baştan keşfetmek istiyorsanız.

Günümüzün büyük Budist topluluğu Hindistan’ın Dharamsala, Ladakh, Sikkim, Bodhgaya ve Himalaya bölgelerinde yaşamaktadır.

Jainizm, Buddha ile aynı dönemde yaşamış ve yine aynı dönemde ‘Mahavira’ tarafından kurulmuştur.

Mahavira’nın kendisi Sanskritce’de, ‘büyük kazanan’ , ‘üstesinden gelen’ anlamına gelen ‘jina’ adıyla anılmış ve daha sonra bu din Mahavira’dan sonra Jainizm adını almıştır. Hinduizm ve Budizm’e benzer şiddet içermeyen bir çok öğeye sahiptir. Özellikle şiddet karşıtı olmak Jainizm’in temelinde yatan bir unsurdur. Sadece hayvanların değil, bitkilerin bile öldürülmesine karşıdırlar. Bu yüzden çoğu bitkiyi yemezler. Bu yüzden çok özel bir beslenmeleri vardır.

Buddha gibi Mahavira’da bu dinin ilk peygamberi değildir. Her iki din de Hinduizm gibi reenkarnasyona inanırlar. İki Jain felsefesi vardır. Bunlar; Shvetember ve Digamber’dir. Shvetember’ler sadece erkeklerden oluşur, Mahavira gibi kıyafet giymezler ve tapınaklarından dışarı çıkmazlar. Digamber’ler ise sadece beyaz kıyafet giyerler ve aralarında kadınlarda vardır.

Hindistan’ın hemen her yerinde bu dine mensup takipçilerini görebilirsiniz.

Sikhizm – Sihizm – ise diğerlerinden daha genç bir dindir ancak 18 milyon takipçisi vardır. Sikh erkekleri saçlarını uzatır ve sakallarını hiç kesmezler. Saçlarını örtükleri ilginç bir türbanları vardır ve bu türbandan dolayı diğerlerinden ayrılıp tanınırlar. Bu dinin kurucusu Pakistan’in Punjab Bölgesi’nde doğan ve Hintli bir aileden gelen ‘Nanak’ isimli bir Guru’dur. ‘Guru’nun anlamı özetle’öğretmen’ demektir. O devirlerde öğreten ve vaaz veren kişilere Guru denmiş ve günümüzde de hala aynı anlamda kullanılmaya devam ediyor. Bazıları Guru Nanak Dev’in iki dinin en iyi taraflarını alıp bu dini yarattığını söylerler. Bunlar İslam’ın tek ve görünmez tanrısı ile Hinduizm’in Karma ve reeankarnasyona olan inancıdır. Bu hayatta ki davranışlarınızın diğer hayatta ki kaderinizi etkileyeceğine ve yönlendireceğine inanırlar. Onlarda Hindu’lar gibi ölülerini yakarlar fakat onlar gibi dul kalan kadınların erkekleriyle birlikte yakılmasına inanmazlar. Burada ki Kast sistemini de yok sayarlar. Onların gözünde rengi, dili, dini ne olursa olsun herkes eşittir. Bu yönleriyle biraz da Sufizm’den etkilendiklerini düşünebiliriz. Hintliler gibi doğaüstü varlıklara inanmadıkları için hiçbir şey den korkmazlar. Onları herkesten ayıran 5 özellik vardır. Bunlar; Hiç kesmedikleri saçları, tarakları, taşıdıkları kılıç yada hançerleri, sağ bileklerine taktıkları bilezikleri ve şortlarıdır. Klasik bir Sikh kıyafetiyle birlikte mutlaka kılıç taşımaktadır.

Amritsar; Sikh’ların en çok yaşadığı ve en tanınmış ibadet yerleri olan ‘Altın Tapınak’ın da bulunduğu bölgedir.

Zoroastrianizm, İran’da ortaya çıkmasına rağmen antik Yunanlılar tarafından da bilinmekteydi. Bilinen en eski dinlerden biri olma özelliğine sahiptir, hatta ilk tek tanrılı din olduğu da söylentiler arasındadır. Karanlığın –kötünün- ve ışığın –iyinin- devamlı bir savaş halinde olduğuna inanırlar. İyi düşünen, iyi davranan ve iyi konuşan kişilerin önünde sonunda mutlaka kazanacağına inanırlar. Parsi’ler tarafından uygulanan bu din için hava, ateş, toprak ve su en önemli dört elementtir. Bu yüzden ölülerini yakmazlar, özellikle bu amaç için inşa edilmiş özel kulelere yerleştirip, akbaba ve kargalar tarafından yenmesini beklerler. Defin yeri kadın, erkek ve çocuk olarak 3 bölümden oluşur ve ölülerin bedeni gagalamaya müsait olarak açık ve çıplak olarak yerleştirilir. Kendi mezhepleri dışından kimseyi almadıkları gibi, kimseyi de vermezler. Din değişimine de inanmazlar.

Bu dinin takipçileri daha çok Mumbai’de yaşarlar, ölülerini defnettikleri kule olan ‘Tower of Silence’ ise Mumbai’nin kesinlikle görülmesi gereken turistik yerlerinden biridir.

Previous:

Hindistan’ın Silikon Vadisi…

Next:

Hintlilerin Yanlış Bilinen Yönleri – İnançları II

You may also like

Post a new comment