Kalidasa’nın Memleketi Ujjain

28 Şubat of 2011 by

7 Mart 2009

Madhvi’nin ailesi beni bırakmak istemiyor. 2 gün daha Sadhularla, ineklerle (burada herkes vejetaryen olduğu için, inek sayısı insandan fazla diyebilirim) ve bol bol temple ziyaretleriyle dolu bir kaç gün daha beni bekliyor.

Ujjain’in Old Town’nda epeyce bir dolaştım. Scootera binip etrafı iyice dolaştım. Göl kenarına gidip çamaşır yıkayan kadınlara eşlik ettim biraz iş yaptım bende. Bu arada Hindistan’ın en meşhur şairi Kalidasa burada Ujjain’de yasamış. Onun adına ithaf edilmiş sanat merkezini gezdik. En bilinen şiiri bir bulut elçiyle ilgili. Şiir, Yaksha’nın (Refahın Tanrısı) gelininden ayrılıp evinden sürülmesiyle ilgili. Hikâye, bir kaç ay geçtikten sonra musonların başlamasına yakın. Yaksha’nın gelip geçen bir buluta, gelinine haber iletmesi için sormasıyla başlıyor. Tüm hikâye bulutun bakış acısından anlatılıyor. Bu şiir, tüm dünyaca sanat eseri olarak nitelendiriliyor.

Bu arada Madhvi’nın ananesiyle aynı odayı paylaşıyorum. Burada Hintli hanımlar uyurken bile sâriyle yatıyorlar.

İki gün sonra Gujarat’a, Gandhi’nin şehri Ahmadabad’a gitmeye karar verdim, bakalım orda neler var.

8 Mart: Mahatma Gandhi’nin Ashrami

Ahmadabad’dayım. Sabah erken geldim, hemen bir autoya atladım ve bir kaç otel gezdikten sonra Gandhi’nin Ashrami’na yakın ve aynı zamanda karsısında büyük bir alışveriş merkezi olan otelime yerleştim. Oda bayağı temiz. Geceliği de 1000 Rupi yani aşağı yukarı 30 TL.

Kahvaltı eder etmez Sabarmati Ashram’a doğru yola cıktım. Gandhi’nin 8 yıl yasadığı bu yerde, inanılmaz kararlar alınmış bir ülkenin İngilizlerden kurtuluş hikâyesi başlatılmış, stratejik planlar ve en mühim görüşmeler hep burada yapılmıştı!

Çok güzel genişçe bir arazi. Her yerde minicik sincaplar karsısında da Sabarmati Nehri. Bir kaç küçük kulübe ve birde müze vardı. Gandhi’nin evi hem çok basit hem de çok küçük. Kendine ait bir yatak odası bile yokmuş. Tüm 8 yıl, terasta, dışarıda yatmış ve Gandhi’nin en meşhur uğrası kuskusuz yün eğirmek. Tüm cifçilere yeni teknikler öğretmiş yün eğirmenin önemini vurgulamıştı hayati boyunca.

Beni en çok etkileyen bu kadar eğitimli modern bir avukatın (Güney Afrika’nın en iyi okullarından birinden mezun olmuş) kendini bu şekilde bulmasıydı. Yani küçücük bir evde özgürlük savaşçısı olarak ama öldürmeden bir çiftçi kılığında, açlıktan ölmeyecek kadar az yiyerek yasayıp kendini halkına hizmet etmeye adaması. Ashram’da yaşamak isteyenler için 11 kural vardı: Şiddet yok (Ahimsa). Gerçeklik (Satya). Hırsızlık yok (Asteya), disiplin (Brahmacarya), korkusuzluk (Sarvatra Bhayavarjana), tüm dinlerin eşitliği (Sarva Dharma Samantva). Sadece yerel ürünlerin kullanımı (Swadeshi), dokunulmazlar sınıfının kaldırılması (Sparshbhavana). Hâkimiyet ve mülk edinme kavramının kalkması (Aparigraha), ekmek isçiliği (Sharirshrama), damak tadının ve iştahın kontrolü (Aswada).

Bütün bu kurallara uymak ciddi anlamda insani üst insan sınıfına taşır gerçekten!

Müzede tam 4 saat geçirdim ve Gandhi’nin My Experiment With Truth adlı kitabını okumaya başladım. Kesinlikle vejetaryenlik ve basit bir hayat tarzı edinme konusunda iyice düşünmeye başladım.

Previous:

Bir Hint Masalı Gibi Düğün

Next:

Ahmadabad’da Tek Başına, Yapayalnız

You may also like

Post a new comment