Kathmandu’da Ölüm

17 Ocak of 2011 by

Sonraları konuştuğum her Nepalli’den aynı yanıtı aldım. Krallarını sevmiyorlar. Halk hala öldürülen kralı saygıyla ve özlemle anıyor. Kaldığım otelde aslen Ugandalı olan ama İngiltere’de yaşayan söylediğine göre işini beceriksiz oğluna devretmiş, kendini emekliye ayırmış zengin iş adamı Sam‘de dâhil.

Sam Nepal’i sevmiş, her yıl geliyormuş. Herkese de iş adamı olduğunu söylemiyordu. Mütevazılıği ile bilinen, sevilen, her zaman siyah kazak, pantolon giyen, gerçek bir Hindu gibiydi. Bu dili de iyi konuşuyordu. Yaşam felsefesi iyilik doluydu, merhametli bir yüreği, tadına doyamadığım sohbetlerinde alaycı bir şaka tarzı vardı. Akşamları otel şöminesinin başında sütlü, tarçınlı masala çaylarını yudumlarken o da şahsen tanımış bir dostu olarak ölen Kral Bendra hakkında iyi şeyler söylüyordu. Ölmeden önce Nepal için planladıkları ama yapamadıkları büyük bir projeden söz etti. Tahta kıyımdan sonra geçen kardeşini ise hiç tanımadığını ve tanımak istemediğini ekledi. Tüm kraliyet fertlerinin 1 Haziran 2001’de öldürüldüğü gün tüm ülke gözyaşına boğulmuş, halk 13 gün yas tutmuş, kraliyetin genç prensi Dpendra cinnet geçirerek tüm aileyi öldürdükten sonra son olarak kendisini feda etmiş. Bu kıyımın esrarı ise bugün hala kafalarda soru işareti bırakmış durumda…

Bu şehrin yüzlerce tapınağı var. Ve elimdeki rehberden gezilecek yerleri 3 gün boyunca sıraya koydum. Tapınaklar olsun olmasın sokaklarda kaybolmak istiyorum. Kokusunu unutamadığım bir yer var. Kışları neredeyse kurumuş olan kirli kutsal Pagmati Nehri’nin iki kenarındaki Hindu tapınağı Pashupastinath. Burada Hindu geleneklerine göre ölenleri yakıyor, küllerini nehre döküyorlar. Nehirde yıkanmak ve arınmak kutsal bir eylem kabul ediliyor. Tapınağa ilerlerken görüyorum aynı zamanda nehir kenarındaki varoş evlerin çamaşırlarını, bulaşıklarını yıkadıkları yerler de ölü külleri karışmış suda aynı yerde. Herkes her şey birbirine karışıyor.

Tapınağa yaklaştıkça henüz tutuşturulmuş bir ölüden yükselen dumanları görüyorum. Nehrin kenarında beton sütunun üzerinde çalı, odun, saman üstünde beyaza sarılmış bir adam yanıyor, koku pek hoş değil. Etrafında olan yakınları ağlamıyor, sakin sakin yanı başında duruyorlar. Saygısızlık yapmamak için köprüden nehrin karşısına geçip tapınağın nehre inen yüksek basamaklarından birinde bir süre bu dünyadan göçüp gitmekte olan kişinin tüten son dumanlarını izledim. Ölenin, ölümün hüznü sardı bedenimi. Kim bilir nasıl bir insandı? Ailesi, sevdikleri, yaptıkları, yapamadıkları, umutları, üzüntüsü, neşesi, başarısı, mücadelesiyle bizim gibi bir insandı işte. Her şeyi geride bırakıp kül oldu. Kaybettiğim güzel insanlar geldi aklıma, erken göçüp giden anne ve babamı özledim birden. Yıllar ne çabuk geçmişti, babam öldüğünde çocuktum, kızımın yaşındaydım, annem öldüğünde genç kızdım. Kızlarımı hiç görmediler. Ayy, hüzün bastı. Boğazım düğümlendi. Kalkmalıyım bu basamaklardan.

Üç ayrı yakılma bölümü var. Kast sistemine göre sıralanmış. Kraliyete, zenginlere ve fakirlere ait olanlar. Düşünmeden edemiyorum, bu dünyada insanlar ölürken bile eşit değil!  Tapınağa Hindu olmayanlar giremiyor. Bu görüntüyü fotoğraflıyorum. Belki de Kathmandu’yu Kathmandu yapan ölülerin geride kalanlara sinen bu duman kokularıdır kim bilir!

Previous:

Dr. Chakra

Next:

Om Mani Padme Hum

You may also like

Post a new comment