Japonya’dan Hindistan’a Uzanan Bir Yolculuk

21 Haziran of 2011 by

Lumbini, 06 Aralık’06

Japonya’dan başlayan yolculuk tam 9 yıldır Hindistan, Nepal, Tayland, Kamboçya ekseninde sürüp giderken Fuji’de kendi içinde olanlardan haberdardı. Uzun aylar boyunca buralarda gezindiğinden, sabit bir evi olmadığından ve buralardan kopamadığından bahsederken Hindistan hakkında hissettiği şeylerin salt bir ülke betimlemesinden ibaret olmadığını, bu hissedişin arkasında çok daha farklı bir zamanın, bir var oluşun ve yaşayışın olduğunu anladım…


O sırada yemekler geldi. Mum ışığında yemeklerimizi yerken atmosferin bende bıraktığı etki içime yazıldı. O anı yaşamak, hiç tanımadığım ama aslında hissedişlerimiz açısından bakıldığında da bir o kadar yakın bulduğum bir insanla karşılaşmış olmanın verdiği haz, kendimi ‘iyi’ ve ‘huzurlu’ hissetmeme neden olmuştu…

Fuji bana o gece uzun uzun Hindistan’dan; yaşama ve insanlara bakışının son 9 yılda nasıl değiştiğinden, yumuşadığından, esnediğinden bahsetti. 20 yaşında kendine spritüel sorular sormaya başlayışından 47 yaşına gelene dek soruların cevaplarını yaşayarak buluşuna kadar geçen süreyi dinledim ondan. Hal ve tavırlarından ve konuşma tarzından bana ulaşan etki; iyimserliği ve yaşama olan olumlu bakışıydı. Onu dinledim, anlayamadığım zamanlarda tekrar anlattı, yine anlayamazsam işaretlerle anlatmaya çalıştı. Ve o da beni hissetti. O an yaşadığım mutluluğu kelimelerle ifade etmem içimdeki coşkuyu anlatmaya yetmez…

Ona bunca zamandır yollarda olmanın nasıl olduğunu sordum. Zor zamanlar geçirdiğini, bazen parasız kaldığını, ara ara ülkesine gidip gelerek hem ailevi özlemlerini hem de parasal durumunu desteklediğini söyledi. Japonya’ya gittiğinde kaldığı uzun zamanlar boyunca Hindistan’ın onu her zaman çağırdığını ve bu çağrının zonklamasını içinde hissettiği her seferinde ayaklarını durduramadığını.

İlk başlarda batıdan doğuya geçişin şaşırtıcı renkliliği, basitliği, sadeliğinin yanında bir o kadar da karışıklığını gülerek anlatırken ilk gelişlerinden itibaren uzunca bir süre Hint kadınları gibi sarilerle dolaştığından, onlar gibi giyindiğinden bahsetti. Aslında bunun kendi ülkesinin şartlanmalarından kurtulmak isteyişinin bir yansıması olduğunun bilincine sonra sonra vardığını anlattı. Burada da insanlar farklı şartlanmalar içindeydi ve salt kendi değerlerini, karakterini, giyimini ve önceki yaşamını bir kenara koyarak iç sıkıntılarını çözümleyemeyeceğini görmüştü. Esas konu ‘insan’ ve ‘toplum’ ve aralarındaki dinamiklerdi ve bu ülkeler, insanlar, coğrafyalar da değişse değişmiyordu. Kendi bulunduğu temel üzerinden, kendi bakışı ile en önemlisi de bu dinamiklere ‘dışardan bakma’ şansına sahip olduğunun bilinciyle Hindistan’a ve kendi var oluşuna ‘yolculuklarla’ bakmayı seçmişti…

Ve içsel sakinliğine uzun yıllar boyunca devam ettiği ‘hatha yoga’* ve meditasyonlar ile ulaştığından bahsetti. Buna göre yoga, salt bedensel hareketler değil, bir felsefesi olan ve bu felsefeyi içselleştirdiği zaman insanın kendi içine dokunabilmesi ve kendini iyileştirebilmesini mümkün kılan bir önemdeydi…

*Hatha Yoga: Yoga, hareket yoluyla birlik ve bütünlüğün kurulmasını amaçlar. Egzersizler, davranışlar, hayata bakış açısı, düşünce ve oluşumları kapsayan bir bütündür. Yoga 4 çeşittir. Karma yoga, jhani yoga, bhakli yoga ve raja yoga olmak üzere. Hatha yoga raja yoganın bir koludur ve hazırlık yogası demektir. Fiziksel duruşlara ve nefes talimlerine ağırlık verir. Ha – tha; güneş ve ay anlamlarına gelir. Birlikte yazıldığında ‘güçlü’ anlamını taşır ve vücudu temizlemenin (enerjiyi) ne büyük bir güç gerektirdiğini sembolize eder. Vücudu kuvvetlendirmek amacıyla yapılacak asanalar (duruşlar) ve pranayamalar (nefes teknikleri) ruhsal ve fiziksel sağlığı çağırır…

 

 

Previous:

Fuji

Next:

Kişisel Menkıbe

You may also like

Post a new comment