Kalbim Tebriz’de Kaldı

22 Nisan of 2011 by

02 Ekim 2006, Tahran

Ertesi sabah uyandım ‘gidişe doğru.’ Herkesle vedalaştım ama bunun bir veda olmadığını da içten içe biliyordum. Telefonlar alındı, verildi, sürekli haber vermem tembihlendi, hatta Nuşki’nin kardeşi Tahran’a ulaşır ulaşmaz benden haber bekliyormuş, duyunca güldüm. Her şey organize edilmiş, oralarda emin ellerde olacakmışım. Süheyla sıkı sıkı tembihledi; dönüşte tekrar gelmem için yine ve yeniden…

O arada Süheyla Masood’un göz diktiğim gri şalvarından bir tane daha olduğunu söyleyerek hazırladığı azık ile beraber elime tutuşturdu. Çok sevindim. Masood’la aramızda bir şalvar kardeşliği vardı artık. Abdi Bey Amca ile beraber otogarın yolunu tuttuk. Sanki şu birkaç gündür değil de uzun zamandır onlarlaymışım gibi geldi. Bilet almak üzere gişeye ilerlerken beni oturtup yol parasını da ödemesi ve tüm ısrarlarıma rağmen parayı benden almaması içimden dolup dolup taşan bir duyguyu getirdi, boğazıma bıraktı. Gözlerim dolu dolu gülümseyebildim sadece otobüsün camından ona el sallarken.

Kalbim Tebriz’de kaldı; yolculuğumun başlangıcı sonrasının da nasıl gideceğinin ilk sinyalini verir gibiydi. Kendi kendime gülümsedim. Ne de olsa ‘olacaklar, olanlardan belli olurdu hep her zaman.’

Otobüs yol boyunca ilerlerken kafamdaki bant sarıp sarıp durdu. İçimdeki sızı ‘biricik Murti’yi’ özlüyor ve vazgeçmeksizin onu çağırıyordu. İçten gelen bir duyguyla ‘tek başıma’ çıkmam gereken bu yola evliliğimi de taşıyamazdım. Zaten gelmezdi de. Bu onun istediği bir şey değildi. O’nun özlemi değildi. Bu benim özlemimdi. Benim ‘iç yolculuğumdu.’ Ve yollarımız kendi seçimlerimizin ve eğilimlerimizin sonucunda, bizim haberimiz bile yokken ayrılmıştı. Yine de bir tarafım bunu kabul etmek istemiyor gibiydi.

Bir yanım geçmişe dönüktü, diğer yanımsa şimdide kalmaya uğraşıyordu. Elimdeki tek koz farkındalığımdı. Kendimi geriye bakarken yakaladığım her seferinde odağımı değiştirmem gerektiğini biliyordum. Derken şehrin sınırları göründü. Yeni bir sabah ufukta yavaş yavaş kendini göstermeye başlayadursun, gün ağarırken yeni bir yerde olmanın heyecanın içinde buldum kendimi yeniden.

Tahran’a ayak bastığımda Süheyla’dan aldığım tüyolarla önce Gülistan Müzesi’nin yolunu tuttum. Niyetim müzeden sonra Nuşki’nin biraderini bulmak. İçerde uzunca bir süre kalmışım. Vakit öğleyi gösterirken Kapalı Çarşı’nın içine girip kalabalığa karıştım. Uzun bir süre, daracık yol boyunca gördüğüm sağlı sollu alışveriş dükkânlarının, envai çeşit kumaşların, baharatların, el işlemesi halıların insanı alıp bir başka zamana götüren görüntüsünden kendimi alamadım. Derken gördüğüm bir hurma tepsisinin önünde buldum kendimi. Arada aklıma gelen adres ise gitmekte olduğum bir yeri işaret ederken, gözlerim aynı anda soracak birini arıyordu.

Previous:

Yoga Evi

Next:

Gece Yolculuğu

You may also like

Post a new comment