İlk Adım; Halep

14 Şubat of 2011 by

8 Aralık 2008

Bilinen sınırlardan bilinmeyene doğru gidişimin ilk adımı Aleppo; diğer adıyla Halep…

Yeni bir sabah. Sokaklarda dolaşıyorum. Kılık kıyafetler gözüme çarpıyor; uzun entari giyen, başını saran erkekler genellikle yerini pantolon gömlek giyenlere bırakıyor. Kadınlar koyu renk uzun elbiseler giymiş. İstiyorum ki; geleneksel kıyafetler, yaşam biçimleri göreyim ama herkes aynı olma yolunda o denli elbirliği etmiş ki gördüklerimle yetiniyorum.

Sokaklarda yürüyorum. Kendimi tamamen bırakmadan, kaybolurcasına ve bunu umursamamacasına yürümeyi henüz becerememiş olmama rağmen gevşemeye çalışıyorum. Gezgin olmak zor zanaat. Ben henüz kenarında bile değilim…

El – Jideyde Meydanı’ndayım. Geniş caddelerden ara sokaklara dalıyorum. Birbirleriyle öyle tezat ki bu sokaklar; insanda çarpıcı bir etki bırakıyor. Yapılar taş. Her şey tas; duvarlar, evler, gözüm taştan bayram etmiş halde heyecanla yürüyorum. Gördüğüm her sokağın fotoğrafını çekesim geliyor. Derken tam deklanşöre basacak oluyorum ki arkadan siyah giydiğini yandan anlık gördüğüm bir adam ‘please’ dememe rağmen fotoğraf karesine giriyor. Bu saygısızlık karsısında deklanşöre de basmış olmanın verdiği kızgınlıkla söyleniyorum… Adamın arkasından bakakalmış bir vaziyetteyim. O sokağın köşesinde gözden kaybolmadan az önce bunu özellikle yaptığını belirtirmişçesine arkasını dönüp bana bakıyor!

Halep Kalesi önündeyim. Bir mısır aldım, yemek için bir yer bulup oturdum. Derken bir çocuk yanıma geldi. Selam verdi, aldım selamını. Sonradan anlayacağım üzere bu çocuk uzun bir süre peşimi bırakmayacaktı. En son gitmesini sağlamak için sesimi yükseltmek zorunda kaldım. Gittiğini sandım ama elinde bir silahla geri dönmüştü. Bağırarak bana seslendi. Ona bakmamla beraber üzerime doğrulmuş bir silah gördüm. Kalakaldım. Oyuncaktı muhakkak ama silah gerçek mi değil mi diye bir an düşünmeden edemedim. Ve tetiğe bastı. Bir kahkaha attı ardından. Ben gülemedim, zira beni öldürdüğü fikrine gülüyordu…

Kalenin karşısındaki kefelerden birine oturdum. Bir çay söyledim. Etrafı izliyorum bir taraftan, Halep Kalesi’nin devasa görüntüsünden gözümü alamıyorum diğer taraftan. Bugün içine girmeyi düşünmüyorum. Olabildiğince etrafı hissetmek niyetindeyim.

Kalabalık. Kurban bayramı olmasından dolayı inanılmaz bir kalabalık var. Kalabalığın arasından sessiz adımlarla yürüyorum. Ayaklarım beni otele doğru götürüyor.

Previous:

Suriye’den Selam

Next:

Otel Odalarından, Yeşil Yollara

You may also like

Post a new comment