Kartal (1)

10 Ocak of 2011 by

Onun üzerine düşünmeden edemiyorum. İran, Pakistan, Hindistan ve Nepal yolunda hep at dikkatimi çekmişti. Bu yolculukta ise (Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır) hep kartal görüyorum. At beni kartala götürdü…

Şaman görücüler davul eşliğinde içsel yolculuğa çıktıklarında dünyayı olduğu haliyle enerji olarak görürler. Ve bu yolculuklarda usta Şaman yere ve göğe yolculuk yapar. Davulu onu taşır. Şaman’ın göksel yolculukta gördüğü şey bir kartalı andırır. Onu yaşamını yöneten bir güç olarak görür. Kartal yedi kat uzağa uçabilir, kanatları onu çok uzağa taşıyabilir…

Hayvanların kendine has özellikleri şamanın evreni anlamasına ve bu özelliği kullanarak kendini ruhsal yolculuğunda bir yerden bir yere taşımasına yardımcı olur. Şaman zamanın dışına çıkar ve gördüklerini anlatırdı. Aynı zamanda da hastalıkları iyileştirirdi. Şamanlar kabilenin hem doktoru hem de ruhsal rehberiydi. Çok eski zamanlarda insanlar Şamanlara bu nedenle saygı gösterirlerdi ve onun gücünü bilirlerdi. 

Bu coğrafyada gördüğüm kartal bana Şaman görücülerin o yolculuklarda keşfettiği kartalı ve anlamını insanlarla paylaşarak içerdiği sembolik gücün o zamanlardan bu zamana dek antik şehirleraracılığı ile günümüz insanına ulaştığını anlatıyor. Zira antik şehirlerde hemen hemen her kalıntının, her sütunun üzerinde bir hayvan sembolü hala daha insanlığa bakmaya devam etmektedir. Bunun tesadüf, anlamsız ve de saçma olduğu ise öne sürülemez…

Yine şaman davulunda da davulun üzerindeki derinin ve derinin üzerindeki hayvan resimlerinin özel bir anlamı vardır. Ve hayvanın bizzat kendisinden izin alarak onu öldüren Şaman onun gücünü de kullanır…

Bilinen odur ki insan yerden ve gökten bağımsız değildir, yerin ve göğün ‘chi’lerinin (yaşam enerjisi) uyumlu birliğinden var olmuştur.* İnsan yerin ‘chi’sine zarar verdiğinde bundan göğün ‘chi’si etkilenir. Yer enerjisi kendini dengelemek için depremler, afetler yaratır. Bu da döner dolaşır, insanın ‘chi’sini etkiler. İşte bu yüzden insan yerin ve göğün birliği demektir. İnsanlar ruhsal bir doyumsuzluk içindeyseler doğanın dengesini bozacak şekilde davranırlar. Kendi içlerinde uyumlu olduklarında doğa ile uyumları da güçlenir. Her birimiz belirli bir yaşam enerjisiyle doğarız. Ve günlük yaşamımızda da bu enerjiyi kullanırız. Kendimizi yorgun hissettiğimiz her seferinde yaratıcı enerjimizi kullanamayıp onu kenarlara köşelere iteriz. Ve bu bizde sanki bir şey yapmalıymışız da yapamıyormuşuz duygusu yaratır. O nedenle iklimleri de etkileriz. Bir yerin kurak olması ya da fazla yağış alması ya da kutuplardaki yaşam insan ‘chi’sini farklı etkiler. Yine insan kendi uyumu ve uyumsuzluğu yönünde iklimlerin dengesini bozabilir. Bu anda da bunu yaşıyoruz zaten…

*James Redfield 9 Kehanet (İkna el yazmaları)

Previous:

Geyiğin Mesajı

Next:

Kartal (2) Yer ve Gök…

You may also like

Post a new comment