Karanlığın İçine Doğru

17 Ağustos of 2011 by

Bodhgaya, Hindistan, 26 Ocak’07

Vakit öğle sonrası. Niyeyse yürümek içimden gelmedi, odaya dönüp kendimi uykuya bırakmak istiyorum. Hiçbir yere sığamadığım zamanlardan biri. Bazen gördüklerim de algıma dokunmuyor gibi böylesi zamanlarda. Uyumak belki de en kolayı. Kafamı yastığa koyar koymaz günışığı orda olmasın istedim. Gözlerimi bir örtüyle kapatıp karanlığa bıraktım kendimi. Ve uykuyu çağırdım…

Sokaktan sesler geliyor. Kulaklarımı da tıkamak istiyorum. Hiçbir şey duymadan, görmeden ve hatta hissetmeden kendi içimde kalmak istiyorum. Kulaklarım yine de duyuyor sokaktan gelen sesleri. Hindistan’dayım. Aylardan Ocak, yıllardan 2007. Ne önemi var ki içimden bir şey bu zamana uyumlu değil. Bozuk sesler geliyor hem dışımdan hem içimden. Sarılabileceğim sıcak bir kucak da yok ki; verdiği huzurda her şeyi unutabileceğim. Yastığa sarılıyorum. Ve tekrar uyumayı deniyorum…

Uyandığımda üzerimdeki yorgunluk hala daha gitmemiş gibiydi. Perdeyi aralayıp dışarıya baktım. Artık uyumak mümkün değildi. Dışarıya çıkma isteğimde değişen bir şey de yoktu. İsteksizdim. Bir şeyler yesem belki iyi olurdu. Kalktım, eşyalarıma baktım. Odaya baktım, kendime dışımdan baktım. Ve gücümü toparlayıp dışarıya adımımı attım. Aşağıya indiğimde yürümeyi bırakıp geri döndüğüm sokaktaydım yine. Yürüdüm bu kez. Yolun sonuna kadar gittim. Sağımda kocaman kule gibi bir yer var. Sanırım bu bir tapınak. Önünden geçtim. Yol kenarındaki dilencilerin çokluğu yine gözüme takıldı. Ne kadar çoktular. İçlerinden biri ısrarla yüzüme baktı. Yaşlı bir kadındı. Dişleri yoktu. İhtiyar, yalnız ve sokaktaydı…

Yolun sonunda merdivenler geldi önüme. İnmedim. Hemen solundaki yere bir şeyler yemek üzere oturdum. Ve duvarlardan birinde el yapımı bir Tibetlinin yak üzerinde oturmuş resmini gördüm. Bir diğer duvarda Osho’nun resmi vardı. Onun kitaplarını okurken bende hissettirdiği duygular yine canlandı içimde. Üzerimdeki etkisi güçlüydü. Kelimelerinde kendimi bulduğum biriydi. Tıpkı Krishnamurti gibi. Asi bir adam…

Aklıma ‘insan’ için söyledikleri geldi. Güldüm; “Her zaman bir başkası olma, başka bir yerde olma, hep ne olduğunu reddetme ve hep olmadığı şeyin özlemini çekme; insan denilen maraz budur. Her neredeyseniz, şu anda yaşayabiliyorsanız, geleceği, amaçları, başka biri olma fikrini derhal unutabilirseniz çevrenizdeki tüm dünya değişir…”

Osho orada, duvarda bana bakarken içimde yine bir şeyleri harekete geçirmişti. İnsanı özbenliğine çağıran, egonun köleliğinden kurtulmuş, asi ve cesaret dolu bakışlarıyla onu bir kez daha hem de burada görmek beni mutlu etmişti. Uzun bir süre oturdum orada. Sonra çıktım, karanlığı istiyordum bugün niyeyse. Işık olmasındı. Lambalar olmasındı. Ayışığı ve karanlık yeterdi bana. Bir köşe bulup oturdum. Gözlerimi kapattım. Ve Osho’nun sözlerini düşündüm yine; “Kalbinizde bir alev yanıyor, bedeniniz alevin çevresine bir ışık yalnızca…”

Ve Şiva dedi ki; “Aysız ve yağmurlu bir gece olmadığı zaman, gözlerinizi yumun ve karanlığı önünüzde görün. Gözlerinizi açarak karanlığa yürüyün. Hatalar sonsuza kadar yok olur böylece.” Ve o an karanlığın ne güzel bir şey olduğunu anladım bir kez daha. İçinde kalmak istediğim bu karanlıktı; sessiz, dingin ve huzur dolu. Ben de öyle yaptım. Gözlerimi açtım ve karanlığın içine yürüdüm…

 

Previous:

Hislerin Yolu

Next:

Ben Artık Aynı Ben Değilim!

You may also like

Post a new comment