Hüzün Ve Sevinç Üzerine

15 Ağustos of 2011 by

“Biz hüznün çocuklarıyız, siz sevinçlerin! Biz sizleri görürüz çünkü sizler karanlık bir ışıkta durmaktasınız. Sizler bizi göremezsiniz çünkü biz ışıklı bir karanlıktayız.” Böyle demiş Cibran…

Karanlık, ışık. Her insan konuşur, anlamaya çalışır bunu. Yorum yapar, düşünür üzerine. Kelimenin manasının neresine değer, neresine dokunur, ne kadar dokunur bakışlar bilinmez! Bilmek ve hissetmenin buluştuğu bir mecrada yaşar oysa hakikat. Karanlık ve ışık orada durur. Hissedilen şeyse çok da anlatılamaz, yaşanması icap eder, aktarılamaz da…

Dünya üzerinde yaşanmış olan suç, çirkinlik ve hoyratlığın, kabalığın yarattığı kaos, karmaşa yaşanmakta olanın üzerine bir gölge gibi oturur. Binlerce çocuk doğar bu kirliliğe. Yeniden ve yeniden doğar. Kavrayışın yeniden ve yeniden başlamasıdır bu. Tıkanan şeylerin açılması için, yaşamın yeniden doğması, ışığın karanlığı dağıtması için…

Sözümona bilinen, bulunan, belirlenmiş olan üzerine bir insan suretiyle katılmışlık karanlığa doğumdur. İçten içe hissedilen karanlıksa hüznün çocuklarında çıkar ortaya. Yapay sevinçlerle beslenemez ruhları. Bilginin ışığını ararlar ömrü hayatları boyunca. Onunla yaşamanın izini sürerler. İdealler güçlü ruhlar içindir, korkaklar içinse hayallerle hülyalar vardır.  Yapay sevinçlerden beslenir onlar; sevinçlerin çocuklarıdırlar çünkü.  Gözleri maddeden manaya uzanamaz. Tüketirler her şeyi. Bitirirler, her şey onların yaşamını sürdürmesi için bir araçtır. Sanki yaradılış onların hizmetine sunulmuş bir şey gibidir. Yanılsamanın kör ışığını ‘ışık’ sanırlar. Karanlık ruhları kötülükten, iki yüzlülükten, yalandan beslenir.

Nasıl yaşadıklarını bilmezler, yaşamları bedenlerini kirletmek için, dünyayı kirletmek için bencilliğin yüküyle ağırlaşmıştır. Onlar çok’tan beslenirler. Çokluğun olduğu yerlerde gezinirler. Ne kadar çoğalırlarsa o kadar güçlü olacaklarını sanırlar. Karanlığın çocukları karanlıkta da kalamazlar. Yapay ışıklar yakarlar aydınlık için. Aydınlıkları da çirkindir, karanlıkları da…

Işığın çocukları karanlığı da bilir, gerçek aydınlığı da. Karanlıkta kalabilir, mum ışığına, ateşin ışığına, ayın ışığına yakışırlar. Sahte ışığa sırtlarını döner onlar. Çokluğun kıyısında değil, yalnızlığın ortasında dururlar. Ruhlarındaki ağırlık içlerindeki dünyanın yansımasını görememekten kaynaklanır. Bu da hüzündür işte. Adam gibi bir hüzündür…

Hüznü bilmeyen sevinci yaşayamaz. Karanlık ve aydınlık onlar için bir kavramdan öteye geçmeyen ifadeler olarak kalırlar yalnızca.

Dünyanın karanlığına doğmak böyle bir hüzündür işte. Aydınlığı aramak bunun için hüzünlüdür. Çünkü hüznün çocukları onu salt kendileri için aramazlar, her şey herkes için ararlar. Bu da kendi hayatları için bir ödev gibidir. Kendileri için yaşayamazlar, yalnızdır onlar.

Onlar her yerdeler. Çokluğun içinde tek tek!

 

 

 

 

 

 

 

Previous:

Bukalemun Puki

Next:

Hayvanlar Konuşamaz Ama…

You may also like

Post a new comment