Kahve Sohbetleri…

10 Ocak of 2011 by

Annem tam bir Türk kahvesi delisidir. Günde yedi sekiz kahveye kadar yolu vardır bu işin. Öyle her kahveyi de içmez. İllaki kurukahveci Mehmet Efendi kahvesi olacak. Kahvesi bol köpüklü olacak. Yanında tatlandırıcısı olacak. Eee tabi birde sohbet edecek insan olacak…

Ben de tam tersi ıhlamurdu, bitki çaylarıydı falan hafif takılıyorum Nescafe bile içmeyen biriyim. Ama anneme gide gele bende Türk kahvesine alıştım. Annem kapıdan içeri girdiğimi görmesiyle beraber mutfağa gidip cezveye kahveyi doldurmaya başlıyor bile… Tutabilene aşk olsun… Beni de eğitti yani…

Kahveyi yapmanın bir ritüeli var elbette… Annem kahveyi yaparken bolca karıştırıyor… Her seferinde de kahve köpüklü oluyor… Bana göre kahvenin başı dönüyor köpürmesi ondan…

Bana bir arkadaşım öğretti kahve yapmasını… Annemin o çok karıştırmalı ritüelini bir türlü kapamadım… Ben bir ya da iki kere uzun uzun karıştırıyorum… Aynı yönde karıştırmaya dikkat ediyorum… Ağır ateşte yavaş yavaş karıştırıyorum. Onun dışında tam köpürmeden önce ocaktan alıyorum… Benim ki de köpüklü oluyor… Ama anneme anlatamıyorum ki… İllaki çok karıştırmak gerekir diyor kahveyi…

Bu faslı bitirince fincanlar elimizde salona geçiyoruz. Kahvenin soğuması gerekiyor…

İşte annemim sorgulamaları tam burada başlıyor… Cevapları alana kadar da sorgulama kısmı devam ediyor… Maksat kızının hayatında neler olup, bitiyor onu anlamak galiba… Bu kahve bahane galiba…

Yeni tanıştığımız birisiyle de öyle yapmaz mıyız? Gel bir kahve içelim demez miyiz? Sohbet süresi belirlenmiş olur… Sohbet iyi gitmese bile idare edilebilir bir süredir… Gerekirse kahve hızlı içilir acelem var denir… Erkenden de kalkılır… Çok da ters kaçmaz… Sohbet iyiyse iş uzar… Arkadan tatlı gelir… Bir sonraki görüşme ayarlanır… Bu kahve ilk basamak gibi olur…

Geçenlerde bir yazı gördüm çok hoşuma gitti… Kahvenin yanında neden su getirildiğine dair. Osmanlı zamanında eve misafir geldiğinde kahveyle birlikte su getirilirmiş. Misafir toksa kahveyi alırmış. Açsa suyu. Tabii o zaman hemen sofra kurulurmuş. Böylece çok ince bir nezaketle anlaşılırmış…

Bir de bir kahvenin kırk yıllık hatırı var denir ama onu henüz çözemedim…

Annemle kahveyi içe içe, kahvenin kokusunu bile sever oldum. Cezveydi, kahve içme takımlarıydı derken bayağı bilgi sahibi oldum. Bol köpüklü kahve yapar oldum… Aileyle olsun, arkadaşlarla olsun kahve içmenin zevkine vardım… Siz de bu hafta birini kahveye çağırın… Sıcak bir sohbetin sizi beklediğini göreceksiniz… Kahve iyi gelir mi bilmem ama sohbetin sizi neşelendireceğine eminim…

Sağlıcakla,

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Zaman Nedir?

Next:

Sonsuzluğa Giden ‘an’lar…

You may also like

Post a new comment