Kartal (3) Ortak Bir Zihin…

14 Ocak of 2011 by

Aynı korkuları, aynı beklentileri, aynı yaşam biçimlerini destekleyen… Ve bir şekilde içimizdeki o sesin yükselmeye imkân bulduğu ve bizi kendi yaşam yolumuza çağırdığı gerçeğini fark ettiğimizde başlayan dönüşüm…

Şamanlar der ki; “zihniniz size ait değildir.” Sürekli kendi kendimizle konuştuğumuz ve bu içsel konuşmayı sürdürdüğümüzü hatırlarsak eğer bir an bile bu konuşmayı kesemediğimizi. Bu tam da oturuyor; aslında zihnin bize ait olmadığı…

Bize ait bir zihin var var olmasına da dünyaya doğduğumuzda kendi gerçek zihnimizi bir kenara itmemizi ve herkesin kullandığı ve baktığı şekilde düşünmeye yönlendirildiğimizi düşünürsek zamanla bize ait olan zihin kendi kabuğuna çekilir. Çok az ortaya çıkmaya başlar…

Zihnimizde sürekli bir ses. Sürekli konuşan, bize ne yapacağımızı söyleyen, bizi korkularla güdüleyen ve bu güdüyle hareket etmemize neden olan… Bunu çok az insan kabul edecektir. Zira bu öyle kolay kolay kabul edilecek bir şey değildir. Hele benlik kabuğunda yaşadığımızı düşünürsek… Kişisel egomuzdan beslenerek ve onu an be an büyüterek yaşadığımızı…

Yine de kim neye inanmak istiyorsa ona inanır. Kimin umurunda. Bazıları sorular sorar, bazıları da bununla ilgilenmez bile. Bazılarına da cevaplar kendiliğinden gelir. Bu her birimizin değişik zamanlarda yasadığı farkındalıklardır ne de olsa.

Yine de ortak bir zihnin büyük kabı içinde tutulmaya zorlandığımız gerçeği orda duruyor. Buna ilgi gösterenler için orda beklemeye devam ediyor…

Ve var oluşun o gitgide çetinleşen yolundan geri dönen ve normal bir şekilde yaşamaya çalışan insanların olduğu da bir gerçek. Bu o kadar kolay bir yol da değil. Aramızdan bazıları sonsuzluk deneyimi yaşıyor, bazıları günlük yaşamın normal farkındalığında kalmaya devam ediyor, bazıları da yaşadığı o sonsuzluk deneyimi sonrası ne yapacağını bilemiyor. Her an ayrı düzlemler aynı yerde buluşabiliyor. Bu da gerçeğin tam da burada burnumuzun dibinde olduğuna işaret ediyor.

Bunu şu sözler çok da güzel ifade eder; ‘yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir.’

Normal ve normal ötesi…

Fizik ve Metafizik…

Ruhsallık ve madde…

Bunlara birbirinden ayrı şeylermiş gibi bakmaya devam ettiğimiz sürece cevaplar da bizden an be an uzaklaşmaya devam edeceklerdir. Bunların her ikisi de aynı enerjinin farklı biçim almış şekilleridir ve biz insan olarak içimizde her ikisini de barındırıyoruz. Bedenimiz görünen şekliyle ağır ağır titreşirken madde görünümündedir; içimizde hissettiğimiz şeyse bizi ruhsallığa davet eder. Evrenin makro enerjisi içimizdeki mikro enerjiden farklı değil. Ne oluyor böyle de sürekli bunu çözmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. İçimizde neler olup bitiyor böyle?

Kim bilir bu soruya takılıp kalmayan var mıdır? Ya da takılmadığını sanan!

Şamanlar bu yüzden tam da bedeni önemsememiz gerektiğini, bütün cevapları ondan öğrenebileceğimizi söylerler. O bir enerjidir ve an be an değişir. Onu giyilip atılan bir elbise olarak gördüğümüz sürece ölümün bize verdiği o mesajı hiçbir zaman bilemeyeceğiz…

Oysa onu dönüştürmenin mümkün olduğu enerjimizin gitgide düşmek suretiyle bedeni yaşlandırdığı gerçeği karşısında onun enerjisini yükseltmek suretiyle dönüştürmenin de mümkün olduğunu bilseydik neler olurdu?

Kaynak: Carlos Castaneda ‘Kartalın Armağanı’, ‘Sonsuzluğun Etkin Yanı’.

Olympos, Eylül 2008

Previous:

Kartal (2) Yer ve Gök…

Next:

Kızılderili Gözüyle ‘İçimdeki Apaçi’

You may also like

Post a new comment