Hoşçakal İran

04 Mayıs of 2011 by

12 Ekim, Zahedan

‘Yola çıkmışsan eğer vazgeçmek için çok geçtir, fikir yürütmek içinse erken’

Aklımda Yazd ve Kerman’a da gitmek var ama bir an önce Hindistan’a ulaşmak istiyorum. Zira Amritsar’daki Sikh’lerin bayramına yetişmek gibi bir derdim var. Nasıl olsa dönüş yolunda İran’a ve Pakistan’a daha çok zaman ayırabilirim.

Zahedan’a iniş saatim gece yarısına doğruydu. Şehri gezmeden buradan doğruca Pakistan’a geçme niyetindeydim. Zira çok fazla gezilecek bir yer olmadığını, daha çok ticari kaygıların yoğun olduğu bir şehir olduğunu önceden biliyordum. Otogardan bir taksi ile otel aramaya koyuldum. Şoföre uygun fiyatta bir yer aradığımı söyledim, başını salladı. Tek kelime İngilizce konuşamıyor oluşu karşısında biraz endişeliyim ama başka bir taksi de yok. Çıktık yola. Beni üç otele götürdü. Hepsinin fiyatları da yüksek. Tekrar ettim. Uygun fiyat diye el kol hareketlerini kullanarak anlayacağı bir dille tekrar ve tekrar. En son gittiğim otelle anlaştım, isteme istemeye. Lobiye girdiğimde içerde sekiz, on adam oturmuş, tuhaf gözlerle bana bakıyorlardı. Gece olması, fazla dolaşmış olmamız, burasının fiyatı tek uygun gelen yer olması gibi nedenlerden ötürü istemeye istemeye “tamam” dedim. Üstelik üzerimde İran parası az kalmıştı ve dolar bozdurmak da içimden gelmiyordu. Taksi şoförü çok fazla para istedi. Anlaştığımız paranın nerdeyse dört katı. Adama şöyle sinirli sinirli baktım ve masanın üzerine ona ödeyeceğimi söylediğim parayı bıraktım. Otel parasını da ödedim. Şoförün yüzüne bile bakmadan resepsiyondaki adama dönüp odamı göstermelerini istedim.

Odaya kadar bana eşlik eden adam gidince, içimdeki huzursuzlukla kalakaldım. Kapıyı kilitlemek istedim, kilitleyemedim. Bir sorun var, kilitlenmiyor, aşağı insem oda kilitlenmiyor desem olmayacak, bundan haberleri olsun da istemiyorum. Uğraştım, uğraştım, yarısına kadar çok zor kilitleyebildim ama bir tekme atsan kapı açılacak. Üçüncü kattayım, pencereler demirli. Hissettiğim şey güvende olmadığımı söylüyor bana, son derece huzursuzum. Aşağıda yoğun bir et kokusu var ve odaya kadar geliyor. Yatak pis, battaniyeler öyle. Sabaha kadar uyumadım o gece. Sabah erkenden çantamı sırtlanıp çıktım. Yoldan bir taksi çevirip “sınıra” dedim. Beni bir yere getirdi ve buradan başka bir dolmuş taksiye daha binmem gerektiğini söyledi. İndim, beklemeye koyuldum o arada beyazlar giymiş, bere takmış İranlılara benzemeyen insanlar gördüm; esmer ve sakallı. Pakistanlı olduklarını anladım. Taksi geldi. Çantamı bagaja koydum, yanıma üç kişi daha bindi. Dört Pakistanlı erkek ve ben Pakistan sınırına doğru yola çıktık.

Yol boyunca gayet ciddi bir şekilde oturdum. Sadece yanımda oturan adamla selamlaştık. Beni görünce gülümsedi, ben de başımı eğdim. Diğerleri bana bakmadı bile. Şoför dini bir konuşma koydu. Söylenenler Arapçaydı anlayabildiğim kadarıyla. Zira bazı kelimeler bizimkilerle aynıydı; günah, kâfir, araf v.s. Ve konuşan adamın sesindeki nefreti ve ayrımcılığı anlamam için Arapça bilmeme de gerek yoktu!

Bir saate yakın yol devam etti. Sınıra doğru yaklaşırken Pakistanlılar ile ilgili izlenimler alıyordum almasına ama sadece gördüğüm şeyleri görüyor, hissettiklerimi dinliyor ve kendimi akıntıya bırakıyordum.

Yaptığım sadece buydu; yolların, yaşamların içinden hiçbir şeyde takılı kalmaksızın geçip gitmek…

Previous:

Yol Armağanı

Next:

Merhaba Pakistan

You may also like

Post a new comment