İki Tutam Saç

10 Nisan of 2011 by

2 ve 3 Nisan 2011 günleri Antalya’dan, sessizce bir ‘Kadın Filmleri Festivali’ geçti. Sessizce diyorum çünkü bütün çabalarımıza karşın, yeterince duyuramadık. Bilbordlara afişlerimizi astık, sivil toplum kuruluşlarına fakslar çektik, dostlarımıza telefonlar ettik, ama duymadılar.

Yine de 50 – 60 kişi izleyici her filmde oldu. Yakınlarda yapılacak olan seçimin gölgesi düştü. Kemal Kılıçdaroğlu diğer salonda konuşuyordu, biz yanındaki salonda film gösteriyorduk, elbette diğer salon tercih edilecekti. Bundan doğal ne olabilir ki? Bizim yaptığımız yıllardır yöneticilerin isimlerini değiştirmek değil de ne? Yeni neleri değiştirdik, isimlerden başka? Çoğu kez onu bile başaramadık, aynı isimler neredeyse yaşamı boyunca bizi yönetti. Bu konuda Aziz Nesin’in kitapları yüzyıla tanıktır.

Türkiye’de sinema, tarihi boyunca erkekler için hizmet vermiştir. Filmi erkek çeker, konuyu onlar belirler, bileti onlar alır, yani o alan, her alanda olduğu gibi erkeklerindir. Hal böyle olunca da filmlerin öykülerinde hiçbir kadın kahramanın kişiliği öne çıkmaz. Ya kötü yola düşer, ya da ölür. Mutlaka bir erkeğin elinden tutması gerekir. Hiçbir kadın kahraman kendi başına yaşamı kotaramaz. Kadın aciz ve korunmaya muhtaçtır bu filmlerde. Onlarca yıl böylece sürüp gitmiştir. Ta ki işi kadınlar ele alıncaya dek.

İşte bu kadınlar, 9 yıl önce ‘Filmmor’ diye bir kooperatif kurdular. Ülkenin ve dünyanın her yerinden gelen, kadınların çektiği filmler ile bir festival yapılıyor. Sonucunda bu filmlere ödül verilmiyor. En iyisi, ya da en kötüsü diye de bir seçim yapılmıyor. Kadınlar hiyerarşiyi sevmezler. Kullanmak da istemezler. En azından kendilerinin oluşturduğu eylemlerde bunu görebilirsiniz. Biz bunu o denli benimsedik ki, bir yerde konuşmacı olduğumda, en güçlük çektiğim yer ‘Sayın…, değerli…’ gibi cümleleri oluşturmak oluyor. İnsan eşitliği içselleştirdiğinde, yağcılığa zaten dili varmıyor. Neyse konuyu dağıtmayalım. Filmmor, kendi filmlerine değil, ama ödül verdiği bir alan var. Türkiye’nin erkek dilini en kötü kullanan filmine ‘Altın Bamya Ödülü’ veriyor. Geçen yıl bu ödülü ‘Nefes’ filmi almış. Biliyorsunuz ‘Nefes’ militarist bir film.

Bu yılın festival teması; eşitlik oldu, çünkü yıl boyu yaşananlar, konuyu belirledi. Bu yıl, eşitsizliğin cins kırım – kadın cinayetlerine varan sonuçlarıyla baş etmeye çalışarak geçti. Durum böyle olunca da festival afişi; ‘Elbette eşitiz. Peki, yaşarken eşit miyiz?’ oldu. Sonunda 25 ülkeden, 61 film atölyeler ve söyleşilerle 4 ile sunuldu. Bunlardan biri de ilk kez Antalya oldu. Antalya Kadın Danışma Dayanışma Merkezi – Derneği çağırıcılığını yaptı. Tanıtım kitabının girişinde ‘Merhaba’ yazısıyla Filmmor “Gelecek yıl merhaba yazısını daha çok umut ve keyif içinde yazsak, kadın cinayetlerinden, şiddetten, ayrımcılıktan, eşitsizlikten söz etmeye hacet kalmasa, sadece gelecek filmlerin, buluşulacak konukların, kadınların, izleyicilerin heyecanı, merakı, keyfi olsa…” diyor.

İki gün boyunca, 16 film izledik, birbirinden yakıcı, birbirinden gerçek ve öğreticiydi. En büyük noktayı ise ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ koydu. Film, belgeseldi, yaşanmışlıktı. 1938 yılında Dersim kentimizi Türkleştirme politikalarıyla, isyan bastırma görüntüsüyle çıkılan yolda, ölen ya da öldürülen ana – babalardan sonra, kız çocukların yurdun her yanına dağıtılıp evlatlık verilmesi politikası. Bu kız çocukların, birden bire hiç bilmedikleri dilde konuşmalarının istenmesi, ailesinden, yerinden, yurdundan ayrılmaları, önlerine konan yabancı yaşamda çektikleri, düş gücüne bile sığar mı bilinmez. Film boyunca, karanlık salonda gözyaşı ve burun çekme sesleri duyuldu. Film bitti, hiç kimsenin yerinden kalkacak hali kalmadı, gözler, öylece perdeye takılı, diller suskun kalakaldı. Gerçeğe ne denebilir ki? Hangi aklı evvelin yorumu bu gerçeği saklamaya güç bulabilir?

Filmin başından sonuna öyküyü taşıyan, iki tutam saçtı. İki kız çocuğunun gözünün önüne düşmesin diye kesilen, sarı ve siyah iki tutam kâhkülün çıkılanması. İki tutam saç ne kadar anıyı taşıyabilir? Ne kadar tarihe ışık tutabilir? Ne kadar yaşamın tanığı olabilir? İki tutam saçın tanıklığı koskoca tarihi anlatmaya yeter mi? Yetermiş meğerse iki tutam saç bile gerçeği yüz yıl uzağa taşıyabilirmiş. Biliyorsunuz kırsalda saç önemlidir. Rast gele kesilip atılmaz. Kesilirse saklanır. İşte Dersim olaylarında kaybolan yüzlerce kız çocuğundan sadece ikisinin geride kalan, iki tutam saçı. Olay 1938, gün bugün, hâlâ biz bu olaylarla yüzleşmeye hazır değiliz. Geçmiş aydınlanmadan, geleceğe yola çıkılır mı? Zaten biz de çıkamıyoruz.

Yüz yıl daha bu konuları tartışmayı sürdüreceğiz gibi görünüyor. Umarım yanılırım, umarım kendi geçmişimizle yüzleşmeyi başarırız. Yoksa yalancı aynalara bakarak görünen yüz, gerçek güzellikten uzak, yalancı görüntüyle avunmayla sürer gider. Ta ki, yolunuzu gerçeğin iki tutam saçı kesene dek.

Previous:

Almanya’nın Sevecen Kuşları

Next:

Erkek Oğlu Erkek, Bir Meclis Daha

You may also like

Post a new comment