Kathmandu’da Yürekleri Isıtan Bir Buluşma Daha

04 Ağustos of 2011 by

Kathmandu, Nepal, 15 Ocak’07

Chitwan’dan mail adresime gelen bir mesaj nedeniyle ayrılıp Kathmandu’ya geri dönmek üzere yollara düştüm. Nagarkot’ta benim kaldığım odayı benden sonra bir Türk’e vermişler. Rupees ardı ardına köye gelen iki Türk müşterinin öyle hemen hemen rastlanılan bir durum olmadığından şaşkınlığını gizleyemeyip Andaç’a benden bahsetmiş. Andaç da durumu ilginç bulup bana ulaşmış. Telefonlaştık akabinde ve Kathmandu’da buluşmak üzere randevulaştık…


Chitwan’dan, köyün bakir ve saf kalmış yaşayış tarzı aklımda olduğu halde yaşadığı ilginç deneyimlerden beslenmiş olarak ayrılırken, bir yanım hala fillerin içler acısı durumunu kabullenememiş, öfkeli, çaresiz ve huzursuzdu. Aklım mutlaka ‘yapılacak bir şey olmalı’ diye düşünürken diğer yandan da gidişatın ekonomik tarafının neden bu denli belirgin, keskin ve önüne geçilemez bir biçimde canavarlaştığını anlamaya çalışıyordum.

Kathmandu’ya indiğimde doğruca Everest’e gittim yine. Yer bulamayınca neye uğradığımı şaşırdım. Sanki o oda benim evimdi ve neden şimdi boş değildi! Kendimi bu düşünceler içinde bulurken diğer taraftan da başka bir yer arayışı ile yürümeye başladım. Başka bir yere yerleşip Momo’nun yolunu tuttum yine. Önüme gelen bir internet cafe çağırdı sanki beni. Girdim ve oturdum bilgisayarın başına. Haberler harikaydı. Herkes buradaydı. Andaç, Fuji, Veysi. Tekrar görüşme heyecanı çoktan sarmıştı bile beni. Akşama Momo’da olacağımı bildiren bir mesajı hepsine atarken içim içime sığmıyordu ve yüzümde bir gülümseme vardı…

Gider gitmez ‘Porredge’ söyledim; sütle, meyveyle karıştırdıkları bir şey. Hem hafif hem güzel. Derken önce Veysi göründü, ardından Fuji geldi ve Andaç’ı beklemeye başladık. Hasret gidermek zamana ve sürenin ne kadar olduğuna bağlı değildi ve aramızdaki bu anlamlı arkadaşlık yüreklerimizi ısıtan cinstendi. Hepimiz tekrar birbirimizi görmüş olmaktan son derece mutluyduk ve şimdi aramıza yeni bir yolcunun katılacak olması da kutlanacak bir haberdi…

Andaç geldiğinde ekip tamamlanmıştı. İstanbul’dan Veysi gibi yollara düşmüş, bir ay kadar Hindistan’da kalıp oradan Nepal’e geçmiş. Bir yardım organizasyonunda görev alma isteğinden bahsederken anlaşılan oydu ki uzun zaman buralarda kalabileceği olasılığına da açıktı. Hepimiz sevmiştik buraları aslında. Böyle yeteri kadar para olsa uzun zaman yollarda, nereye gideceğimizi planlamadan, işaretleri takip ederek yolculuk yapabilirdik. Bu gerçekten de insanı zamanla sarıp sarmalayan bir duyguya da dönüşebilir, Fuji gibi belki de evimize hiç dönemeyebilirdik. Kim bilebilirdi? Aklıma Tayland’da olan tsunami geldi. Fuji anlatmıştı; yüzlerce insanın hayatını kaybettiği tsunami sonrası ölü bedenlerin kimlik teşhislerini yapmak için görevlilere yardım etmiş ve yaşadığına sevinirken o anda onlardan biri olma ihtimalini de düşünmüştü. Yaşam ilginç bir yoldu. Ne zaman nerede durup nerede devam edeceği kestirilemeyen!

Muhabbet devam ededursun, insanın niyetinin ne kadar önemli olduğu üzerine konuştuk. Yollarda olmak isteyen için aslında paranın da bir önemi yoktu. Her şey nasıl ve nereden baktığına göre de pekâlâ değişebiliyordu. Bir müddet çalışarak, bir müddet yolculuk ederek de buralarda kalınabilirdi. Doğru soru şuydu? Ne istiyorduk? Belki de hiç birimiz esasında bu sorunun cevabını tam olarak bilmiyorduk!

 

 

Previous:

Bisiklet Üstünde

Next:

Aynı Masada Üç Türk

You may also like

Post a new comment