İçimdeki Şaman

10 Temmuz of 2011 by

Kathmandu, 20 Aralık 06

Gece yarısına kadar birlikteydik, ertesi gün tekrar bir araya gelmek üzere randevulaşıp ayrıldık. Sabah erkenden kalktım. Thamel’in eski kokan dar sokaklarında dolaştım ve içinde çok eskilerden günümüze kadar gelebilmiş bakır, ev eşyaları, süs eşyaları, at eyerleri ve en önemlisi Şaman davulları olan bir eskici dükkânının önünde durdum…

Dışarıda kapının üst tarafına asılmış birkaç davul vardı. Ve içten içe biliyordum ki onlar birer Şaman davuluydu. Saplarında resimler oyuluydu ve püskülleri vardı. Sordum ve tahminimin doğru olduğunu anladım. Nepal’de Şamanlara ‘Taman’ diyorlar. Adam, benim davullara ilgimi görünce heyecanlı heyecanlı eskiden Tamanların bu davulla yaptığı vuruşlarla, hastalıkları iyileştirdiğini anlattı. Çok etkilenmiştim. Gerçek anlamda ilk defa bir Şaman davulu görmek ve hatta ona dokunuyor olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Dükkân benim için hazine gibiydi. İçinde en küçüğünden en büyüğüne dek her şey ilgimi çok çekmişti ve her biri sanki hikâyeleriyle orada duruyor gibiydi. O gün oradan zor ayrıldım. Davulu satın almak düşüncesi beynimin içinde dönüp duruyordu. Kim bilir eğer onu alırsam belki de içimdeki Şaman’ı* çağırabilirdim…

Almasına alırdım da eve, Türkiye’ye nasıl götürürdüm, onu bilemedim. Sırt çantam, elimde yedek bir çanta daha ve bir Şaman davulu ile yollarda hayal etmeye çalıştım kendimi ve ‘niye olmasın’ dedim. Eğer fiyatı daha uygun bir davul bulursam alma düşüncesi aklımın bir köşesinde olduğu halde çıktım dükkândan.

Monkey Temple’a gitmek üzere bir dolmuşa atladım. Şehrin dış mahallerine doğru epeyce bir yol aldık ve doğru yere gidip gitmediğim konusundaki tedirginliğim de artmaya başladı. Derken tarifim üzerine şoförün beni indirdiği yerden yürümeye koyuldum. Aşağıda kuş uçumu şehir görünüyordu. Bulunduğum yer neresiydi doğrusu bilmiyordum ve en ufak bir fikrim de yoktu. Ben şoföre kafamdaki resmi anlatmaya çalışmıştım, o da anladığı şekilde beni yönlendirmişti. Sol tarafımda evler ve dükkânlar vardı. Sağ tarafımda etrafı çevrili resmi olduğunu sandığım bir bina gördüm. Eğer yanlış bir yerde indiysem de aynı dolmuşlarla geri dönebilirdim. Sorun yoktu. Etrafı çevrili alanın giriş kapısını bulup girdim içeriye. Sonradan anlayacağım üzere burası bir müzeydi; ‘History Museum.’ Girişte bir bilet aldım ve içeriye adımımı atar atmaz gördüğüm manzara karşısında afalladım, sanki bir korku filminin içinde gibiydim. Sinirlerim bozulmuştu. Zira etrafta yılanlar, kaplanlar, filler ve değişik türde ‘ölü’ hayvanlar, içleri doldurulmak suretiyle sergileniyordu. Derhal dışarıya çıktım, verdiğim parayı geri aldım, bileti iade ettim ve oradan ayrıldım. Yola tekrar geri döndüğümde bu defa yukarıya, tepeye çıkan merdivenler dikkatimi çekti. Ve tırmanmaya koyuldum. Epeyce dik basamaklardan tırmandıktan sonra bir tapınak karşıladı beni. İşte buna sevindim. Geldiğime değmişti. Derken grup halinde dolaşan maymunları gördüm. Sanki burası onların mekânıydı. Onlarla bir süre orada kaldım. Oyunlarını izledim. Etrafta dua bayrakları vardı. Ancak tapınak gözüme terk edilmiş bir yer gibi görünüyordu. Aşağının, şehrin kuşbakışı görülebildiği bir noktaydı burası ve etrafta el ele dolaşan çiftler vardı. Bu yer sanki bir tapınak olmaktan öte genç çiftlerin yalnız kalmak amacıyla geldikleri bir yer gibi görünüyordu. Maymunlar da arada bir şeyler atıştıran insanların yiyeceklerine ortak oluyordu. Benim gitmek istediğim Monkey Temple burası değildi, ondan emindim ama burası neresiydi onu bilemedim. Yine de maymunların tapınağı olduğu kesindi.

Geldiğim yoldan inerek beni Thamel’e götürecek olan dolmuşu beklemeye koyuldum. Bir süre sonra geldi ve aklımda maymunların oyunları ve şaman davulu olduğu halde, etrafı izleye izleye yola koyuldum. Dolmuştan indiğimde hava kararmak üzereydi ve sözleştiğimiz üzere Veysi Mahir ve Fuji’yle buluşacağımız yere doğru yürümek üzere adımlarımı hızlandırdım.

* Şaman: şifacı. Eski zamanlarda, insanlar dertlerine, hastalıklarına ‘derman’ ararlarken aynı anda da dermanın kendi içlerinde olduğunu keşfetmişler. İşte bu keşif davulun ritmiyle çağrılan sağlıktı. Şifacı hastalığı bünyeden atarken davulunu kullanır aynı anda da insanın ritmini davulun ritmine uyumlarmış. Ritm hayat, hayatsa ritimmiş…

 

 

Previous:

Thamel’de Bir Buluşma

Next:

Siyah Çay

You may also like

Post a new comment