Hiyerogliflere Bakarken

16 Mart of 2011 by

25 Ocak 2009, Mısır

Luxor Müzesi’ne gittim, Karnak Tapınağı’nı dolaştım, Luxor Tapınağı’nı gördüm. Krallar Vadisi’nde bulundum. Bir zamanlar diye söze devam etmek istiyorum ama zaman ne ki! Bu dünyadaki bir koza sanki her şey değil. Zaman ölümü açıklamıyor, anlatamıyor. Öbür tarafa geçen de zamanın dışına çıkıyor. Duvarlardaki her şey sanki o zamanı bu zamana bağlayan bir film gibi.

Olanlar bizim gözümüze duvarlardan görünüyor, sanki bizimle hiç ilgisi yokmuş gibi. Hâlbuki dünya üzerinde olan biten her şey insanla ilgilidir. Her şey birbirine görünmez iplerle bağlıdır. Ve var olan her şey bir zincirin halkasıdır. Ben bu halkada ne görebilirim, bunun varlığıma katacağı anlam ne olabilir diye de düşünmeden edemiyorum.

Ve anlamaya çalışırcasına bakıyorum, bakıyorum…

Enobis ölümle yaşam arasındaki köprüden kayıkla karşı tarafa geçen yaşamın nefesini artık taşımayan ölüyü mumyalarken yaşam anahtarını da elinde tutuyordu. Yılan sonsuzluğa taşıyacak onu, sonsuzluğun sembolünü bedeniyle çizerken. Ve Tanrılar ölene tekrar nefes üflerken hiyeroglifler olmuş olanı, olmakta olanı ve olacakları anlatıyordur belki de!

Herkes elele tutuşuyor; bu serenomide her birinin bulunduğu yerde bir görevi olsa gerek. Ellerinde bir ip tutuyorlar. Yaşamla ölüm arasındaki kayıkta ve kayığın her bir yakada bulunan tarafındaki ipler taşıyanı ve taşınanı birbirine bağlıyor sanki…

Aswan Müzesi’nde gördüğüm mumyanın üzerinde ‘kartal’ vardı, kanatlarını her iki yana açmış tam göbek kısmının orda duruyordu. Yaşamla ölümü bağlayan gümüş kordonun olduğu yerde. Kartal uçuracak onu belki de sonsuzluğa doğru; bizim ölüm olarak bildiğimiz o karanlık vadiye…

Ellerini havaya açmış olanlarsa göklerden aldıklarını birbirlerine sunuyorlar. Sunumlar öyle estetik ki; bedenlerin duruşu ruhla birleşmiş…

Kanatlarını iki yana açmış insan Tanrıların insana bahşettiği gücü, insan olmanın ötesine taşıyacak olan gücü sembolize etmekte; bilmiyorum…

Bildiğim bir şey varsa; gördüğüm her şey bir şey anlatıyor. Ve o anlatılan şeyi zihnime değil kalbime, ruhuma anlatıyor…

Previous:

Mısır’dan Selam

Next:

Rastlantı

You may also like

Post a new comment