İçimdeki Buda

24 Ağustos of 2011 by

Bodhgaya, Hindistan, 29 Ocak’07

Manastırın salonundayım. Salon öyle boş ki, içimi dolduran onca anlamsızlığın kesif sızıntılarının benliğimde yarattığı etkilerin ne kadar da gereksiz olduğunu anlıyorum böylesi zamanlarda. İçinde bulunduğum, havasını soluduğum bütün manastırlarda bunu hissettim.

Bomboş bir salonun içinde bomboş olmayı istedim. Yerlerde duran minderler oturup sessizliğe kendimi bırakmam için bir çağrı uzatır gibiydiler. Karşımda duran küçük sembolik Buda içimdeki Buda’yı çağırırmış gibiydi. Onca çeşitliliğin içinde insanın özbenliğinin tek olması gibi. Yaşam kitabının içinde bir sayfadaymışım gibi; onca çoklu yollardan benliğe doğru giden tek bir yolu hissedermiş gibi; boşluğu…

Öylece oturdum bir süre. Etrafı izledim. Bir süre sonra Anan geldi, raflardaki kitaplara baktık birlikte. Sıkkım’ı anlatan ince bir kitapçık ilgimi çekti. Bol fotoğraflıydı. Anan benim olabileceğini söyleyerek kitabı bana uzattığında nedenini bilmediğim bir istekle aldım kitabı.

Dışarıya çıktığımızda rahipler bir kenarda oturmuş bize bakıyorlardı. Yanlarına gittik. Rahiplerin sıra gibi bir tahta düzeneğin üstünde oturmalarına rağmen yanlarındaki bir kadının yerde oturması ilgimi çekti. Zira Anan benim de yere oturmamı tembihlediğinde sormadan edemedim. Kadınlarla rahipler aynı hizada oturmuyorlardı. Rahiplerin dişi enerjiye kendilerini kapatmaları, yaşamlarında bir kadınla beraberliğe yer olmaması ve bu disiplini hayatları boyunca devam ettirmeleri nedeniyle, kadınların onlara duydukları saygının sembolik göstergesiydi onlarla aynı hizaya oturmayışları. Aynı zamanda da bir kadın bir erkeğin rahip olmayı seçmesinden dolayı varlığına, kararlılığına ve ruhuna duyduğu saygının bir ifadesi olarak yere oturmayı tercih ediyordu…

Derken içlerinden biri ilgimi çekti. Kıyafeti, saçları, görünüşü, dövmeleri ve belinde taşıdığı kurumuş hayvan iskeletleriyle diğer rahiplerden farklıydı. İnancı gereği, kemerinde taşıdığı hayvan iskeletleri, onun ruhunu koruyordu. Dövmeleri inançlarını sembolize ediyordu. Uzun saçları ise içsel özgürlüğünün bir ifadesiydi. Bir diğeri sivil giyinmişti. Gülüyor, az konuşuyordu. Sakin ve duru bakışları vardı. Boynundan bir kolye çıkarıp bana doğru uzattığında heyecanlandım. Bana uzattığı kolye içinden kopup gelen bir armağandı. Ve bir ‘Buda yüzüydü’. Aldım ve boynuma taktım. Benim için çok değerliydi ve içerdiği anlam itibariyle de hayatımın bundan sonrasında bana hatırlatacağı şeyler adına bir işaret gibiydi…

Anan daha sonra manastırın Lama’sı ile görüşmesi gerektiğinden benden izin istedi. Lama ile görüşürken ben de diğer rahiplerle oturmaya devam ettim. Bir süre sonra Anan beni çağırdı ve Lama’ya götürdü. İşaret ettiği üzere yere oturdum. Manastır rahiplerinin eğitiminden sorumlu öğretmen rahibi olduğunu öğrendikten hemen sonra, hakkımda bir şeyler söyleyerek beni tanıttı. Adam bana baktı, hiçbir şey söylemeden elimi eline aldı. Avucumun içindeki çizgilere bakarak Anan’a bir şeyler söyledi. Anan daha sonra bana dönerek çizgilerimin kuvvetli olduğunu, eğer istersem Tayland’da bir manastıra bir kadın rahip olarak girebileceğimi söyledi. İlginçti…

Rahiplere olan saygım bir başka yerdeydi, yaşamımın özgürlüğü bir başka yerdeydi. Hiç düşünmeden teşekkür edip düşünmediğimi söyledim. Sebep her ne olursa olsun kalıpların içine girmeye müthiş derecede isteksizlik duyuyordum. İstediğim kalıpların dışına çıkmaktı, bir yenisinin içine girmek değil. Ve kendi kalıplarımın dışına çıkma kararlılığım her ne kadar çok kuvvetliyse de daha yolun başındaydım…

İnsanın ‘kendi’ olması başka bir şeydi. Ve bir diğerinin yolu ona aitti!

 

Previous:

Tibet Çadırı

Next:

Hollandalı

You may also like

Post a new comment